şükela:  tümü | bugün
  • sarah polley'den sonra james franco'nun da kadrosuna katıldığı film. yönetmenliğini wim wenders yapacak. 3d olarak çekilecek olan film 2014 yılında vizyona girecek.
  • james franco, charlotte gainsbourg ve rachel mcadams'ın rol alacağı yeni wim wenders filmi.
  • baştan sona bu kadar dengeli giden bir filme rastlamak biz izleyiciler için çok zor rastlanılan bir durumdur. ki bu filmde sonuna kadar bunu görmekten büyük mutluluk duyduğumu söylemeden geçemeyeceğim.
    ayrıca filmin castının riskli bir yüze ve mimiklere sahip oyuncu seçimini de tebrik etmek gerekir. (james franco tam bu rol içinmiş)
    büyük çatışmalara, hezeyanlara gebe olabilecek bir konuyu yıllara yayarak içsel bir gerginlik ve sakinlikle anlatmak da ayrı bir başarısıdır filmin.
    kendi yaratıcılığını bir üst seviyeye geçirmekte zorlanan bir yazarın; kendi yaşamının mutsuzluğunu, içindeki o doldurulamayan ve gittikçe büyüyen boşluğunu filmin sürükleyici hikayesi ile (kaza) harmanlayarak anlatmak gerçekten usta işiydi.
    filmin tema hikayesini anlatırken kendi hayatının mutlu ama bir o kadar da mutsuz yaklaşımlarını seyirciyi germeden, beklentili arabesk çatışmalara girmeden seyirciye aktarmak inanılmazdı.
    tomas alden'in (james franco) sürekli bir biçimde bağışlanma ve huzuru kavuşma ritüelleri, senaryonun içine o kadar güzel yerleştirilmiş ki izleyende bile tebessümlü bir huzura kavuştu.
    filmin, 3d olmasını hele böylesi bir film de olmasını yadırgamıştım. ama iyi ki öyle olmuş dedim. görüntü yönetimi de harikaydı.
    2015 istanbul film festivali kapsamında da gösterilmiştir.
  • 3 boyutlu dram filmi de güzel olurmuş dedirten, sinematografi nedir sorusuna cevap niteliğinde wim wenders filmi.

    --- spoiler ---

    çocuğun yatağının başlığındaki lambaya dikkat!

    --- spoiler ---
  • izlerken sıkıntıdan boğulduğum anların olduğu filmdir. 2 saat sadece doğayı seyrettim çünkü filmin çekiminin yapıldığı yerler olağanüstü güzellikteydi. onun dışında filmde ne oyunculuk, ne müzik, ne senaryo, ne de kurgu, övebileceğim başka hiçbir şey yok.
  • imdb punanın neden bu kadar düşük olduğunu anlayamadım. ortalamanın bir hayli üstünde bir film. yönetmeni de, bence iyi filmler çeken wim wenders(bu filmden hemen önce, çektiği belgesel pina'yı (2011) seyrettim, şiddetle tavsiye ederim).

    filmdin tanıtımda "affedilmeyecek bir hata sonrasında, kendinizi nasıl affedersiniz?" diye bir soru vardı. filmin temel derdini anlatan da buydu. cevabın işlenişi, varoluş felsefesini temel alarak oluşturulmuş. varoluşçulukta temel olarak insanın modern dünyada, dolayısıyla belli bir değerler sisteminin kuşaktan kuşağa taşınmadığı günümüzde, bireylerin "değer"lerini ve/veya kendini oluşturma sürecini temel alıyor. bu filmde de bir araba kaza sonrası, olayın faili ve mağduru (etkilenen) olan kişilerin aldığı pozisyonlar ve bunun sancıları var. temel olarak da, yazar olan tomas eldan-james franco'nun, bu olay dolayımıyla daha iyi bir yazar olmasını merkeze alıyor.

    oyuncular da genel olarak iyi idi: james franco filmin en iyiy oyuncusuydu, charlotte gainsbourg kendini pek zorlamamış ama ölüsü bile sinemada iş yapar, rachel mcadams ise ortalama bir oyunculuk çıkarmış. ama sağ kurtulan kardeş christopher'ı canlandıran robert naylor, iyi bir oyunculuk çıkartmış ve ileride çok iyi bir oyuncu olacak.
  • bu yıl iki alman yönetmen -wim wenders ile werner herzog- james franco ile çalıştılar. neden franco'yu tercih ettiklerini bilmiyorum. röportajlarını okumadım, izlemedim. ilginçtir -o kadar da ilginç değil gerçi-, iki film de -every thing will be fine ve queen of the desert- kötü eleştiriler alıp sevilmedi. ama ben o denli berbat bulmadım every thing'i, diğerini ise henüz torrente düşmediğinden izleyemedim. yalnız tabii bu iki büyük yönetmenin son filmlerinin pek iyi olmaması, o eski hallerinden eser olmaması üzücü. zira ilk ve orta dönem filmleri pek kaliteli, bu son dönem filmleri ise hayal kırıklığı... gerçi hep öyle oluyor. yaşlanan pek çok yönetmen vasat filmler çekip duruyor.

    gelelim şu filme. her yıl çekilen filmlerden bir tanesi. bir çocuk kaza sonucu ölür, geriye kalanlar bu ölümle başa çıkmaya çalışırlar. bu konu her yıl işlenen konulardan bir tanesi. hatta bu filmde oynayan charlotte gainsbourg, antichrist'ta benzer bir roldeydi; oğlunun ölümüyle başa çıkmaya çalışan, suçluluk duyan birisini oynamıştı. every thing will be fine'da da oğlunun ölümüyle başa çıkmaya çalışan bir anneyi oynuyor ama antichrist'tan farklı olarak dellenmiyor. filmin merkezinde james franco'nun tomas'sı (toma diye okunuyor) yer alıyor. film tomas'nın üç kadınla ilişkilerini ve yazarlığını işliyor bir yandan. ama önplanda olan şey suçlulukla başa çıkmaya çalışma, kendini affetme vs. oyunculuklar idare eder. franco fena değildi. gainsbourg da kendisini zorlamayan bir rolde zaten. mcadams güzelliği ile büyülüyor, keşke daha fazla sahnesi olsaydı.

    peki film bu temaları ve konuyu nasıl işlemiş? etkileyici bir şekilde işlediğini düşünmüyorum. ama dendiği kadar da berbat değil. 100 üzerinden 40'lık bir film bana göre. uzun bir dönemi ele alması filmin en büyük handikapı. ikide bir birkaç yılı geçiyorlar, ama yılları teperken kaybın bireylerdeki (tomas, çocuğun annesi) etkisini iyi işleyememiş senarist. benzer temaları, depresyon sürecini, kayıpla başa çıkma-çıkamama durumunu bu filmden daha iyi işleyen pek çok film çekildi. öte yandan karakterleri de iyi yazılmamış. evet, tomas'yı ve çocuğun annesini tanıyoruz ama mcadams'ın karakteri sara'yı tanımıyoruz, keza marie-josee'nin karakteri de iyi yazılmamış. son 40 dk kala tomas ile marie'nin karakteri arasında diyaloglar berbattı. zaten diyaloglarda da sorun çok. iyi diyaloglar yazılamamış. görüntü yönetmenliği, mekanları, müzikleri iyi. ama işte ne oyuncular, ne de bu üçlü filmi kurtarabiliyor. velhasıl wenders'in kötü işlerinden. umarım sıradaki filmi daha iyi olur.
  • sakin, dingin bir dram. beklediğimden daha iyi çıktı. james franco, kendisinden beklenebilecek olandan çok daha iyi bir performans sergilemiş. bilhassa kullanılan mekanlar etkileyici ve bir şekilde huzur verici. gayet izlenebilir bir film olmuş.
  • james franco'nun hic yaslanmadigi filmdir.
  • hakkında bu kadar az şey yazılmasına çok şaşırdığım, ilk defa eylül ayında başka sinema kapsamında izlediğim, bugün digiturkde tekrar denk gelip ikinci kez izlediğim sinematografisi şahane film, bence çok daha fazlasını hakediyor.