şükela:  tümü | bugün
  • filmin en öz quote'u :

    --- spoiler ---

    camı penceresi patlamış binaları gören jonfen* ile alex in diyaloğu :

    j - what is it ?
    a - soviets.
    j - what happened here ?
    a - independence..

    --- spoiler ---
  • princeton'da donem odevi olarak jonathan safran foer'in yazdigi kitabin ve bu kitaptan ilham alinarak cevrilen filmin ismi.
    kitabi okumadim o yuzden pek elestiremiycem fakat 22 yasinda bi arkadasin donem odevinin kitap olmasi hayatta cok basarili olamayacagim gibi bir pesimist fikir zerkediyor bunyeme.

    film icin ise diyebilirim ki muzikler, cizgifilm karakterine yakin abartili tiplemeler filmdeki kustarica esintileri olmus ki filmi keyifli yapmis. elijah wood'un acikcasi bir hobbit olduktan sonra baska bir filmde oynayip ciddiye alinacagini dusunmemistim. yanilmisim son derece. cok iyi bir oyunculuk cikarmis.
    hem cok neseli hem cok duygu yuklu bir film. 2. dunya savasi temasi cok olculu kullanilmis ki bu cogu filmde yonetmenlerin dozunu (bence) ayarlayamadigi birsey.
    hem gorsel hem duygusal hem muziksel olarak bence pek guzel olmus.
  • güneşli pazartesiler'le goodbye lenin çocuk yapsa "everything is illuminated" olurdu herhalde. kusursuz diyeceğim zira kusuru yok, o denli güzel.
  • eğer bir köpeğiniz varsa ve henüz ona hangi ismi takacağınızı bilemiyorsanız, bu sıkıntınızı giderecek bir isim * ile sizi karşılayan film. aklıma geldikçe gülüyorum hee.

    beni koparan sahnesi ise;

    + birinci sınıf bir muhasebeci amerika'da ne kadar kazanır?
    - bilmiyorum. çok muhtemelen, eğer adam veya kadın iyiyse.
    +kadın mı?
    - veya erkek.
    + zenci muhasebeciler de var mı?
    - evet, afro-amerikalı muhasebeciler var ama o kelimeyi kullanmak istemezsin.
    + peki homoseksüel muhasebeciler?
    - herşeyin homoseksüel olanı var. homoseksüel çöpçüler bile var.
    + peki zenci homoseksüel bir muhasebeci ne kadar para kazanır?
  • ilk önce diyelim ki, film gibi bir film. ülkemiz sinemasinda pek $ansi olacagini sanmamakla birlikte (daha önce milyon kez i$lenmi$ bir konu olmasina ragmen) son derece etkili bir üslubu var. bunun di$inda asla bir komedi filmi zannedilmemeli. izleyene ho$ vakit gecirten, izlemeyene cok da bir $ey kaybettirmeyen ortalamanin üstünde bir film.

    --- spoiler ---
    aycicek tarlasinin ortasindaki evi görüp de kendini mutlu hissetmeyecek biri yoktur diye tahmin ediyorum.
    --- spoiler ---
  • olur da bir gün izlerseniz hiç pişman olmayacağınız film. olur da bir gün izledikten sonra buraya bakarsanız beni daha iyi anlayacağınız film. gün olur bir gün. kimbilir. olur da bir gün atalarımın izini sürmeye ukrayna'ya gidersem bu filmin katkısı olacağı muhakkak.
  • filmi sevmiştim. tipik bir bağımsız amerikan sineması örneğiydi zira. kitap ise baştan biraz sıkıcı geldi. sırf değişik olmak için değişik olmuş gibi bir üslubu vardı. ya da ben uzun süre içine giremedim, ne bileyim. ama sonradan fena açıldı. hatta filmi de acayip solladı. film iyimser bir katarsis filmi olarak kalırken, kitap çarpıcı bir insanlık dramına doğru, brod nehrinin sularında yelken açtı.

    güzel kitap. o kadar kültürdışı yahudiliğe rağmen çok güzel. evrensel olmayı başarmış. ayrıca alıntılayacak birçok güzel pasajın arasından şunu seçmeyi uygun gördüm:

    "...mesih'in dünyanın sonunda geleceği söylenir." "ama dünyanın sonu değildi," dedi dedem. "sonuydu. o gelmedi sadece." "neden gelmedi?" "olanlardan öğrendiğimiz ders buydu: tanrı yoktur. bunu bize kanıtlaması için onca gizli yüz gerekti." "ya bu, imanınızın sınanmasıydı ise?" dedim. "inancı bu yoldan sınayan bir tanrıya inanamam ben." "ya elinde değilse?" "olanları durduramayacak bir tanrıya inanamam ben." "ya bunları yapan tanrı değil de insansa?" "insana da inanmıyorum zaten."

    bir de şu varıdı:

    "hirşel'i gördüm o da beni gördü ve yan yana durduk çünkü arkadaşlar aşk veya kötülük karşısında öyle durur."
  • kitabi okumadim ama filmi tek kelimeyle muhtesemdi..

    ozellikle karakterlerin kendi aralarinda ve kendi icinlerindeki hesaplasmalari ve etkilesimleri cok guzel yansitilmis..ayrica goruntu olarak da cok guzel sahneler ve renk kullanimlari mevcut..

    --- spoiler ---
    filmin sonlarina dogru soylenen " biz burda oldugumuz icin bu yuzuk yok, bu yuzuk oldugu icin biz variz" lafi da bana lotr'u hatirlatti..eminim film sirasinda eliah wood'da ayni seyi dusunmustur..
    --- spoiler ---
  • uyarlandığı kitabın yazarı jonathan safran foer'in filmin ilk sahnelerinde mezarlıktaki yaprakları temizleyen görevli olarak göründüğü filmdir.
  • 1977, washington doğumlu, princeton üniversitesi'nin felsefe bölümünden mezun jonathan safran foer’in 2002 yılında yayımlanan ilk romanı.
    aynı zamanda 2005 yılında söz konusu romandan liev schreiber tarafından uyarlanmış filmdir. liev schreiber, neden böyle bir işe kalkışmış diye düşünürken yaptığım küçük araştırma sonucunda hikayede kendisinden bir şeyler bulduğunu fark ettim. trachimbrod (trochenbrod ya da trohinbrod, veya sofievka hatta zofiówka)’da kendi kökenini arama, özüne yolculuk. safran’ın amerika’da var olabilişinin ukrayna’daki augustine sayesindeliği…
    liev schreiber, aslında çok risk almamış, coğrafyadan yola çıkarak, gogol bordello’yu da arkasına alarak, kusturica’nın sakin bir duruşunu sergilemiş. çok tatlı bir film olmuş.
    imdb’de gördüğüm kadarı ile safran foer’in de filmde küçük bir rolü var, hangisi olduğunu pek kestiremedim. başrollerde elijah wood, eugene hutz ve boris leskin var gibi görünse de gerçek başrol sammy davis jr. jr. tarafından icra edilmiş. gerçi, elijah wood bu sefer safran olarak yine yüzükle sınanıyor gibiydi ama ben gerçek safran foer’i daha yakışıklı ve sevimli buldum.
    jonathan safran foer ile 2011 yılında tanışıp extremely loud and incredibly close’u okuyunca şöyle şeyler yumurtlamışım “foer'in yaşına başına göre oldukça iyi yazdığı, enteresan bir duyarlılığı olduğu göz ardı edilemeyecek bir durum olmakla birlikte, bir italo calvino yaratıcılığına ya da bir paul auster zanaatkarlığına ulaşmak için uzun bir yolu olduğunu düşünüyorum. yazacaklarının, yıllanırsa damağınızı gıcıklayacağı kanaatindeyim aynı zamanda.”
    extremely loud and incredibly close’da, “geçmişe ihtiyacım yok diye düşünüyordum. geçmişin bana ihtiyaç duyabileceği aklıma gelmemişti.” diye bir cümle vardı. görebildiğim kadarı ile foer kendini hep geçmişte arıyor. içine kapanık aile bağları ile kendini var edebilen bir çocuk/genç, koleksiyonlar, büyükbabalar, büyükanneler, yolculuk, rastlantılar, rastlantılardaki büyü bu hikayede de var. foer, ateist tarafının altını sık sık çizse de, felsefe ile ilişkisinden, yahudi geleneklerinden, savaşın kendileri üzerindeki etkilerinden, new york vasıtasıyla 11 eylül’den besleniyor, hatta faydalanıyor bile denebilir.
    bu arada, eugene hutz, ne sevimli adam, zaten filmdeki alex’in diyalogları da bir o kadar sevimli idi. “ı do not know any women who are taller than me. the women who are taller than me are lesbians, for whom 1969 was a very momentous year.” ya da “please, don't be scared. cars are totally safe now. they even have airbags, crumple zones... maybe not this one... but most!”
    sonuç olarak, özümüzden döndüğümüzde, bileklerimizi kesme pahasına toprağımıza geri döneceğiz. kaçtığımız savaşlardan saklandığımız yerler bembeyaz çarşafların asılı olduğu ayçiçeği tarlaları olur umarım ve birileri gelip toprağa gömdüğümüz anılarımızı arama cesaretini gösterebilir.
    savaşların bittiğini birileri bize söylesin!