şükela:  tümü | bugün
  • tarih bilmeyen, osmanlı'yı tanımayan, cahil ve inkarcı türk düşmanları'nın haberi bile olmadığı insanlardır.

    osmanlı'nın anadolu'dan önce bir balkan devleti olarak kurulup, geliştiğini, anadolu'ya gelen türkmen boylarının balkanlara yerleştirildiğini %70'i hiç kitap okumamış millet'in fertleri bilmeyebilir.

    bu affedilmez bir ayıptır.

    balkan savaşlarından sonra soykırıma uğrayan, kaçıp anadolu'ya sığınanlar da işte bu asil insanlardır. gıklarını bile çıkarmamış, ülke için çalışmış didinmişlerdir.

    bu ülke onların sırtında yükselmiştir.
  • 600 yıl balkanlarda yaşayıp, dillerini ve benliklerini yitirmeyen türklerdir.

    otman baba, sarı saltuk gibi abdalların inançlarını yüzyıllardır yitirmemişlerdir. bir de üstüne soykırıma uğramışlardır ki, kimse lafını bile etmez, çok normal ve sıradanmış gibi geçiştirilir alçakça.

    melezliklerine gelince, faşist kafalar için çok önemlidir bu.

    ama şunu okuyun :
    (bkz: türk/@manzikert)
  • osmanlı döneminde rumeli'ne yerleştirilen türklerin torunları için kullanılan tamlama.
  • 17. yuzyilda rumeli'deli yoruklerden ve tatarlardan kurulan teskilat. tanzimatla beraber bati olculerine uymadigi gerekcesiyle ortadan kaldirilmistir.
  • evladi fatihan rumeli’de yaşayan türklerle bütünleşmiş deyimdir.
    osmanli’da 17. yy. sonlarına doğru rumeli’deki yörük ve tatarlardan meydana getirilen askeri teşkilata verilen isimdir.
    evladı fatihan 1697 yılında 16 582 kişiden oluşmaktaydı ve osmali akıncı güçlerinin ilerlemelerinde büyük destek sağlıyorlardı. vergi sisteminde ve toprak sahibi olma konusunda bazı ayrıcalıkları vardı. 1846’da selanik müşirine yazılan bir emirle ortadan kaldırılmıştır.
  • kelime anlamı şu aslında: fetihçilerin çocukları.
    hatta ingilizcesi daha bile net olabilir: children of conqueror.
    fethedilenin cenahından bakılırsa istilacının/işgalcinin çocukları şeklinde bir küfüre bile dönüşebilir. mesela git bir filistinliye, israillilerden evlad-ı fatihan diye bahset bakalım, noluyor görelim.

    dahası bu durum basitçe olaya avcının mı yoksa avın mı tarafından bakılmasıyla sınırlı değil. kendini evlad-ı fatihan olarak tanımlamak, zaten avın mideye indirilmiş olmasını önvarsayar.
  • evlâd-ı fatihân'ın teşkilatlanması, 1593-1606 avusturya savaşları sırasındadır. burada bir dönüm noktası olarak 1595 tarihli calugareni savaşı dikkat çeker. bir baskın olarak nitelendirilebilecek bu olayda seferden dönen osmanlı ordusu, eflak'ta bir nehrin üzerindeki köprüden geçmektedir. civarda düşman (eflak ordusu) aktivitesi tespit edildiği için geçişe akıncılar da refakat etmektedir. ordu sağ salim karşıya geçtikten sonra akıncılar da geçmeye başlar. bu esnada eflak ordusu baskın verir, şiddetli top ve tüfek ateşi ile köprüyü ve akıncıları bombardıman eder. köprü yıkılır, akıncıların bir kısmı boğulur, kalanlar da ağır ateş altında şehit düşerler. bu katliam gibi savaştan kimse kurtulamaz. zamanında almanya içlerine uzanan, venedik'e inen, vistül nehrinde atlarını sulayan, liechtenstein'ı bile kuşatan haşmetli akıncı ocağından geriye yahya kemal'in söylediği bir beyitten başka bir şey kalmaz:

    "cennette bu gün gülleri açmış görürüz de,
    hala o kızıl hatıra gitmez gözümüzde."

    savaşta mahvolan akıncı ocağının yarattığı askeri boşluğu doldurması için rumeli'deki yörüklerden müteşekkil bir askeri yapı oluşturulur. o kızıl hatırayı hep diri tutması için bu teşkilatın ismi "evlâd-ı fatihân" koyulur, yani "fatihlerin evlatları". zamanla bu tabir sivil yörükler için de kullanılır olur. yakın yüzyıllarda ise rumelide ikamet eden türkler için genel bir sıfat halini almıştır.
  • umut yalım'ın rumeli’den göç eden tüm ailelerin geçmişinde olan evlâd-ı fatihanların gerçek hikayelerini anlattığı kitabının adı. arka kapaktaki yazı ilgimi çekti, aldım. umarım imza günü de düzenler.

    tanıtım yazısından:

    "rahmetli dedem sabah uyanır, mutlaka traş olur, kıyafetini giyer, dışarı çıkacaksa kravatını ya da papyonunu takar, evin salonuna öyle gelirdi. lambalı radyoları vardı. açınca bir süre ısınır, sonra ses verirdi. uzun ayaklı lambasının yanındaki koltuğa oturur, birinci sigarasını yakar, günlük gazetelerini okurken radyodan gelen rumeli nağmeleri eşliğinde kahvesini içerdi. üsküplüydü.

    diğer dedemin ailesi de razgrad’tan, balkan savaşının kaybedilmesi- nin ardından anavatana dönmeyi tercih eden tüm diğer aileler gibi, gündüzleri saklanıp geceleri ilerleyerek gelmişlerdi istanbul’a. binbir güçlükle, hayatları pahasına ayrılmışlardı yüzyıllarca vatan belledikleri topraklardan.

    oysa onlar osmanlı’nın akıncılarıydı. oysa onlar rumeli’de, devletin balkanlardaki uzun vadeli stratejisini gerçekleştirmek üzere seçilmişlerdi. onlar devlet-i’aliyye’nin temsilcileriydi rumeli’de.
    yunanistan’dan olsun, bulgaristan’dan olsun, bosna’dan olsun anavatana dönen tüm müslüman türk ailelerinin benzeri anıları vardır ve bizler onların anılarını dinleyerek büyüdük.

    elinizdeki roman aslında rumeli’den göç eden tüm ailelerin geçmişinde olan evlâd-ı fatihanların gerçek hikayeleri. abartısız, olduğu gibi."
  • bugün dahi balkanlardaki müslümanların gururla taşıdıkları sıfat. öyle ki aliya izzetbegovic mezarına fatih'in türbesinden toprak konulmasını vasiyet etmiştir. cümlesi bize emanettir.