şükela:  tümü | bugün
  • * *

    anne babanın evladına duyduğu sevgidir, genelde çocukların bu hissiyatı anlamadığı düşünülür ve anne olunca anlarsın, baba olunca anlarsın gibi geleceğe dönük cümleler kurulur bu konu hakkında.

    bazen anne-baba olmadan da anlaşılır bu sevgi, mesela ilk defa aşık olup sevgilinin yüzüne hasret kaldığınızda "ben sevgilimi bu kadar özlerken annem/babam beni nasıl özlüyor, nasıl benim için üzülüyordur kimbilir" düşüncesiyle baş başa kalabilir ve onları az da olsa anlayabilirsiniz.
  • kimi anne babalar kan bağı olmadan da en güzelini yaşatır evlatlarına.
    (bkz: evlatlık olmak)
  • anne babanın elinde olmadan büyüyen, karşılıksız,en masum en derin, insana kendini unutturan, hayatta ki bütün önemsenen olanları geride bıraktırabilen sevgidir.
  • (bkz: şefkat)
  • kelimelerle anlatılamayacak, tarifi mümkün olmayan duygu. içinde bol miktarda endişe ve sürekli özlem barındırır.
  • yiğenime duyduğum sevginin kaç katı olduğunu merak ettiim. efsane olan sevgi çeşidi.
  • evlat sahibi olmadan hakkında en ufak bir hisse sahip olmanın imkansız oldugu, tarifi pek mümkün olmayan bir sevgidir. hayrete batırıp batırıp çıkarır insanı.
    ölümü bekleyen 29 yaşında bir annenin kendi acılarına, derdine yanmak şöyle dursun; geride bırakacagı 4 yaşındaki evladının annesizlikle nasıl başa çıkacagını, kimlerin yanına sıgıp sıgmayacagı ve yine onun geleceğiyle ilgili kaygılarını dinlerken böyle bir sevginin varlığını bildigim halde bu denli güçlü olabilecegine ve akıl sır erdirememişliğim vardır.

    belki sırf bu yüzden ellerini taşın altına koy(a)maz bazı kimseler, kendilerinden başka kimseyi sevemecegini sanıp yanıldıklarından..
  • şair nigar hanım'ın kendi evlatlarına (munir ve keramet) duyduğu sevginin ifadesi:

    “çocuklarımı da her sevdiğim gibi
    bir sevdâ-yı mecnunane ile sevdim”

    (15 kanunısani 1332 – 28 ocak 1917)
  • -hemen hemen her zaman- kadınların erkeklere, açık ara fark attığı derin mevzu...
  • en çok eşimi severim şu dünyada. bir de annemi. kedilerimi severim sonra. yakın arkadaşlarımı da.
    insan sevdiklerini hep böyle sıralayabilir sanırdım yakın zamana kadar..her insanın bir sevgi hiyerarşisi olur derdim..evlat sevgisi de çok muazzam bir şey olmalı ki, insan anne olunca evlat gelir, sevgi basamağının en tepesine kurulur sanırdım.

    oysa pembe suratlı, minik burunlu küçük bir hanım hayatıma girince gördüm ki evlat sevgisi mukayesesi olan bir şey değilmiş.. kıyaslanamazmış, hiçbir şeye benzemezmiş, bir şeyden çok ya da bir şeyden az değilmiş.
    insan sevgisi gibi bile değilmiş. bammbaşka bir şeymiş.

    ancak yaşayınca anlarmış insan, birini seyrederken nefes tutmanın ne demek olduğunu. ve ancak koklayınca anlaşılırmış birinin gıdısındaki cennetin kokusu.

    birine bakarken hem zevkten ölebilirmiş insan, hem içinin titremesinden erirmiş, hem de acı çekermiş resmen bakmaya kıyamazken...

    evlat iç organmış meğerse. kalpmiş, ciğermiş, böbrekmiş. sevgisi insanın her bir hücresine, akan kanının her zerresine, saçının her bir teline işlermiş.