şükela:  tümü | bugün
  • zaten evlenme teklifinin red edilmesi ihtimali varsa neden teklif edilsin dedirten.

    (bkz: icaba davet)
    (bkz: icap)
    (bkz: icapçı)
  • gayet yapılabilen, olağan, olabilen bir şeydir.

    reddedildiğine tanık olmuşluğum var. reddettiğim de var.
    eğer ciddi karşılıklı bir sevgi ve muhabbet varsa, reddetme ihtimali neredeyse sıfır zaten. ama karşılıksız bi sevgi varsa, seven teklif eder, sevmeyen taraf reddeder. seven taraf reddedileceğini bile bile teklif eder üstelik.

    bazen de, karşılıklı sevgilerde, çıkmaza girilir, ya da taraflardan biri saçmalamaya başlar, ve sonuç yine hüsran olur.
  • fırtınalı bir ilişkiniz vardır, siz duygularınızdan emin değilsinizdir ama alışmışsınızdır ya da sizin onu sevme şeklini sevmişsinizdir belki... bildiğiniz tek şey bu ilişki'nin çok sürmeyeceğidir, çünkü hemen hemen hergün tartışırsınız ve siyaz ve beyaz kadar zıtsınızdır.

    o sizinle evlilik hayalleri kurarken siz sürekli, bu ilişkinin evliliğe varamayacağını düşünür bu hayallere acı bir gülümsemeyle karşılık verirsiniz ama o, gülümsemedeki acı'yı görmek istemez.

    sonra birgün o teklif gelir, herkes bu teklifle mutlu sona ulaşırken, sizin masalınız orada bitiverir.
  • bazen sadece ayrılamadığı için evlenme teklif eder insan. reddedilmekte var işin ucunda.

    yıl 2013, çokta sevilmemiş uzunca bir adam, uzun bir ilişki ve bir 14 şubat arifesi.

    arkadaşlarla bir gün öncesinden konuşulur, "nasıl acısız bir ayrılınır" temalı bir sohbet döner. yazarın durumunu bilen arkadaşları hak verse de, bazıları da kızıyor. 3 ay boyunca ertelenmiş bir ayrılığı daha da uzattığı için. daha sonra yazar "14 şubat'ı atlatayım da, sonra ayrılırım" diye hayıflanıyor.

    14 şubat günü gelip çattığında, iki normal sevgili gibi el ele ortaköy'e gidiyorlar. ortaköy'e gelindiğinde bir anda adamın arkadaşları ve balonlar bitiveriyor. bir kamera kayıt altına alıyor bu olayı. "noluyor yahu?" demeye kalmadan, çat yüzük ortaya çıkıyor. evlenmek istediğini dile getiriyor er kişi. bir anda o kara gölgeler dağılıyor, herşey toz pembe oluyor(yersen!). olmuyor tabi ki...

    "hah şimdi mahvoldun 'hayır' diyemedin diye bir adamla mı evleneceksin" diyor içerden birileri, dürtüyor. yazarın gözleri doluyor, er kişinin uzattığı yüzüğe dokunmadan elinden tutup, "kusura bakma ben bugün ayrılmayı konuşacaktım" diyor. çevredeki alkışlar bir anda "oha!" tepkilerine dönüşüyor. o an utanıyor yazar, kameraya çekiliyor bir yandan, insanlar görüyor, rezil oluyor. adam yüzüğü de alıp çekip gidiyor. sonraları öğreniliyor ki, gel gitler yaşıyormuş, ayrılmak ya da ayrılamamak eşiğinde gidip geliyormuş. er kişi topu hatun kişiye atarak, "ben yapamıyorum sen beni terk et" taktiği uygulamış ve insanların gözünde yazarı "kötü kadın" ilan edivermiştir.

    bu da böyle bir olaydır.
  • bazen kolay bazen zordur.
    evlenme teklifi reddedilen bazı insanlar, vakit kaybetmeden başka sulara yelken açabilir. bazıları ise reddeden kişiye cinlerden beter musallat olabilmektedir.
  • evlilikten aslında deli gibi korktuğunu bildiğiniz erkek arkadaşınızdan geldiyse sakince, tabii ki evlenebiliriz ama evlenmesek de ben seni zaten bırakmayacağım, bunu bil. der geçersiniz. insan tabii ki sevdiği kişinin hayatını şahsınızla beraber geçirmek isteğini duyunca mutlu oluyor. bunu bilmek de yeterli bana kalırsa. prensipte kabul ediyorum ama evlenmek çok da aciliyeti olan bir durum değil demiş oluyorsunuz.

    evliliğin aslında sadece bir teferruat olduğunu güzelce anlatırsınız. ama tabii yine de sırf teklif ettiği için bile ben ne halt yedim diye panikleyen karşı taraf 48 saat sonra ayrılmak isteyebilir. o zaman tadından yenmez. mal.
  • (bkz: bile bile lades)

    reddedileceğini bile bile teklif etmek.