şükela:  tümü | bugün
  • ne sorumluluktan kaçan ne de bencil olan kadın. salak ve mutlu görünmeye çalışmayandır aynı zamanda.
  • methiyeler duzulesi degildir aslinda. cok da alakasiz olmayan bir yerinden tutarsak, zamaninda ve hatta belki hala pesinizde deli divaneye donmus, simdiyse "ee yas geliyor otuza keh keh" sakalarini yapan adamlara; hayati boyunca tipine, karakterine, durusuna, tavrina, tavuklara kist demesen de sadece varolusuna kil olan ve "allahim firsat buldum" diye atlayarak "sekerim ne zaman doneceksin sen ordan, o-hooo sen donene kadar ben ikinciyi dogurmus olurum" diyen kadinlara prim vermemek net ve guzel bir tavir- bence. ama kucuk insanlarin kucuk problemlerine takarak "bunu istemiyorum" demek, bir nevi insanlarin tavrina sinirlenip sirf inat icin "cinselligi hic yasamak istemiyorum" ya da "asla asik olmak istemiyorum" demekten cok da farkli degil aslinda.

    yani kisacasi, aslinda olay bunu istemekte degil, dogru nedenlerle isteyip istememektir. dogruya yanlisa sen mi karar vereceksin ibibik diyenleri burunlarinin ucundan opuyorum, adeta herkesi kucaklayan bir akp liboslugundayim, bu isin merkezindeyim, tavrim size de hak veriyorum tavri. da, bu isi niye istedigini bilmeyerek istemek kadar, sadece sisteme alternatif olma askiyla istememek de yanlis bence, diyecegim budur. toplum evlenen kadina fazladan deger yuklemeye devam ettigi surece, evrilecek yolumuz var ve olacak daha, o ayri (bkz: cagla sikel/@procastinator).
  • "hey lanet olsun dostum, senin sorunun ne ha?"

    ben şahsen, bu elit, varlıklı ailelerden gelme, boğaza nazır cici cici mekteplerde filan tahsil görmüş çocukların "sistem" karşıtlığını bir nebze anlıyorum; nüyork'ta new school university'de filan doktora yapanları tenzih edersek (ilim irfan başka iş), temelinde vicdani bir sıkıntı olduğu aşikar. şimdi olduğu ve her zaman olacağı gibi, bu vicdan azabı saiki, geçmişte de yok değildi zaten. soğuk savaş döneminde sovyet propagandası ile gazlanan bu motivasyon, şimdilerde muteber iş adamı, gazeteci, romancı, ressam, reklamcı (sıwıh sıwıh :) ) olmakla kamuoyu gündemini işgal eden, o zamanın 'krğemdöğakrğem' (feci frankofon parodisi yaparım ama, sakınınız.) kesime mensup bütün robert college'lı, gassaraylı, saint benoit'lı delikanlılarını kütüphanelere koşup marx, engels, lenin okumaya teşvik etmiş idi. 6. filonun taşlanması, abd büyükelçisinin arabasının yakılması filan işin bonusu. ekşın dolu hayatları bir yana dursun, en azından okuma alışkanlığına sahip olmaları güzel birşey, bizim nesilde o bile pek yok (80 ve 90'larda büyüyenler kastım).

    kabul, adı konmamış ya da adı konsa bile içeriği doldurulamamış bir şeye isyan etmek salakça gibi dursa da gaaayet seksi bi şey ve hepimiz fayt kılab'ı çok seviyoruz, inanın (ben mesela, günde 2 rekat izleyip, mahallede celali isyanı çıkarıyorum kafam esince). türkçe sözlü protest rok müzik icra eden post adolesans çağındaki yeni nesil müzisyenlerde de, henüz kimse kendisinden çocuk mocuk talep etmemişken dahi "böyle bir dünyaya çocuk getirmek istemiyorum" çemkirmeleri altında kişisel hayalkırıklıklarını, sorumluluk korkularını sözümona sistem karşıtlığına, anti emperyaliz peaciful dünya tirivirisine tahvil etmeye çalışan cicili bicili kızlarımızda da görüyorum bu fayt kılab replikleriyle tahrik edilmiş, körüklenmiş "karşı olmak için karşı olmak" sendromunu. abidik bir ergen isyanı gibi görünen bu halet-i ruhiye, ilerleyen yıllarda, mevzu bahis kişilerin kariyer ve hayat beklentileri de eğer tam karşılanamamış, tatmin olmamış olarak kaldıysa bir de, çevremizde sıkça görmeye aşina olduğumuz mutsuz, sinik, tatminsiz küçük burjuvalar yaratmaya teşnedir. sözlükte de, bir süredir kopan/koparılan/bir süre daha kopması kaçınılmaz olan patırtı, gürültü, 'bir kaşık sudaki fırtına' da bundan öte bir anlam taşımamaktadır.

    yoksa, en azından biz müreffeh batılılar, yani en azından bir pc ve internet erişimi olabilecek kadar refahı garanti etmiş olanlar boş yere hırpalamasınlar kendilerini. bir zahmet araştırsınlar, çocuk ölüm oranları, okur yazarlık, kişi başına düşen gelir, gini katsayısı filan son 100 senede nerden nereye gelmiş şu memlekette ve dahi dünyada.. öyle bir ağlaşıyorlar ki, gören de sub saharan afrika'da birleşmiş milletler'in gıda yardımına muhtaç, ölümcül salgın hastalıklarla, bitmek tükenmek bilmeyen iç savaşlarla cebelleşiyor sanır kendilerini.

    haydi sil gözlerinin yaşını. (türkiye nereye: fayt kılab karizmasından kayahan sevencenliğine türkiye toplumsal tarihi, cilt 1, slowsal.)
  • şimdi bunu, "böyle bir dünyaya çocuk getirmek istemiyorum" çerçevesinden sunanların tasdik ve takdir edilmesi de ayrı bir neş'e kaynağı. yani kardeş, dünya sana göre öylesine amdan götten bir halde ki, bundan şikayet ediyorsun; eyvallah. dünyanın ve insanlığın kötüye gittiğini kabul ediyorsan, zaten direktoman ve yahut dolaylı olarak düzelmesini de istiyorsun demektir. belki, bir gün bu kötü gidişata dur diyebilecek, bütün insanlığa adalet, sevgi, mutluluk ve refah saçacak bir sosyal teorinin, biyolojik devrimin kapılarını açacak kişiyi sen veya senin gibi düşünenler doğuracak? hiç mi terminatör izlemedin, hiç mi sarah connor'ın çektiği o cefaya, sıkıntıya, fedakarlığa şahit olmadın? o da diyemez miydi, "bana ne kardeşim, ben böyle bi dünyaya çocuk getirmek istemiyorum, zıvanadan çıkan robotu ayrı çöksün, marslısı saylonu ayrı çöksün. suriye'nin hatayda, yunanistan'ın izmirde, gürcistan'ın artvinde gözü varsa bana ne? hem vicudumun bozulmasını istemiyoruuaam." diyebilirdi tabii ama demedi; elini taşın altına sokmasını, cansiparane kişiliğini konuşturmasını bildi. terminatör 3'ün sonundan pek bi bok anlamadım, ama neticede güzel ve anlamlı bir jest idi ve "heyy iyi işti dostuuaam".

    herneyse.. canlarım, ciğerlerim, kardeşlerim, ablalarım, cancişlerim! naçizane, şu sonucu çıkarıyorum, şuraya varmak istiyorum: bana öyle geliyor ki, bu şekilde, "bu dünyaya çocuk doğurmam" filan diyerek ya analitik zekanızı gösteren bazı genlerinizin ne kadar kofti olduğunu biliyor ve zımnen kabul etmiş oluyorsunuz ya da -daha düşük bir ihtimalle-damızlık için princeton'dan, stanford'dan phd'li bir kısım genç teorik fizikçiye, genetikçiye, moleküler biyoloğa çapkınca göz kırpıyor, selam ediyorsunuz. gece gece düşündüm ve bunun başka bir izahatını tüm samimi çabalarıma rağmen bulamadım.

    ama şu kesin: genlerine güvenen kadın seksidir. sıkıysa genine güvenen gelsin. ahahha.
  • din: hepimizi kandırdılar
    milliyet: hepimizi kandırdılar
    aşk: hepimizi kandırdılar
    seks: hepimizi kandırdılar
    medeniyet: hepimizi kandırdılar
    evlilik: hepimizi kandırdılar

    çocuk doğurmak: bu şartlarda pek bi bencillik be..
  • belki

    - üretkenlik kapasitesini vücudunun sadece alt değil de, üst kısmında da değerlendirebileceğini idrak etmiş kadındır,
    - kadın olmayanların uygun gördüğü yaşam planından hoşlanmamıştır,
    - anneniz/kız kardeşiniz/sevgiliniz ya da karınızın bir zamanlar olduğu kadındır, aşık olduğu adam kendisiyle evlenmek istediğinde fikrini değiştirmiştir ya da onu sırf bu yüzden kaybetmeye razı olamamıştır,
    - zengin ve elit bir ailesi yoktur, ailesi onu evlendirirken kendi düşüncesini sormamıştır,
    - evlenmek istiyordur, ama çocuk doğurmak istemiyordur/çocuk doğurmak istiyor, ama evlenmek istemiyordur,
    - seksi değildir,
    - çirkin değildir,
    - lezbiyen değildir,
    - frijit ya da nemfoman da değildir,
    - tokofobiktir ya da değildir,
    - istemedikleri bulaşıcı değildir, diğer kadınların fikrini değiştirmeyebilir,
    - korkulacak bir kadın değildir,

    ama vardır.
  • kadın-doğum stajı yapmış 4.sınıf tıp öğrencisidir.
  • gunumuzde tum versiyonlari mevcut artik sasmamak gerek, her calisan kadin illaki en az bir kere, yasaminin en az bir doneminde bu ruh hallerinin her birine bir kez girer, sonra birinde kalir...artik yasam neyi getirdiyse (kader)

    iste kadinin dort hali

    evlenmek ve cocuk dogurmak isteyen kadin
    evlenmek isteyen ama cocuk dogurmak istemeyen kadin
    evlenmek istemeyen ama cocuk dogurmak isteyen kadin
    evlenmek ve cocuk dogurmak istemeyen kadin...
  • reha muhtar' ın vatan' da yazdığı üzere anne olmak 30' lu yaşlarına gelmiş, çoğu alt ve orta gelir grubuna ait kadın için hayatının en önemli projesidir, genç ve güzel kız gider yerine her kültürün kutsadığı anne gelir ve her tür naneyi yemiş bi insanın milltvekili seçilmesi ve yırtması gibi o artık dokunulmazdır. evlenmek ve cocuk dogurmak istemeyen kadin bu durumda ya üst gelir grubundadır ve başka oyuncakları mevcuttur yahut entelektüel olarak bi yere gelmiştir, birey olmuştur dokunulmazlığa ihtiyacı yoktur tüm bunlara rağmen hormonlar çalışacak ve bünye müsaitse "ayy bende istiyoruuum " denilerekten bu iş datlıya bağlanacaktır.
  • özgürlüğüne ve rahatına düşkün kadındır. herkes kadar tercihlerini yaşamakta özgür olan kadındır, sorgulanamaz, yadırganamaz. amma ve lakin marifet böyle bir dünyaya çocuk getirmek ya da getirmemek değil, marifet bu hastalıklı sisteme karşı direnebilecek bireyler yetiştirmektir.