şükela:  tümü | bugün soru sor
  • toplum baskısının kişilerde oluşturduğu hastalıklı duygu. hastalıklı olmasının nedeni ise bir şeyi yapmak zorunda hissetmek, obsesyondan başka bir şey değildir. obsesyon da bildiğiniz gibi bir ruh hastalığıdır. kimse evlenmesin demiyorum ama sırf evlenmek için evlenen insandan da hoşlanmıyorum.
  • bunun bir de bazı tabu*lar nedeni ile hissedileni vardır ki tadından yenmez.
    zamanın ötesinden edit: ironiyi anlamayan nesle aşina değilim
  • genellikle toplumsal baskı (buna ahlaki baskı ya da mahalle baskısı da denebilir) ya da aile baskısı (buna anne babanın torun tombalak baskısı da denebilir) nedeniyle cinselliğini yaşayamayan erkek ya da kadının içinde bulunduğu durum.
  • kisilerin belli bir yasi gectikten sonra kapildiklari his.
    "annaammmm gec kaldim artik evlenmem lazim. bi kari/koca bulmam lazim. 3-5 seneye suratima bakan bile kalmicak. arkadaslarimin hepsi evli. evde tek basina kedi kopekle bir yere kadar."

    sonuc ise husran ve akabinde depresyondur. o yuzden rahat olun aradigin kisi yakinlarinda ya da karsina cikmak uzere, ama kendini rahat birakmazsan onu goremezsin.
  • evlenmeyle sonuçlanacak hissiyattır.

    1 hafta önce bu hissiyatı sonlandırarak evlenmeye karar vermiş, eskilerin anarşik genci şimdilerin damat adayı olarak yazıyorum. evet cıbıl cıbıl bir adayım. kısacık ömrümde gelinen bu noktayı tüm çıplaklığıyla (evlenicez malum cıbıl, mıbıl, çıplak vs. çıkıyor bir yerlerden) sizlere bir dram olarak sunuyorum.

    bu paylaşımda bulunmamın başlıca sebebleri; geçmişe sırasıyla bir bakmak, nasıl göte geldik tekrar anlamak diyebilirim.

    sanırım big bang'ten alacağım. 6 günü olanlar bana katılabilirler.

    lise yıllarım güzeldi. kız popülasyonu yerlerde olmasına rağmen allah vergisi tipimiz iyiydi de oradan yırttık. sayılı olan kızlardan birine vurulan ben yaklaşık bir seneyi platonik olarak geçirdim. "vuslat meşki neymiş önemli olan bu hicran aşkıydı" bu ergen için. la benim neyime hicran, bu felsefe için yaşım bile yetmiyordu. hormanların yoğun taarruzları neticesinde bir şekilde kızın beni farketmesimi sağladım. tabii ki işler hiç düşündüğüm gibi gitmedi, sonuç kötü. gururuna yediremeyen her ergen gibi aşkın peşinden koşmak yerine kapattım o defteri. ama o defter peşimi bırakmadı.

    günler, aylar derken yıl geçti sanırım işler bir anda tersine döndü. ne olduysa artık kız hoşlanır duruma gelmiş. birkaç olay derken lisenin son senesi hoşlaşan sevgililere dödük.

    herşey çok güzeldi. parklar, bahçeler, çayır çimen... ama sınav gerçeği de yaklaşıyordu. sınava girdik, tercihler yapıldı. koskoca lisede yerleşemeyen bir biz kaldık, ikimiz. sınavda bir yere yerleşemeyen en mutlu kişi ben olabilirim. çünkü mimar olmayı hedefleyen ben saçmasapan tercihler yapmıştım. öyle böyle derken bir yıl daha geçti, bir mimar bir diş hekimi olarak istanbul'a okumağa gittik.

    ergenliği yeni atlatan ben düşünmeye başlamıştım. varoluşçu sorgulamalar içinde buldum kendimi. dünyevi duygularım yavaş yavaş kayboluyordu. bu bana mutluluk vermiyordu ama içten içe bir dinginlik hissediyordum. çünkü mutlu olmak diye bir arzum da yoktu. mutluluk başka şeydi, benim aradığım kesinlikle bu değildi. mutluluk basitti. evet basit diyordum ama bunu küçümsemek için kullanmıyordum. sadece bu mutluluğu istemiyordum. sevgi nasıl ulvi bir şey ise belki mutluluk da böylesi ama ben bunların yerine mesela hüznü tercih etmek istiyordum. mutluluk çok "an"a aittti acaba onu basitleştiren şey bu muydu? bilmiyorum.

    dünyadan el etek çekmeye başlamıştım. bir yandan felsefe, din üzerine okumalar yapıyordum. ayrıca ilişki boyunca hissetmediğim bir sorumluluk hissetmeye başladım. sanırım buna tanıştığım abisi neden olmuştu.

    büyük günlerden biri olan doğum günü yaklaşıyordu. biz birgün sonra kutluyorduk doğum gününü. çünkü ben kutladığım ilk doğum gününü yanlış kutlayarak ertesi gün kutlamıştım. tarih aklımda öyle kalmıştı. bilmiyorum.

    doğum günü geldi ve biz 3 aydır konuşmuyoruz. ben aramak istemiyorum o da aramayınca konuşmuyoruz. ben bu durumdan muzdarip değilim. seviyorum ama aramak istemiyorum bu kadar. (neden ayrılmıyorsun diye soruyorsan. ilk ayrılma girişimime akan gözyaşları engel olmuştu. yapamadım yani.) doğum günü için aradım. konuşuyorduk, söz ayrılmaya geldi, ayrıldık. ben yapmadım biz yaptık. benim en eleştirdiğim tiksindiğim ilişlilerden biri olan ayrıl-barış ilişki insanı değilim. ayrıldıysak, ayrıldık. nitelim ayrıldık. kötü bir günde kötü bir telefon konuşmasıyla. bir daha hiç onu görmedim.

    ...devam edeceğim.
  • birilerinin köprüden önce son çıkışı göstermesi gerekir
  • evrimsel ve sosyolojik durumun şu anki hissettirdikleridir.

    muhtemelen 300 yıl sonra evlenenlere şaşırılacak ve ayıplanacaklar.
  • ponpon şarkıcımız nil karaibrahimgilin de söylediği üzere (bkz: evlenmek gerek)
  • yakın bir arkadaşım var, su anda 32 yaşında. kadın resmen kendini mecbur hissediyor evlenmeye. toplum baskısının en güzel orneklerinden bir de bu sanırım. zor bir durum. hic evlenmeyen bir insanin kusurlu, sorunlu olduğunu düşünüyor çoğu insan. evlilik matah birşey değil, ben de aksine 2 , 3 evlilik yapan insanların problemli olduğunu düşünüyorum. ve evlenmeyip, kendi hayatını düzenini kuran insana saygı duyuyorum.