şükela:  tümü | bugün
  • mevcut evliliğime bakarak zilyon tanesini sıralayabileceğim sebeplerdir.
    1. işe gitmeni kafa dinlemek ve çocukla ilgilenmekten kaçmak için bir fırsat olarak algılayan bir kadınla hayatı paylaşmak istememek.
    2. akşam işten eve geldiğinde, hemen hemen her gün bir bahane bulup saat 6 da çocuğu sana bırakıp (üstünü değiştirmene tuvalete gitmene bile izin vermeden) çocuk uyuduktan sonra eve geri gelip sonra da ben çocuğa bakıyorum akşama kadar yoruluyorum sen de şimdi biraz bana hizmet et diye emirler yağdıran (çamaşırları as, makineyi çalıştır, su getir, acıktım bir şeyler hazırla .. ) bir kadınla hayatı paylaşmak istememek. hele hele 4 yıllık evlilikte o kadından bir bardak su bile istememiş bir bünyeye çok dokunuyor bu.
    3. evin eksiklerini gidermek için çocukla birlikte markete gidip biraz meyve sebze aldı diye “artık eve bir şey almıyorsun, bütün ihtiyaçları da ben gidermeye başladım” diyen bir kadınla aynı evi paylaşmak istememek.
    4. eve gelmeden hemen önce arayıp alınacaklar listesini (genellikle en az 7-8 kalem) sayıp telefonu kapatan, bir tanesini unuttuğunda da “unutkan pezevenk”, “sen iyice unutkanlaştın, doktora git”, “zavallı” gibi hakaretler eden bir kadınla aynı evi paylaşmak istememek.
    5. teknoloji konusunda cahil olup (olabilir genellikle de öyledir zaten normaldi) ama senin o konudaki çabalarına bakıp (mesela modem arıza yapmıştır, internet gitmiştir) “ne yapıyorsun sen saatlerdir internet başında”, “yeter artık biraz da çocukla ilgilen” diyen ve cehaletini kabul etmeyen bir kadınla hayatı paylaşmak istememek.
    6. aşk-ı memnu, fatmagül’ün suçu ne, yer gök aşk, lale devri, türk malı, vs. bilimum yapımları izleyip senin tercihlerine saygı göstermeyen bir kadınla her gününün ortak geçmesini istememek. kıvanç tatlıtuğ görünce dibi düşen, kuzey güney’in gelmiş geçmiş en iyi yapım olduğunu düşünen bir kadını her gün görmek istememek.
    7. cahilliğini her zaman belli eden, ama zerre yüzüne vurmadığın halde seni gerizekalılıkla, görgüsüzlükle suçlayan bir kadının sesini her gün duymak istememek.
    8. evlenmeden önce 50 kilo, evlendikten 4 yıl sonra 70 kilo olan bir kadınla aynı yatağı paylaşmak istememek. (bacaklarından kaynaklanan bir rahatsızlık nedeniyle doktora gitmek ister ancak ağdaya gitmeden doktora gidemeyeceğini söyler, halbuki kocasına kıllı bacaklarını her gün sergilemektedir.)
    9. sana ağza alınmayacak küfürleri ettikten sonra hiç bir şey yokmuş gibi davranıp, akşam yatakta ona dokunmak istememeni, “hayatında başka kadın mı var senin” şeklinde yorumlayan bir kadına karşı sorumlulukların olmasını istememek.
    10. hayatında alışveriş konusundaki tek felsefesi “kalitelisini alacaksın, kalitelisi de pahalıdır” olan sonradan görme bir kadınla geçinmeye çalışmak istememek. (örnek: çok işlek bir yerdeki kazıkçı balıkçıdan balık almak yerine, aynı balığı belki daha kalitelisini daha ucuz ama uzak bir yerden aldın diye seni cimrilikle suçlamak.)
    11. evlendiğinde bakire olmadığı halde (olmasın önemli değil takmıyordum takmadım da, hala da takmıyorum) senin eski sevgilin üzerinden (ortada hiç bir şey yokken) kavgalar çıkararak aylarca hayatı zehir eden, (“o kadınla nasıl evlenmek istersin sen” ile başlayıp, “seni boynuzlayacağım zavallı” ile devam eden, içinde aileme ve bana karşı bin bir türlü küfürler barındıran intihar etmeyi bile düşündüren kavgalar, onun eski ilişkileri hakkında hiçbir şey söylememiş olmama rağmen..) bunun da üstüne sinirlenip “iyi ki seninle evlendiğimde bakire değilmişim” diyebilen bir kadınla hayatı paylaşmak istememek.
    12. eski sevgililerimden birini tanıyorlar diye annene ve babana hakaret eden bir kadınla yaşamak istememek.
    13. boşanırsak çocuğu sana göstermem diyen bir kadınla yaşamak istememek.
    14. yaptığın her şeyde bir eksik arayan bir kadınla yaşamak istememek. (yemek yaparsın, harikadır, tek yorumu şu olur: “tuzu eksik”)
    15. tuvaletin kapısını kilitlediğinde seni içeride mastürbasyon yapmakla suçlayıp kapıyı zorlayan bir kadınla aynı evde yaşamak istememek.
    16. birşeyi unuttuğunda işyerini arayıp saatlerce hakaret edip taciz eden bir kadının hayatında olmasını istememek.
    17. insana işini sevdiren bir kadınla hayatı paylaşmak istememek.
    18. etrafındaki (sadece benim etrafımdakiler değil kendi etrafındakiler de) dişileri çekemeyen (ailesi de dahil) bu yüzden sosyal ilişkilerini mahfeden, seni her alanda yalnızlığa mahkum eden bir kadınla daha da yalnızlaşmak istememek. (iş çıkışı bir arkadaşınla/akrabanla buluşursan –ki 2 ayda birdir en fazla- bunu haftalarca başına kakar ve sürekli gezdiğimi iddia eder)
    19. telefon rehberindeki bütün kadın isimlerini düzenli olarak ayda bir sorgulayan bir kadınla aynı evi paylaşmak istemem.
    20. bütün şifrelerimi vs. bildiği halde kendininkileri vermeyi özel yaşantısını ihlal sayan bir sapıkla hayatı paylaşmak istememek.
    21. telefonda konuşurken dışarıdan gelen bir kadın sesine odaklanıp, şüphelenen, kıllanan, kim var orda diye soran ve ısrarla üsteleyen bir kadınla sürekli iletişim halinde olmak istememek.

    uzadıkça uzar bu liste.
    extreme bir kezbanla evliyim a dostlar. diyeceksiniz ki belli değil miydi önceden. belliydi de.. geçer dedim, düzelir dedim.. ve merhamet en kötüsü de merhamet. acıdım.. hala da acıyorum. neden mi boşanmıyorum.. çocuk.. tek sebebi çocuk. çocuğun annesi babası ayrı olacak üzülecek kaygısı değil, çocuğumun o kadının yanında büyümesini istemiyorum ve sadece bunun için katlanıyorum. çocuğum için.. o dünyalar tatlısının hiçbir günahı yok.. ayrılmaya kalksam elinden gelen her türlü pisliği yapacağını ve bu pislikleri yaparken de çocuğu kullanmaktan zerre kadar çekinmeyeceğini iyi biliyorum.

    edit: sözlük haykırdığım kuyudur, ve hiç hoşlanmayacağı şeyleri hala yapabildiğim özel alanım. bu beni rahatlatıyor.
  • öncelikle şunu belirtmek isterim, aynı evde yaşama süresi 10 yılı geçmemiş olanlar yazacaklarımı çok anlamsız bulabilirler. benim de 2010'da filan yazdığım sevgiliyle aynı evde yaşamak temalı son derece çiçekli, kurdeleli, boncuklu entrylerim vardı. hatta bir kısmını bazı hanım kızlarımız bloglarında filan paylaşmışlar; sonradan gördüm.
    sonra o entryleri okuyup "siktir lan" diyerek sildim, neyse.

    dediğim gibi, 10 yıldan kısa süreli birlikteliklere, çiçeği burnunda evlilere, evlilik hazırlığında olanlara son derece kötümser ve "amaaan evlenmiş demek ki abuk sabuk biriyle bu" dedirtecek türden şeyler yazacağım; hele aynı yollardan siz de geçin, o zaman tekrar okursunuz, ricam budur. dileğim de aynı yollardan geçtikten sonra çok güzel şeyler düşünmeye ve yazmaya devam edebilmenizdir. ya da halihazırda bahsettiğim süreyi ve fazlasını devirmiş ve "yoo, gayet de güzel evlilik, çok memnunuz biz" diyor olmanızdır. ben naçizane kendi deneyimlerimden yola çıkarak sıralayacağım nedenlerimi. şimdiki aklım olsa neden evlenmezdim sorusunun yanıtları gibi olacak.

    1) yalnızlıktan keyif almak. yalnızlığı seviyorum ve çocukluğumdan bu yana yalnız zaman geçirmekten acayip keyif aldım. sınırlı ve kendi seçtiğim zamanlarda-kendi seçtiğim kişilerle sosyalleşmek bana fazlasıyla yetiyor. belli zamanlarda yalnız kalmazsam/bırakılmazsam psikolojim bozuluyor, o derece.

    2) kadın-erkek ilişkisinin temelinde başka pek çok şeyle birlikte iyi seksin bulunduğu kanısındayım. sevgi, güven, saygı falan fıstık, hepsi lazım tabi ama eşinizi en yakın arkadaşınızdan ya da ananızdan babanızdan farklı kılacak ve diğer tüm faktörlerin lokomotifi olacak olan şey sekstir. e ne güzel işte, evlisin istediğin kadar seks var mı diyorsunuz? ahahahaha komik olmayın. evet var bir şeyler, evet seksi de çağrıştırmıyor değil ama, olmuyor işte. evlenmeden önceki gibi olmuyor. hele bir de çocuk geldiyse, aman sabahlar olmasın. olmuyor zaten. emzirmesiydi, gazıydı, hastalığıydı, yorgunluğuydu. birkaç sene kadar gerçekten sabahlar olmuyor. seksi rüyada görecek mecaliniz kalırsa ne ala. daha önce de paylaşmıştım, yine paylaşayım.

    al sana evlilikte seks

    yani ortalamada bekarla evlinin seks oranı pek farklı olmayabilir. tek eşliliğin sağlık açısından risksiz olması, "avlanmak" zorunda olmamak, yatağa atayım diye uğraşmamak, eşin temizliğinden emin olmak filan avantaj tabi bunlar hep. ama çok sıkıcı, üzgünüm.

    3) kendine saygı duymak. normalde bazı sözler, bazı davranışlar kırmızı çizgidir. en yakın dostun ve hatta kardeşin yapması halinde dahi ilişkinizi kesinlikle bitirecek olan nice şey, eşiniz yapınca sineye çekilebiliyor. bir kere, iki kere olduğunda tolere edilebiliyor, sonrasında hissizleşme başlıyor. karşı taraf nasıl olsa hiçbir yaptırım olmadığı ve hiçbir şey kaybetmeyeceği için; siz de artık zerre umursamadığınız için kırmızı çizgiler her yere doluşuyor, o kadar ki kırmızı kalemle rastgele karalanmış bir kağıda dönüyor her gününüz. sizin kırmızı çigileriniz değil ihlal edilen sadece. siz de aynı bokun soyusunuz; siz de normalde hiç affedilmeyecek sözler söylemeye ve ertesinde eşinizin yüzüne bakmaya devam ediyorsunuz. o kötü, siz iyi değilsiniz. ha keza, o iyi siz kötüsünüz durumu da yok. marazın ilk kez kimden çıktığı değil önemli olan. insan ilişkilerinde aşılmaması gereken o sınır geçilince dönüşü yok artık. 2. maddeye dönersek; bu noktaya geldiğiniz adamla/kadınla seks yapabilmek için ya çok sağlam hayal gücü, ya da sağlam azmış olmak gerekiyor.

    4) birikme etkisi/ tahammülsüzlük.
    bir yudum zehir bir şekilde atılabilir vücuttan. batan tek bir toplu iğnenin acısı da hatırlanmaz bile ertesi gün. ama bu bahsettiğim kırmızı çizgilerin aşılması gibi, damlaya damlaya birikiyor her şey. bardak ağzına kadar dolu, iğne batmamış tek bir nokta kalmamış; normalde hiçbir sorun olmayacak olan tek bir söz, tek bir hareket bekleniyor patlamak, çağlamak için.

    5) kadın ve erkeğin aslında hiç de birlikte yaşamak için uygun olmaması

    temizlik, dağınıklık, düzen vs. konusunda kesinlikle aynı fikirde değiliz. iki cinsten birini diğerine üstün tutmuyorum, sadece alakamız yok diyorum.

    yazarken bile içim sıkıldı, bezdim yemin ederim. yaz yaz bitmiyor, binlerce neden sıralasam sıralarım.

    şimdi bunların ışığında sen neden evlendin veya neden boşanmıyorsun sorularını soranlar olacaktır; evlenmeden önce evliliğin bu noktaya gelebileceğine inanmıyordum ve bu noktaya gelen evliliklere inat "bizimki hiç de böyle olmayacak" savını kanıtlamak istiyordum. evlendim, şimdi de boşanmanın hiç bekara göründüğü kadar kolay olmadığını görüyorum.

    düzenli bir hayatın, güzel bir evin tek yolu evlilik değil. insanın belli bir yaşa geldikten sonra mutlaka yapması gereken şey de aile kurmak değil. toplumun temeli diyorlar işte aile için, kendini gerçekleştirmemiş, birey olmanın savaşını vermemiş adamların sırtına toplumun temel taşı olma misyonunu "ultimate goal" olarak yüklersen böyle götüm gibi toplum çıkıyor işte ortaya.

    bin evlilikten sadece biri böyledir inşallah, inşallah haksız olan ve yanlış tercih yapmış olan benimdir. yeni evli çiftlerimize mutluluklar dileyerek son veriyorum sözlerime.
  • nazarımda;

    1. özgürlük: dısarı çıktıgımda herkesle oturup herkesle kalkabilir veya yatabilirim.

    2. maddi manevi hesap vermeme isteği: cebimdeki 500 ü istersem boca juniors handikaplı alır a basabilirim.

    3. sorumluluk: hayır biraz daha az içip seninle ve evle ilgilenemem. faturalarımı kafama göre yatırırım. istersem fatura parasını boca juniors handikaplı alır a basarım.

    edit: boca juniors handikaplı alır.
  • bana göre evlenmek demek bir insanı ömür boyunca hayatından çıkaramayacağını garantilemek demektir. boşansan dahi asla ve asla o insan hayatından çıkmaz. işte bu korkutur adamı.
  • tvlerde görüp özendiğin aşkların gerçek hayatta olmaması

    böyle düşününce çok da kaybedeceğin bir şey olmayacak. sen 50 yaşında gelip pörsüdüğünde 18-20lik dünyalar güzeli bir kızın hayat arkadaşını baştan çıkarabilecek güçte olduğu gerçeği.

    genç olsan tamam ben güçlüyüm der tutunur ilk iş kuaföre gidersin de o yaştan sonra en iyi ihtimalle malum parti kadın kollarındakilere benzersin.

    yalnız kalmamak korkusuyla çocuk yapacaksın.ergenliğe geldiğinde " yağ beni anlamıyorsunuz beni yalnız bırakın yağ gidin hayatımdağn" diyecek.

    küçükken ne kadar sevimli ve masumdu oysa. yaşlandığımızda ise evlatlarının gözüne bakıcan, senden tiksinmeden aynı sofraya oturabilecekler mi? bu ay gitsem gelin surat asar mı? kocası yanlış anlar mı? gitmesen suyunu kim getirecek.

    bir hemşirenin sana surat yaparak getirdiği suya kaldıysan niye çocuk yaptın? bir komşu gibi geçmiş olsun olsun diyip 2 göz yaşı akıtıp gideceklerse ne anlamı var?

    bunamadan mütevellit saçmaladığında şımarık torunlar kıçıyla gülecek. tuvaletini tutamadığında gelin surat yapacak. unutganlığında oğlun "anne yine mi ya?" diyecek.

    öldükten sonra ise elin oğlu kızı mirasımı pay etmeyi düşünecek kendi oğlum kızım ise 2 gün ağlayıp bütün yukarıdakilere rağmen vicdanı rahatlamış bir şekilde evine dönecek. hatta kısmen rahatlayacak çünkü artık bakmak ya da bakmamak konusunda vicdan yapacağı bir ihtiyar olmayacak.

    ya da ben kendimi sevdirmek için olduğum gibi olmak yerine türlü şarlatanlık yapıcam.

    her konuda yalnızsın arkadaşım. evlilik ise toplum ne der ? ile yalnızlık korkusu arasında bir şey. aşk diye bir şey de yok.

    eğer gerçekten yalnızlık korkun varsa annen babanla kal. zira seni onlardan fazla kimse sevemez ve olabiliyorsan yukarıda saydığımdan farklı bir evlat ol onlara.
  • - askım ne yemek yaptın?
    - hımm bugün canım istemedi, yapmadım.
    - akşama kadar çalışıyorum istediğim bir yemek onu bile yapmıyorsun,
    - sen çalışıyorsun da biz yatıyor muyuz? canım istemedi yapmadım, kahvaltı yaparız.
    - ne kahvaltısı ya, ayrıca sen o kıytırık işine çalışmak mı diyorsun, bütün gün kıçının üstünde,
    - tabi canım sen taş taşıyorsun zaten, yanında fingirdek sekreterle çok yoruluyosundur tabi artık ne yapıyorsanız,
    - ne fingirdeği ya o kızın sevgilisi var bir kere saçmalama,
    - sevgilisi olmasa olurdu diyosun yani,
    - of ya akşama kadar çalış yorul evde yemek yok bir de karı dırdırı çek,
    - karı derken? ne biçim konuşuyorsun sen ?
    - tamam ya ben çıkar yerim bir yerlerde,
    - bu saatte nereye gidiyosun sen ya, ayarladın tabi kızlarla buluşcaksın dimi, git bakalım ben de arkandan anneme gitmiyor muyum?
    - iyice manyaklaştın sen ha. ver şu kumandayı, kebap söyle bana da.
    - al kumanda, işte telefon al kendin söyle çok istiyorsan.
    - ver ya tamam senden isteyende kabahat.
    - ben yatıyorum, yorgunum, sen koltukta yat, orda battaniyeyle yastık var alırsın.
    - hay amk evlenin de, senin de, yastığın da, yoganın da.
    - hay ben senin gibi adamın.
    - ne dedin duymadım,
    - yok bişey, sen bişey dedin sanki,
    - yok demedim.
    - tamam.
    - tamam.
    -.........
    -........
    -........

    tarzı diyaloglara maruz kalmamaktır.
  • bazı akrabaların varlıkları ve düğüne gelecek olmaları. ölmelerini bekliyorum sonra evleneceğim.
  • hayata dair her konuda tatminsiz, sabırsız ve egoist kadınların çoğalması.

    küçük şeylerden mutlu olabilen son kadını kaçkar dağlarında avcılar vurmuş.
    televizyonda başında poz verirlerken gördüm, içim burkuldu ve üzüldüm.
  • rahat huzur batmaması. kaynım, bacanağım, görümcem, eltimgiller mevzularından hoşlanmamak. "benim bu necip ve ayrıcalıklı soyum muhakkak çoğalarak devam etmeli" saplantısına sahip olmamak.
  • bekarken "ne zaman istersem evlenirim" diyebilme özgürlüğü varken evliyken "ne zaman istersem boşanırım" diyememek evlenmemek için en geçerli sebeptir.