şükela:  tümü | bugün
  • uyanıp harfleri örtünenlerin şiiri, bir tuna kiremitçi şiiri.

    "bazen kışkırtır dinginlik, biraz da
    bu yüzden üstlenir ya insan uzakları:
    pazar yerlerinden dönen o hüzne yatkın
    kadınların ve küçülen krallığındaki yorgun
    haritacıların düşlerine daha fazla
    girmemek için. uçsuz düzlüklere, tozlu
    bir yola açılan arka kapı bulunur hep,
    kulağı ıslığında bir küheylan. aslında her ev
    kendi masalına kapanmış, kuytu birer
    bilmecedir; kimler kurmuş, hangi töreye
    yaşlanmışlardır artık güçtür anımsamak.
    birkaç mimar adı sayar kişioğlu, bir o kadar
    mühendis ve duvar ustası. oysa bir ayraç
    açık durur hep, seni izler. sen uyanır
    harfleri örtünürsün: uyanınca çünkü yazılmalı
    düşler."
  • bir behcet necatigil siiri;

    " insanlar yüzyıllar yılı evler yaptılar.
    irili ufaklı, birbirinden farklı,
    ahşap evler, kagir evler yaptılar.
    doğup ölenleri oldu, gelip gidenleri oldu,
    evlerin içi devir devir değişti
    evlerin dışı pencere, duvar.

    vurulmuş vurgunların yücelttiği evlerde
    kalbi kara insanlar oturdu.
    gündelik korkuların çökerttiği evlerde
    o fukara insanlar oturdu.

    evlerin çoğu eskidi gitti, tamir edilemedi,
    evlerin çoğu gereği gibi tasvir edilemedi.
    kimi hayata doymuş göründü,
    bazılara zamana uydular.
    evlerin içi oda oda üzüntü,
    evlerin dışı pencere, duvar.

    evlerde saadetler sabunlar gibi köpürdü:
    eve geldi bir tane, nar gibi,
    arttı, eksilmedi.
    evleri felaketler taunlar gibi süpürdü.
    kaderden eski fırtınalar gibi,
    ardı kesilmedi.

    evlerin çoğunda dirlik düzen
    kalan bir hatıra oldu geçmişte.
    gönül almak, hatır saymak arama.
    evlatlar aileye asi işte,
    bir çığ ki kopmuş gider, üzüntüden.
    evlerde nice nice cinayetler işlendi,
    ruhu bile duymadı insanların.
    dört duvar arasında aile sırları,
    bunca çocuk, bunca erkek, bunca kadın,
    gözyaşlarıyla beslendi.

    çocuklar, büyük adam yerine evlerin kiminde:
    çocukları işe koştu kalabalık aileler.
    okul çağının kadersiz yavruları,
    ufacık avuçlardan akşamları akan ter,
    tuz yerine geçti evlerin yemeğinde.

    inanların kaderi besbelli evlere bağlı,
    zengin evler fakirlere çok yüksekten baktılar,
    kendi seviyesinde evler kız verdi, kız aldı.
    bazıları özlediler daha yüksek hayatı,
    çırpındılar daha üste çıkmaya
    evler bırakmadı.

    yeni yeni tüterken ocakların dumanı
    kadın en büyük kuvvet erkeğin işinde
    erkekleri kaçtı, kadınları kaçtı
    evler dilsiz şikayet kaçmışalrın peşinde.

    şu dünyada oturacak o kadar yer yapıldı,
    kulübeler, evler, hanlar, apartmanlar
    bölüşüldü oda oda, bölüşüldü kapı kapı
    ama size hiçbir hisse ayrılmadı
    duvar dipleri, yangın yerleri halkı,
    külhanlarda, sarnıçlarda yatanlar."
  • özellikle kış akşamları yağmursuz ama soğuk bir havada yürürken sokaklarda, sımsıkı örtülmüş perdeleri ve camların ardından sızan kırmızı-beyaz ışıkları ile ''ne hayatlar var her birinizde'' dedirten;
    içinde gülen yerine daha çok ağlayan insanların yaşadığına inandığım, fiziksel ya da duygusal anlamda yığınlarca 'yalnız'ın barındığı yanyana veya üstüste dizilmiş küçücük fıçıcıklar...
  • kanaatimce enfes bir behçet necatigil şiiridir.

    edebiyatımızda “ev” kavramı denince akıllara gelen ilk şairdir behçet necatigil. öyle ki kendisi, “evler şairi” olarak sıfatlandırılır; çünkü necatigil’in şiiri çoğunlukla ev kavramını mesele edinir; bunu yaparken sığ bir bakış açısından oldukça uzaktır şair. evleri katman katman irdeler. okuyucuyu toplum-mekân uyumu ve evlerin bireyin konumuna etki edişi gibi meselelere yönlendirir şiirlerinde. şairin kendisi de bu durumu şöyle açıklar: “benim şiirim ya evlere övgüdür ya da bir ağıt.” işte behçet necatigil, “evler” isimli şiirinde evleri halklarıyla birlikte bir bütün olarak yansıtarak ve çeşitli imgeler ve çağrışımlar kullanarak sosyal adaletsizliğin simgesi olarak kullanmıştır.
    şiirde evler, sınıfsal haksızlıkların başlangıç noktası olarak yansıtılır. tamamı boyunca toplumsal adaletsizliğe göndermelerde bulunulan şiirin “insanlar yüzyıllar yılı evler yaptılar.” dizesiyle başlaması buna kanıt niteliğindedir. bu kuvvetli giriş dizesi, okuyucunun insanlığın ilk zamanlarına saniyeler içerisinde gidip yaşadığı zamana geri dönmesini sağlar. devamında “irili ufaklı, birbirinden farklı / ahşap evler, kâğıt evler yaptılar / doğup ölenleri oldu, gelip gidenleri oldu / evlerin içi devir devir değişti / evlerin dışı pencere, duvar.” mısralarının bulunduğu ilk kıta, genel bir “ev” portresi yaratarak, okuyucuyu şiirin devamına hazırlar. şiirin ikinci kıtası, evler üzerinden sosyal haksızlıklara yapılacak işaretlerin başlangıcıdır: “vurulmuş vurgunların yücelttiği evlerde / kalbi kara insanlar oturdu / gündelik korkuların çökerttiği evlerde / o fıkara insanlar oturdu.” necatigil, haksız kazançlara işaret eden “vurulmuş vurgunların yücelttiği evler” imgesi ve bu evlerin içerisinde oturan “kalbi kara insanlar” ile “gündelik korkuların yükü altında ezilen evlerde oturan fıkara insanlar” diyerek iki farklı sosyal sınıf karşı karşıya getirir ve haksız kazancın neticesinde ortaya çıkan sosyal adaletsizliğe işarette bulunur. hatta, “o fıkara insanlar” sıfat tamlamasındaki “o”, okuyucuda bir farkındalık uyandırmak, “fıkara insanlar” demeden önce bir vurgu yaratmak için kullanılır. bir sonraki kıtada “kimi hayata doymuş göründü / bazıları zamana uydular” diyerek şair, aynı eşitsizliği farklı imgelerle işlemiştir. “hayata doymuş göründü” imgesiyle yaşamdan alacağını almış, memnun ev halklarına gönderme yaparak ve bunun karşısına “zamana uyan” yani zamanın rüzgarıyla savrularak yok olan evleri ve ev halkarını yerleştirerek bahsettiğimiz sınıf ayrımını ortaya koyar.
    şiirin ilerleyen kısımlarına gelindiğinde ise toplumsal eşitsizliğe işaret eden imgeler daha doğrudan anlatıma sahip bir hâle kavuşur: “küçükler, büyük adam yerine evlerin kiminde / çocukları işe koştu kalabalık aileler / okul çağlarının kadersiz yavruları / ufacık avuçlardan akşamları akan ter / tuz yerine geçti evlerin yemeğinde”. kuşkusuz “evlerin kiminde” derken şair, şiirin ikinci kıtasındaki “gündelik korkuların çökerttiği” evleri kasteder. bu evlerin karşısında -bu kıtada somut olarak anlatılmamışsa da- yine refah seviyesi yüksek, haksız kazançların üzerine temellendirilmiş, çocukların işe koşulmadığı evler vardır. “zengin evler fakir evlere çok yüksekten baktılar / kendi seviyesine evler kız verdi, kız aldı.” dizelerinde ise evlerin geometrik özellikleri ile ev halklarının kişilikleri arasında bir paralellik kurulur. kişileştirmeden daha öte de bir durumdur bu. yani, kendi seviyesine kız verip alanlar ev halklarıdır; fakat ev halklarını bu eşitsiz eyleme sürükleyen sebep, yaşamlarını sürdürdükleri evlerdir. işte evler ve sakinleri arasındaki bu etkileşim, sosyal eşitsizliğin meydana çıkışına neden olur. “bazıları özlediler daha yüksek hayatı / çırpındılar daha üste çıkmaya / evler bırakmadılar.” dizelerinde de aynı durum söz konusudur. üste çıkmak isteyen ve yüksek hayatı özleyenleri engelleyenler, kişilik özellikleri “vurulmuş vurgunların yücelttiği evler” ile paralellik gösterir. bu da yine öne sürdüğümüz önermeye, evlerin sosyal sınıflar arasındaki eşitsizliğe sebep oluşuna, kanıt teşkil eder.
    şiirin son kıtasıysa toplumsal adaletsizlikten payını almış başka insanlara değinir. şiir boyunca “vurulmuş vurgunların yücelttiği evler-ev halkları” ile “gündelik korkuların çökerttiği evler-ev halkları” karşılaştırılır; fakat son kıtada bu iki gruba da dahil olmayan bir kesim çıkar karşımıza. bu kesim, evsizlerdir: “şu dünyada oturacak o kadar yer yapıldı / kulübeler, evler, hanlar, apartımanlar / bölüşüldü oda oda / bölüşüldü kapı kapı / ama size hiçbir hisse ayrılmadı / duvar dipleri, yangın yerleri halkı / külhanlarda, sarnıçlarda yatanlar.” bu dizelerle ev sahibi bile olamayanlara adeta seslenen şair, toplumsal adaletsizlikten en çok etkilenenler olarak onları işaret eder. yani, “ev” kavramının getirdiği eşitsizlik insanları “lüks ev sahipleri” ve “standart ev sahipleri” diye iki gruba bölmekle kalmayarak ortaya “ev sahibi olamayanlar” diye bir kesimin de çıkmasına sebep olur.
    sonuç olarak söylenebilir ki “evler” şiirinde behçet necatigil, ev motifini insanları sınıfsal bir eşitsizliğe iten sebep olarak işler. bu sınıfsal eşitsizlik ortaya üç farklı sınıf ortaya çıkarmıştır: haksız kazançlarla elde edilmiş evlerde yaşayanlar, günlük sıkıntıların arasında sıkışmış insanların yaşadığı standart seviyeli evler ve bu ikisinin de tam karşısında bulunan ev sahibi olamayan insanlar. yüzyıllar boyunca yaşadıkları evlerin geometrik özelliklerine göre toplumdaki yerlerini alan bu üç sınıf birçok imge ve göndermelerle birbirleriyle karşılaştırılarak evlerin toplumu nasıl sosyal adaletsizlikle ayrıştırdığı gözler önüne serilir şiirde.
  • "evlerin arkasından bakmak, bir insanın sırtından bakmak gibiydi. içinde neler olduğu hiç anlaşılmaz."

    cengiz aytmatov, "beyaz gemi".
  • bir behçet necatigil şiiri.
    --- spoiler ---

    edebiyatımızda “ev” kavramı denince akıllara gelen ilk şairdir behçet necatigil. öyle ki kendisi, “evler şairi” olarak sıfatlandırılır; çünkü necatigil’in şiiri çoğunlukla ev kavramını mesele edinir.şairin kendisi de bu durumu şöyle açıklar: “benim şiirim ya evlere övgüdür ya da bir ağıt.” bunu yaparken sığ bir bakış açısından oldukça uzaktır şair. evleri katman katman irdeler. okuyucuyu toplum-mekân uyumu ve evlerin bireyin toplumdaki konumuna etkisi gibi meselelere yönlendirir. işte behçet necatigil, “evler” şiirinde evleri insanlar arasında var olan sınıf ayrımının belirleyeni olarak sunar. şiirde evler, sınıfsal haksızlıkların ‘başlangıç noktası’ olarak yansıtılır. insanların içerisinde yaşamlarını sürdürdükleri evler, onların toplum içerisinde hangi sınıfta yer alacaklarına da karar verirler. “kimileri hayata doymuş göründü / kimileri zamana uydular.” dizelerinde de bu durum anlatılır. bu dizelerde ‘kimilerinden’ kasıt şüphesiz halklarıyla birlikte evlerdir. yani zamana uyan, zamanın rüzgarında savrularak yok olan evlerde zamana uyan insanlar yaşarken, hayata doymuş görünen evlerde de hayata doymuş görünen, yaşamdan alacağını almış insanlar yaşar. görüldüğü gibi bireylerin toplum içerisindeki mevkilerini belirleyen, evlerdir. şiir öznesi, iki farklı sosyal sınıfı yaşadıkları evlerden yola çıkıp karşı karşıya getirirerek bu sınıfsal ayrımın belirleyenini “evler” olarak sunar. “vurulmuş vurgunların yücelttiği evlerde / kalbi kara insanlar oturdu / gündelik korkuların çökerttiği evlerde / o fıkara insanlar oturdu.” dizeleri de bu durumu destekler niteliktedir. bu dizelerde de iki farklı sosyal sınıf (zengin-fakir) oturdukları evler üzerinden çeşitli sıfat kullanımlarıyla karşılaştırılır ve ‘evler’ bu sınıfsal ayrımın nedeni olarak yansıtılır. “zengin evler fakir evlere çok yüksekten baktılar / kendi seviyesine evler kız verdi, kız aldı.” dizelerinde ise evlerin refah seviyeleri ile ev halklarının toplumdaki konumları arasında bir paralellik kurulur. kişileştirmeden daha öte de bir durumdur bu. yani, kendi seviyesine kız verip alanlar ev halklarıdır; fakat ev halklarını bu eşitsiz eyleme sürükleyen sebep, onların yaşamlarını sürdürdükleri evlerdir. bundan dolayı dizede “evler kız verdi, kız aldı.” denir. “bazıları özlediler daha yüksek hayatı / çırpındılar daha üste çıkmaya / evler bırakmadılar.” dizelerinde de aynı durum söz konusudur. üste çıkmak isteyen ve yüksek hayatı özleyenleri engelleyenler, “vurulmuş vurgunların yücelttiği evler” den başkası değildir. kıtada da bu durum “evler bırakmadılar” denerek hissettirilir. yani bırakmayanlar ev halkları değil; onlara bu ‘bırakmayışı’ dayatan evleridir. bu, evlerin doğrudan sosyal adaletsizliğe, sınıfsal ayrımlara sebep olduğunun göstergesidir. son kıtasına kadar toplumdaki sınıfsal bölünmüşlüğü zengin-fakir ev karşıtlığı üzerinden anlatan şiir öznesi, şiirin kalan kıtasında bu karşıtlığa bir üçüncüyü dahil eder. o üçüncü sınıf, evsizlerdir. “şu dünyada oturacak o kadar yer yapıldı / kulübeler, evler, hanlar apartmanlar / bölüşüldü oda oda / bölüşüldü kapı kapı / ama size hiçbir hisse ayrılmadı / duvar dipleri, yangın yerleri halkı / külhanlarda, sarnıçlarda yatanlar.” dizelerinde ev sahibi bile olamayanlara adeta seslenen şiir öznesi, ‘evlerin’ sebep olduğu sınıfsal bölünmüşlükten en çok etkilenenler olarak onları işaret eder. aslında tüm şiirde hissettirilen sınıfsal bölünmüşlüğün en etkili olarak verildiği kıta, şüphesiz bu son kıtadır. zengin-fakir sınıflandırılmasına bile dahil edilmeyen evsizler, toplumdan tamamıyla izole olmuş bir sınıftır. onların bu zengin-fakir ayrımına bile dahil edilemiyor oluşunun tek sebebi de yine evlerdir. yani evlerin lüks olup olmayışlarının sınıfsal bir ayrılığa sebep olması bir yana; var olup olmayışları bile toplumsal bir sınıflandırmaya sebep olur, yoklukları bile sınıflar arası uçurum yaratır. sonuç olarak söylenebilir ki “evler” şiirinde behçet necatigil, evleri toplumları sınıfsal eşitsizliğe iten sebep olarak işler. bu eşitsizlik ortaya üç farklı sınıf çıkarır: haksız kazançlarla elde edilmiş evlerde yaşayanlar, günlük sıkıntıların arasında sıkışmış insanların yaşadığı standart seviyeli evlerde yaşayanlar ve bu ikisinin de tam karşısında bulunan ev sahibi bile olamayan insanlar. ilk ikisinde toplumsal bölünmüşlüğün sebebi refah seviyesi yüksek olan bir eve sahip olmak ya da olmamak iken üçüncüsünde bu sebep bir ev sahibi olmak ya da olmamaya evrilir.
    --- spoiler ---
  • — eski şiirlerinizi inkâr
    mı ediyorsunuz ?
    — evet. çünkü evler’de bazı mısralar o kitabın içeriğini özetliyordu. bugün yazmış olsam evler’i yazmazdım. bu, geldiğimiz yeri, toprağı inkâr etmekse, âsi evlâtlıksa öyle. ama öyle de-ğil. şimdi refaha erişti ve geçmişi bıraktı diyebilirler. ancak biyografik açıdan
    böyle yorumlanabilir.
  • (bkz: yuva/@ibisile)
    (bkz: ev/@ibisile)