şükela:  tümü | bugün
  • edip cansever buyurmuş. dönemin, akımın muhtevasındaki anlamını ve imgesini tam olarak sezemiyorum. işten eve dönüş var ama; akıp giden sokak, kostümlerden kurtulmak, bütün uzakların tam istediğimiz gibi olması... anahtar kelimelerle anlatması daha kolay aslında, ama ben tam bu zamana, hale ait olan imgelemimi, yine aynı aitlikteki üşengeçliğimle tekniğe girmeden buraya dökmek istiyorum.

    dünyanın en saçma filmini, genellikle bir yeşilçam filmini izlerken kanepede uyuyakalmak ve kimseden yorgan istemeyecek kadar beklentisiz olmaktır benim için. ışığı yakmaya direnmektir. çocukluğumda sevdiğim bir akrabada sıkılınca, babaanne anılarını anlatmaya başlayınca, akşam ezanıyla birlikte içeri çağırılıp masaya oturunca evin büründüğü haldir. büyüdükçe, artık anlamaktan yorgun olduğum zamanları bahşettiğim hesapsız, bağlamsız saflıktır.
  • cemal süreya da eşdeğeriyle yan şiirinde:

    "saat beş nalburları pencerelerden
    madeni paralar gösteriyorlar,
    yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,
    bir ovanın düz oluşu gibi bir şey."

    şeklinde kullanmış bu kendince betimlemeyi. edip cansever'in eski bir takvim için şiirler'de "akşama doğru görünmekte olan bir sıkıntı var" diyerek yorgunluğunu ve bıkkınlığını, "alanların caddelerin biraz fazla geldiği" günde evde kalma isteğini özdeşleştirdiği saati, cemal süreya nalbur, madeni para, ova gibi gri ve soğuk kelimelerle anlatmış. sıradan, tekdüze, iddiasız hale gelmek, karşıdakiyle "ilkel sözcüklerle" konuşma isteğini şiirde metafordan kaçış olarak görebiliriz. evet bir ovanın düz oluşu bir ovanın düz oluşunu, yalnızlık ise yalnızlığı tanımlamaktadır. ikisi arasında bir benzetme olduğunu düşünmüyorum. evlerin saat beş olma hali yalınlığı da bu oluyor.

    cemal süreya'nın saat beş isimli bir şiiri var ayrıca. "bak dedim martılar ne kadar alıngan / işte tam bu sırada saat beşi vurdu".