şükela:  tümü | bugün
  • herkese dert olmuş ilişkidir, yanlıştır ama kişisel tercihtir.
  • doğaldır.

    ben yirmi yıldır nat geo izlerim, hiç nikah kıyan babun görmedim mesela.
  • fıtratınıza uygun olmayan bir şeyi yapmayıverin bi zahmet, çok kolay. diğer insanların fıtratına uygun ki yapıyolar, siz ancak içinize dert edersiniz.

    ayrıca gayet de meşru, karşılıklı rıza dahilinde hiçbir sorun yok. ama rıza önemli. ama gördüğüm kadarıyla rıza dahilindeki ilişki gayrimeşru, tecavüz meşru. ben bunu anlıyorum yani, sonuçta meşru olsun diye çocuk yaşta sözde evlendirilen insanlar var değil mi?

    bir insanın bedeniyle ilgili karar verme yetkisinin sizi neden bu kadar rahatsız ettiğini düşünün lütfen.
  • yanlış falan değildir, buna laf eden maymundan daha az evrilmiş, kumlarda deve boku yiyenler ise 10 lu yaşlarda kızlarla evlenmeyi ve tüm tarikatlarda kız, erkek fark etmeden taciz eden sakallı pezevenkleri savunan boklarla aynı kişiler.
    ensar vakfına para desteği veren partilere de oy verdiklerini unutmamak lazım
  • iki taraf da birlikte bir hayat yaşamayı düşünüyorlarsa ve cinsellik iki taraftan birisi için bile önemliyse mantıklı gördüğüm ilişki türüdür. evlilikten sonra sürpriz yaşanma olasılığını düşürür.
  • öncelikle, her insanın geçmişi ve bugünüyle başlı başına ayrı bir dünya olması gerçeğini gözardı ederek bu tip konularda savunma veya yerme moduna geçilmemesi gerekir.

    bu konu hakkında ise söylenebilecek en uygun söz, ülkece 40 yıldır yaşamakta olduğumuz toplumsal dönüşüm sürecinin kaçınılmaz sonuçlarından biri olduğudur.

    özellikle 80 öncesi türkiye; önemli kısmı kırsalda yaşayan, çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan, çoğunlukla çocuklarını okula gönderemeyen veya buna ihtiyaç duymayan, bununla birlikte daha kapalı olduğundan geleneklerine daha sıkı sıkıya bağlı olan bir nüfusa sahipti. çocukların büyük çoğunluğu ilkokul sonrası okula gitmeyip ailesiyle tarla veya hayvan peşinde hayata atılırdı. ortaokul görenler okumuş sayılırken, lise bitirenler parmakla gösterilirdi. üniversiteye kadar gidebilenleri ise anadolu'nun çoğu yerinde görmek pek mümkün olmazdı.

    hal böyleyken de, çocuk yaşta evlilikler çok yoğun ve sıradandı. zira kız, baba evinde ailesiyle birlikte çiftçilik veya hayvancılıkla uğraşan biriyle evlenip o eve gelin giderdi. erken yaşta da çoluk çocuğa karışılırdı. elbette o zamanlar da evlilik dışı ilişkiler vardı fakat günümüzdeki kadar yaygın değildi. peki, ne oldu da bu dönüşüm gerçekleşti?

    önce 80 sonrası kurulan yök ile birlikte gelen yeni üniversitelerle üniversitelerin sistem içinde kontrol edilebilir olması için dönüşümü hedeflendi:

    - yeni üniversitelere yeni öğrenciler lazım olduğu için de lise ve altı seviyelerde sınıfta kalmalar yavaş yavaş azaltıldı.

    - yeni üniversitelerin yerel ekonomileri canlandırma etkisi görülünce yaklaşık 8-10 senede bir gelen her iktidar bunu değerlendirmeyi uygun gördü.

    - aynı süreçte köyden kente göç mevzusu hızlanarak artmaya başladı. artık ülke kırsaldan kentsele, üretimden tüketime, emek yoğundan bilgi yoğuna doğru dönüşüyordu.

    - bütün bunlar çocukların okutulma oranını giderek arttırıyordu. aileler de yavaştan "önce liseyi bitir, elin ekmek tutsun, sonra evlenirsin" demeye başladı.

    - liseyi bitirme yaşı (lise türüne göre) 17-18 olduğu için toplum kendiliğinden yasal alt sınırı kabullenmiş oldu. 90'ların başlarında ise o zamana kadar görülmemiş sayıda üniversite açıldı. işte bununla birlikte yukarıdaki laf da kendiliğinden "önce üniversiteyi bitir, elin ekmek tutsun, sonra evlenirsin"e dönüştü. haliyle evlilik yaşı da 17-18'den 22-23'lere doğru yükseldi.

    - yine de 2000'lerin başında bile üniversiteli sayısı toplumda çok büyük bir orana karşılık gelemiyordu. fakat ne zaman ki 2006-2008 arası dönemde yeni üniversite patlaması yaşandı, işte ondan sonra esas dönüşüm başlamış oldu.

    - önce kontenjanlar arttı, dolayısıyla puanlar düştü. haliyle de daha fazla kişi üniversite okuma imkanına sahip oldu. bundan 15-20 sene evvel taş çatlasa bir senede 100-150 bin kişi üniversiteye girebilirken bugün 600-700 bininci bile çok rahat devlet üniversitelerinin 4 yıllık bölümlerine yerleşebilir hale geldi. e bu durum da doğal olarak evlilik yaşının 22-23 üstü sayılmasını olağan hale getirdi.

    - fakat bir de bunun ekonomik yönü var. bu kadar genç üniversite okudu tamam da, nerede iş bulacaklar? okumuş insan nüfusunun giderek artması kamuya atamalarda yıllarca beklemelerine, özel sektörde ise "nasıl olsa dışarıda tonla mezun var, bana eleman mı yok" kafasıyla çok düşük ücretlere mecbur bırakılmalarına sebep oldu.

    - bunun getirisi olarak insanlar ya atanamadıkları için, yahut ev geçindirmeye yetmeyecek kadar maaş alabildikleri için evlenmeyi öteleyebildikleri kadar ötelemeye başladılar.

    - özellikle son 5 yılda bu durum giderek kanıksanmaya başladı. bundan 40 sene evvel 30'una gelmiş birinin halen bekar olması kabul edilemez bir şey iken, yukarıda bahsettiğim süreçlerin sonunda gayet normal hale geldi. hatta abartmıyorum 25'inden önce evlenene "ne acelen vardı" gözüyle bakılır oldu.

    konuya dönecek olursak, toplumca genel kabul gören evlilik yaşının 40 yıl sonunda neredeyse iki katına çıkmaya başladığı bir ortamda, evlilik dışı ilişkilerin artışının sebeplerini çok da başka yerlerde aramamak gerekir. insanlar eğitim, ekonomik imkanlar ve hatta kendi hayatını yaşayabilme gibi sebeplerden dolayı evliliği öteleyebilirler; fakat gençlikte zirve yapan hormonları öteleyebilmek kabul edersiniz ki pek de kolay olmuyor.

    yani aslında insanlar kendi doğalarının sonucu olarak yine aynı şeyleri yaşıyorlar. sadece beşeri sebeplerden ötürü artık öyle eskisi gibi 20 yaşından önce evlilik çok da mümkün değil.

    son olarak, bu konu da dahil olmak üzere toplumsal olaylarda taraf olmak mantıklı değildir. esas mantıklı olan, yine topluma dayalı sebepleri araştırıp konunun özünü anlayabilmektir.
  • inancim gereği karşı olduğum. yapanin da kişisel tercihidir. ancak kadınların her zaman daha fazla zarar gördüğünü de gözlemledim. yani inanç dışında da sırf kadına zarar vermesi hasebiyle yine tercih etmezdim. hatta studies in demography dersi almıştım lisansta iken hoca hollanda da sevliligin sözleşme ile yapıldığını aslında bunun da bir tür evlenme olduğunu soylemisti. zira haklar korunmalı.
  • 200.000 yıldır dünyada olan insanın cinsel ilişkiyi evlilikle bağdaştırılması çok yenidir. evliliğin resmi ilk kaydı milattan önce 2350 yılında yapılmış. kabaca 4000 yıllık bir mazisi var.

    ondan önceki 196.000 yıl boyunca tüm cinsel ilişkiler evlilik dışıydı. hatta ondan sonra da 13. yüzyıla kadar insanlar arasında yaygın bir evlilik arayışı yok. cinsel ahlakın yüceltilmesi ve evlilik kurumunun sürdürülebilir, kontrol edilebilir ekonomi için topluma tek seçenek olarak dayatılması çok güncel konular anlayacağınız.

    misyoner faaliyetlerin en yoğun olduğu dönemde kabilelerle ilgili alınan notlar, çoğu kabilede evliğin seksle değil oturup beraber yemek yemekle tanımlandığını gösteriyor mesela. iki insan birbirine aşıksa ve bunu aynı çatı altında yaşamak istiyorlarsa beraber yemek yiyorlar özel bir paylaşım olarak. seks ise gayet sıradan normal su içmek gibi bir ihtiyaç. seksin ayıplaştırılması ahlak öğretisinin halt etmesi özetle.

    iktidar sahipleri ilk günden beri tıpkı günümüzde olduğu gibi özgürlük alanlarını kendileri için olabildiğince geniş tutmaya ama kalabalık kitleleri sorun çıkaran içgüdülerinden uzaklaştırmaya odaklı politikalar üretmişlerdir. evlilik kurumu ahlak temelli değil istikrar temelli bir oluşumdur. önce bunu idrak etmeniz gerekli.

    seks 4 milyar yıl önce ilk hücre bölündüğü andan itibaren doğanın normal bir parçasıdır. bunu kontrol altına alma çabası ise akıntıya karşı kürek çekmekten ibaret beyhude bir telaştır. seks arzusuna denk ama zıt yönde bir baskı oluşturmak binlerce yıl sürmüş ama hala başarıya ulaşamamıştır. din başlı başına erkek içgüdülerini baskılamaya, daha açıkça ise erkeği kontrol edilebilir tutmaya yönelik bir öğretidir.

    kadına güvenlik içinde üreme, erkeğe ise kadın vaat eden bir öğretiyi toplumların binlerce yıl sahiplenme sebebi her bir bireyin için için bilincinde yatan vahşeti biliyor olmasıdır. serbest kalırsa yapabileceklerini bildiğinden, kendisi de dahil herkesin regüle edilebileceği sistemlere sığınmış durumda insanlık.

    işi doğaya bırakırsak neandertallerin başına gelen soykırım bizi de yok eder bundan içgüdüsel olarak haberdarız. acımasızlığımızı, gücü elinde tutan bir azınlığın özgürlüğe kavuşması pahasına kafesliyoruz. iktidara sahip olanlar ahlak ve ona bağlı ekonomik düzen sürdürdüğü için mutlu, toplum korktuğu içgüdüleri herkes için engelendiği için mutlu, bireyler meşru biçimde sekse ulaşabildikleri için mutlu oluyor.

    üstelik bu sistem, vahşi özgürlüğü, para edecek bir meta haline getirdiği için de tercih ediliyor. kaynaklara erişebilen zincirin tepesindeki bir azınlık her türlü arzusuna sahip olabilirken, geniş kitleler başka bir evrendeki sonsuz mutlulukla avutularak dizginlenebiliyor. insan olmaya dair bazı ihtiyaçların herkese sunulması elimizdeki kaynaklarla mümkün değil. herkese yetecek kadar yoksa onu ulaşılması zor bir yere koyup çaktırmadan tüketmek seçkinlerin işine geliyor.

    özgürce seks yapmak afrika savanalarında ayakları üzerine kalkan insanın normaliydi.
    ve onlar suyu damacanayla eve getirten torunlarıyla sabaha kadar taşak geçseler az.

    evrenin gözlükleriyle bakıldığında
    seksi getirdiğiniz hal hem zaaflarınızı, hem de aptallığınızı aynı anda gösteriyor.

    keşke siz de görseniz.
  • belediye bilince ne oluyor?
  • vay ak gavatları çok modern toplum olduk.arabanın bile hasarsızını seçip karın olcak kişinin bütün kasayı dağıtmışlar ona okey diyosan sana ne diyim

hesabın var mı? giriş yap