şükela:  tümü | bugün
  • edit: bu entry tamamiyle öznel bir bakış açısıdır ve tenkide açmak amacıyla yazılmıştır. benim bildiğim kadarıyla quantum mekaniği determinizm'i tarihe gömmemiştir. determinizm, werner heisenberg sonrası bilim camiasında popülaritesini kaybetmiş bir görüş olabilir, fakat newton'un yerçekimi teorisi gibi aksi ispatlanmış bir olgu değildir. eğer ispatlandı ve ben kaçırdıysam bu konuda bilgilendirilmekten çok mutlu olurum. yazıda değindiğim gibi belirsizlik ilkesi hesaplanabilirlikle ilgili bir durumdur ve gözlemcinin rolüyle ilgilidir, oysa entry'de zaten gerçekleşecek olasılığın hesaplanamayacağı belirtilmiştir, fakat gerçekleşen olasılığın random bir şekilde ortaya çıkamayacağı savunulmuştur.

    önce tarafımı belli edeyim. başlıktan anlaşılanın tam tersine allah yok din yalan'cıyım. liboş heisenberg'e de kafam girsin.

    nedensellik üzerine kafa yorduğumda bana en mantıklı gelen şey hiçbir olgunun bir nedene bağlı olmaksızın gerçekleşemeyeceği. özgür irade dediğimiz şey bile aslında bir ilüzyondan ibaret, beynimdeki nöronlar arasında iletilen elektrik sinyallerinin hangi patikayı takip ettiği bir sonraki kararımın sebebini oluşturuyor, bu patika da dış etkenlere, hormonlara tecrübelerime vs.. bağlı. ya da attığım paranın yazı ya da tura gelecek olması, atış hızıma, rüzgara, sürtünmeye vs vs bağlı, yani laplace'ın dediği gibi eğer bütün değişkenleri bilseydik paranın yazı mı tura mı geleceğini %100 bilirdik ve bu evrendeki her şey için geçerli. eğer bir olaya sebep olan tüm faktörleri %100 oranda bilseydik, sonucu da önceden bilebilirdik(bkz: laplace'ın şeytanı). tabi ki o kadar fazla değişken var ki ve bu değişkenler o kadar birbirine bağlı ki, ufacık bir değişiklik bu faktörlerin birbirini tetiklemesiyle devasa boyutlarda sonuç değişikliğine neden oluyor (bkz: kelebek etkisi) ve bu nedenle laplace'ın her şeyi bilen şeytanı hiçbir zaman gerçek olmayacak.

    esas konu olan nedenselliğe veya tesadüf denen şeyin gerçekliğine dönelim. laplace'ın şeytanı belki hiç yaşamayacak ama nedenler sonuçları doğurmaya devam edecek. biz bilmesek de evrende olan her olay kendisine neden olan sebeplerin bir birleşiminden ibaret ve bu etkilerin hiçbirine random bir müdahele bulunmuyor. bunu biraz açmak gerekirse bu faktörlerin her birinin de bağlı olduğu faktörler var ve onların da. zaman çizgisinde geriye doğru gidersek big bang'den beri evrendeki her olay dallanıp budaklanarak kesintisiz bir nedensellik içinde yürüyor ve bu örüntünün başka türlü olmasına sebep olacak örüntü dışı bir faktör hiç olmadı. yani evren oluştuğundan beri olabilecek tek yolu izliyor. bu da demek ki ne kadar götümüzü yırtarsak yırtalım, götümüzü yırtmamız da bu nedensellik örüntüsünün içinde bir sebebe bağlı olduğundan aslında gelecekte oluşacak senaryo değişmeyecek.

    bunu bir başka örnekle açıklamak isterim. random bir sayı üretebilir miyiz? bunu bir bilgisayara yaptıramıyoruz. random sayı üretmenin aslında hiç de random olmayan yöntemleri var, örneğin bilgisayarın o anki saatinin saniyesine bakmak gibi veya belirli bir ilk sayıdan kompleks formulasyonlarla türetilen sayılar (bkz: pseudo-random number) gibi. peki biz random bir sayı düşünebilir miyiz? birisi bize "aklından bir sayı tut" dediğinde, soru sorulduğu andan itibaren bilinçaltımızda sayısız faktör devreye girer, o an yoldan geçen bir kızın kazağının rengi, daha önce okuduğumuz bir kitaptaki bir cümle, soruyu sorana olan hislerimiz, biz farkında olmadan beynimizin içinde milyonlarca faktör farklı katsayılarla çarpılır ve sonuç olarak ağzımızdan bir sayı çıkar: 1543. bu sayıyı gerçekten götümden mi attım, yoksa farkında olmadan soru sorulduktan sonra beynimin içinde oluşan reaksiyonların kaçınılmaz bir sonucu olarak mı söyledim. tamamen aynı koşullarda 1543 yerine 1546 deme ihtimalim bulunuyor muydu? akıl almaz gibi gözükse de cevap hayır. eğer laplace'ın şeytanı yaşasaydı ve benim beynimin içindeki bütün bu reaksiyonları bilseydi, cevabın 1543 olacağını tereddütsüz söyleyecekti (heisenberg'e dönersek, kuantum boyuttaki randomness fizikçiler ve filozoflar arasında gidip gelen bir konu. heisenberg'ün belirsizlik ilkesi bir elektronun hızının gözlemcinin gönderdiği enerjiden etkileneceği için aynı anda hem yerini hem hızını bilemeyeceğimizi söyler, elektronun davranışının gözlemciye bağlı olması, rasgele olduğu anlamına gelmez, ayrıca parçacıkların davranışı yakınında hiçbir sebebe bağlı gözükmese de yakın olmayan sebeplere bağlı olabiliyor (bkz: bell teoremi), özetle amerikadaki bir elektronu, marstaki bir başka elektron tetikleyebilir)

    aslında biz de dahil evrendeki her şey inputları outputa çeviren birer makineden farksız. sadece bizlerin algoritması çok daha kompleks, fakat sonuç itibariyle artifical intelligence'dan hiçbir farkımız yok. bu da bizi baştaki soruya döndürüyor. evrende tesadüfen oluşan hiçbir şey yok.

    peki hiçbir şey tesadüfen oluşamıyorsa evrenin kendisi nasıl tesadüfen oluşabilir? nedensellik dışında bir şey mantıklı değilse mutlaka bu evrenin de bir nedeni olmalı. buna birçok insan gibi allah deyip işin içinden çıkabilirdim, fakat evrenin tesadüfen oluşması ne kadar mantıksızsa, allah'ın da tesadüfen oluşması da o kadar mantıksız. en mantıklı açıklama ise nedenselliğin sonsuza kadar geriye gitmesi, tıpkı bir çember üzerinde hareket eden karıncanın sonsuza kadar aynı çizgi üzerinde geriye veya ileriye gidebilecek olması gibi, nedensellik de sonsuz bir döngü. içinde yaşadğımız evrenin bir başlangıcının olduğu kanıtlandığına göre de geriye tek mantıklı açıklama kalıyor, birbirine neden olan evrenler yani (bkz: multiverse).

    sonsuzluğun içinde kaçınılmazı senaryoyu yaşıyoruz ve o son dubleyi kesinlikle içecektik.
  • matrix'e inanıyorum. kafam rahat.

    hiçbir kuşku yok... tamamen bir simülasyondan yaşıyoruz.
  • (101) (001) (010) (111)
  • laplace nin seytani bir gün gerçek olabilir, bunun için yapilmasi gereken tek sey, daha güçlü bilgisayarlar yapmak. ïlerde bir gün sayisal loto benzeri sans oyunlari tarih olacak çünkü o güçlü bilgisayarlar tüm faktörleri alip sonucu söyleyecek.
  • önemli bir noktasının maxwell'in cini araştırmalarında ortaya çıkacağını düşündüğüm şey. evet evrende ortalama değerde entropi yani düzensizlik hep artıyor olabilir. ama bunun yanında spesifik (ortalamaya yani norma yakın olmayan) durumlarda düzen oluşabilmekte.
  • tesadüf kavramı insan bilincinden bağımsız var olamaz. bir olayı veya olay örgüsünü başka bir olayla veya olay örgüsüyle ilişkilendirmek için göz, birleştirici faktördür. sonra, insan bilincinden bağımsız bir mavi de yoktur, tuzlu da; bunların hepsi insanın evrimsel gelişim sürecinde edindiği* olgulardır. insan devreye girmiştir ve dünyanın alternatif milyonlarca yorumundan biriyle yaşamaya başlamıştır. bir mantis karidesi, insanın algılayamadığı dalga boylarını* algılarken bambaşka bir dünya yorumuyla yaşar örneğin.

    tesadüf de insana ait dünya yorumunun bir parçasıdır. kendince bir nedensellik zincirini yorumlayan insan, bunu sözüm ona zincirin bir parçası olarak yaptığı için oldukça yerel bir yorum verebilir (genel bir yorumu varsaymak da büyük ölçüde zor değil midir zaten?).

    bir uzaylı, istiklal caddesi'nde terk edilmiş bir ahşap binanın ikinci katından caddeye doğru bakıyor olsun. 30 ağustos 2017, sabah saatleri. uzaylının düşünce deneyinde caddeden geçecek olan ilk 10 kişinin cinsiyeti incelenecek; diğer(ler)*ine sayısal olarak üstünlük kuran cinsiyet hangisi olursa, ona göre bir adım atılacak. işte, salt erkeklerden oluşan bir bando yaklaşıyor! uzaylı sayımı tamamladığında, 10/10 erkek sonucuna ulaşıyor. bu noktada uzaylının "tesadüf" algısı için ne söylenebilir? zincirin bir parçası olmaktan (ya da olmamaktan; shakespeare'in söylediğinin aksine, bu sadece küçük bir mesele) kaynaklanan bir handikap mı söz konusu yoksa?
  • eksilemek için gelen ekşicilerin ilk cümleden tarafın belli edilmesiyle "haa şöyle" edalarıyla şükelayı bastıkları başlık.

    allah var, bir gün herkes bilecek.
  • (bkz: westworld)