şükela:  tümü | bugün
  • şu videoda bilim insanlarının kendi seslerinden anlatımlarıyla evrenin geleceğinin modern öngörüsü muhteşem betimlemeler eşliğinde hazırlanmış. kendini aciz ve değersiz hissetmek isteyenlere birebir.

    evrenin tahmini ömrüne bakıldığında bildiğimiz yıldızlı, gezegenli dönemin ne kadar kısa olduğunu görmek baş döndürücü.

    karanlık enerji hakkındaki bilgi yetersizliğimiz, belli bir gelecekten sonra olabileceklere dair tahminlerimizi zora sokmuş.
  • evrenin geleceği hakkında bir öngörüde bulunmak şu an ki bilimsel verilerle ve insan akliyla mümkün değil. sonuçta evrende herşey rastlantı sonucu gerçekleşiyor.

    yanilmiyorsam 4 milyar yıl sonra güneş, sistemindeki gezegenleri yutacak. daha sonra da samanyolu ve andromeda galaksileri iç içe girecek. eğer insanoğlu bunca zaman evrene hukmedip hayatta kalabilirse başka gezegenlerde yaşanabilir dünyalar bulabilir. ya da kendi yapay dünyalarıni yapabilir. herşey insan türünün hayatta kalabilmesine bağlı.

    edit: başka gezegenlerde yaşanabilir dünya değil, başka galaksilerde yaşanabilir yeni dünyalar olacakti.
  • evet, sevgili sapiensler. yeni bir yazı ile karşınızdayım. aşağıdaki metin, gelecekte evren tablosunda nasıl gelişmelerin olacağını ya da tam anlamıyla gelecekte galaksimizin ve evreni nasıl betimleyeceğimiz, evren açısından bilimin nasıl işleyeceği hakkında fikir vererek, ufkunuzu genişletebilir ki beni oldukça heyecanlandırmıştı.

    öncelikle 1915'e dönelim. einstein, genel görelilik kuramını 1915'te yayımlamıştı. yani bu tarihin üzerinden bir asırlık bir süre geçti. peki einstein'ın kuramını yayınladığı tarihte genel geçer olan evren tablosu nasıldı? öncelikle buna bakalım.

    o yıllarda evren için hakim olan görüş, evrenimizin durağan, sabit ve ebedi olmasıydı. hatta belçikalı bir rahip olan george lemaitre, 1927'lerde einstein'ın genel görelilik denklemlerini çözmüş ve evrenin aslında genişlediğini söylemişti. einstein ise lemaitre ile dalga geçmiş, "matematiğin doğru; fakat fiziğin berbat" cümlesini kurmuştu. hatta durağan evren modeline saplantılı olduğu için, üstüne bir de kozmolojik sabit eklemişti.

    günümüzde ise, artık giderek artan bir hızda evrenin genişlediğini, kozmik mikrodalga arka plan ışınımını, karanlık madde ile karanlık enerjiyi biliyor ve bununla iftihar ediyoruz.

    şimdi geldik kilit noktadaki soruya. peki gelecekteki evren tablosu nasıl olacak?

    şu an evrenimize boş uzayın enerjisi hakim olduğu için, buna karanlık enerji de diyebilirsiniz, evrenin genişlemesi hızlanıyor. yani genişleme ivme kazanmakta. gözlenebilir evrenimiz bu yüzden ışık hızını bile aşabilecek bir hızda genişlemenin eşiğindedir ancak bunun yaklaşık 150 milyar yıl ila 2 trilyon yıl alacağını baştan söyleyelim.

    bunun anlamı şu: eğer çok uzun bir zaman geçerse o kadar az şey göreceğiz. şu anda gözlenebilir evrendeki yani gözleyebildiğimiz galaksiler çok uzak bir gelecekte ışık hızıyla bizden uzaklaşıyor olacaklar. bu yüzden geleceğin bilim adamları onları gözleyemeyecek, kısaca şu an bilim için altın bir dönemde yaşıyoruz.

    bu konudaki işleyiş şöyle olacak: gelecekte galaksilerin uzaklaşma hızları ışık hızına yaklaşacağı için onlardan gelen ışık daha fazla kırmızıya kaymış olacak (doppler etkisine benzer biçimde). yani galaksilerden gelen görünebilir ışık zamanla kızılaltı ışınlara, mikrodalgaya kayacak ve galaksiler resmen gözlenemez olacak.

    burada en azından sevindirici bir gelişme var. bizim yerel galaksi kümemizdeki galaksiler kütleçekim etkisi yüzünden hubble genişlemesi ile bizden uzaklaşmayacaklar. ancak bizim galaksi grubumuz dışındaki galaksilerin yukarıda anlattığımız gibi, başına gelecekler var. 150 milyar yıl sonra bu galaksiler, ışık hızıyla uzaklaşmaya başlayacakları noktaya gelecekler. yani şu andaki evrenimizin yaşının 13, 72 milyar yıl olduğunu düşündüğümüzde, yaklaşık evrenimizin yaşının 11 katı kadar bir zaman sonra bu galaksilerin ışığı 500 kat kırmızıya kaymış olacak. 2 trilyon yıl içinde ise, artık görünmez ya da gözlenemez olacaklar. bizim güneşimiz ise 5 milyar yıl sonra söneceği için, güneş benzeri ama güneşten çok daha uzun ömürlü olan ana-sekans yıldızların çevresinde bir uygarlık gelişirse, eğer bunlar teleskopları ile gökyüzüne bakarlarsa, şu an görebildiklerimizle kıyasla hiçbir şey göremeyecekler, yani doğru düzgün gözlem yapmayacaklar.

    lawrence krauss ve meslektaşlarının yaptıkları çalışmaların da gösterdiği gibi, bunlar aslında şu demek: büyük patlamadan köken almış ve genişleyen bir evrende yaşadığımızı söyleyen kanıtlar, yok olacaklar. yani uzak gelecektekiler, durağan ve ebedi bir evrende yaşadıklarını sanacaklar yani aslında bir nevi 1930'ların anlayışına geri dönecekler.

    şimdi büyük patlamanın 3 ampirik kanıtını hatırlayalım:

    1) hubble genişlemesi

    2) kozmik mikrodalga arka plan ışınımının gözlenmesi

    3) evrendeki hafif elementler olan hidrojen, helyum ve lityumun ölçülen bolluğu ile, büyük patlamadan sonraki evrenin ilk dakikalarında bu elementlerin ortaya çıkan miktarlarının birbiri ile uyuşması

    şimdi bu maddeler açısından inceleyelim. şu an hubble genişlemesini uzaktaki galaksilerin uzaklaşma hızlarını mesafeleri ile kıyaslayarak biliyoruz. ancak yukarıda anlattığımız gibi, çok uzak gelecekte, gözleyebileceğimiz bu nesneler olmayacağı için genişlemeye dair bir kanıt olmayacak.

    yaklaşık 1 trilyon yıla yakın bir zaman diliminde, bizim galaksi grubumuzdaki bütün galaksiler birleşecek ve bir büyük galaksi oluşacak. uzak gelecekteki gözlemciler bu tek galaksi hariç bomboş bir uzay görecekler. ve evrenin durağan olduğunu sanacaklar.

    şimdi gelelim 2.maddeye: kozmik mikrodalga arka plan ışınımına. uzak gelecekte bu ışınımın ısısı da düşecektir. gözlenebilir evren yaklaşık 100 kat büyük olacağı için bu ışınımın ısısı da 100 faktör düşecektir. bunun sonucunda 100 milyon faktör düşen bu yoğunluğu tespit edebilmek çok zor olacak.

    buna şöyle bir itiraz gelebilir: gelecekteki uygarlıklar, bizden 100 milyon kat akıllı olacakları için bunu gözlemlemek için süper aygıtlar yapabilirler. eee o zaman?

    ancak buna da verilecek bir yanıtımız var. yaklaşık 5 milyon yıl sonra bizim galaksimiz öncellikle en yakın galaksi olan andromeda ve komşuları ile birleştiğinde bir meta-galaksi oluşacak. bu meta galakside yıldızlar arasındaki sıcak gaz yüzünden bir plazma gibi davranacaktır. plazmada ışınımı yansıtmaz çünkü mattır. bu yüzden bu kozmik mikrodalga arka plan ışınımını gözlemlemeleri imkansıza yakındır.

    şimdi gelelim 3. maddeye; evrendeki hafif elementler olan hidrojen, helyum ve lityumun ölçülen bolluğu ile, büyük patlamadan sonraki evrenin ilk dakikalarında bu elementlerin ortaya çıkan miktarlarının birbiri ile uyuşması olayına.

    normalde gece gökyüzündeki yıldızların yapı taşları olduğunu bildiğimiz hidrojen, deteryum, helyum ve lityum gibi hafif elementleri oluşturan nükleer tepkimeler, büyük patlamanın ilk saniyelerinde ortaya çıktığı için büyük patlamanın en büyük kanıtlarından biridir.

    kabaca evrende şu an gözlenen helyumun yaklaşık %15'i büyük patlamadan bu yana yıldızların ürettiği helyumdur. (yıldızların hidrojen yakıp helyum ürettiklerini hatırlatalım). yani kalan helyum varlığı ancak büyük patlamadan kaynaklanmaktadır. şu an bunu bilim adamları yani insanlık çıkarsayabilmekte.

    ancak uzak gelecekte işler değişecektir. kuşaklarca yaşayan yıldızlar öleceklerdir. örneğin evren 3 trilyon yaşa yaklaşırken, yıldızlarda büyük patlama ile ortaya çıkandan yani %85 lik dilimden çok daha fazla helyum üretilecektir. yani uzak gelecektekiler, büyük patlamanın bir kanıtını daha kaybedeceklerdir.

    şimdi şu düşünme biçiminden devam edelim: örneğin geçmişte lemaitre sırf einstein'ın genel görelilik denklemlerine bakarak büyük patlama iddiasını öne sürmüştür. daha sonra gözlem ve kanıtlarla bu iddia desteklenmiştir. yani uzak gelecekteki gelişmiş herhangi bir uygarlık, kuantum mekaniğini genel göreliliği vs. keşfedebilir.

    ancak burada yine şöyle bir sorun var: bütün bu savlar, gözlenebilir yani bir nevi yanlışlanabilir varsayımlardı. ancak uzak gelecekteki uygarlıklar bunları teorik olarak bulsalar bile, gözlemlenebilirliği kalmayacağı yani yanlışlanabilirliği olmayacağı için kendileri açısından pek bir şey ifade etmeyecektir.

    şunu eklemek gerekir ki bütün bu varsayımları, şu an karanlık enerjinin evrenimize yaptığı etkiden dolayı söylemekteyiz. boş uzaya yayılmış karanlık enerjinin ne oluğuna dair bir fikrimiz yok. bu yüzen bu karanlık enerji, gelecekte farklı davranabilir. mesela sabit kalmayabilir. evren bir kez daha yavaşlama sürecine girebilir. ancak elimizdeki veriler ışığında gelecekteki evren tablosu için akla en yatkın senaryo yukarıdaki gibidir.

    yani kısaca, aslında evrenimiz ve bilim açısından şu an çok özel bir devirde yaşıyoruz. çünkü çok özel bir devirde yaşadığımızı gözlemsel olarak doğrulayabileceğimiz tek devirde!

    kaynak: original: a universe from nothing, lawrence m.krauss

    hiç yoktan bir evren
  • bizi icermemektedir.
  • relativity90 nickli arkadaşın yazdıklarını okuyunca iki noktaya takıldım.
    1- bizim çok şanslı bir döneme denk geldiğimiz çünkü evrenin genişlediğine dair bulguları gözlemleyebildiğimiz bir dönemde olduğumuz belirtilmiş. ancak acaba şanslı mıyız yoksa şu anki dönemde gözlemleyemediğimiz başka şeyler var da daha sonra bunları gözlemlemeye başlamayacağımız ne malum?
    yani şunu demek istiyorum: örneğin biz gözlem yaptığımız noktadan burçları tanımladık ancak bu burçlar sadece bizim gözlem yaptığımız nokta için anlamlı ancak mesela andromeda galaksisindeki bir medeniyetin gözlem sonucu olarak bizim burçlar değil başka burç sistemleri gelişmiş olabilir.
    bu bakımdan şanslı bir dönemde olup olmadığımızı dahi bilemeyebiliriz çünkü gözlemlediğimiz zaman ve nokta itibariyle gördüklerimizi daha sonra göremeyeceğimizi düşünüyoruz. ancak bundan önce ya da sonra gözlemlenecek daha farklı şeyler olduysa ya da olacaksa bunu bilmemiz dahi mümkün değil.
    bu bakımdan bence şanslı olduğumuz konusunda pek de emin olamayız. belki de en şanssız dönemdeyiz kim bilir.
    aslında arkadaş bir yerde bundan bahsetmiş , karanlık enerji değişir de evrenin genişlemesinde farklılık olursa diye.
    işte tam da bundan bahsediyorum.
    2. nokta da şu ki; şu ana kadar dayandığımız tüm bilimsel kanıtlar ve keşfettiğimiz bilimsel bulgular bu dönemde yaptığımız bilimsel gözlemlerle uyuşuyor çünkü yaşadığımız evrenin bilimsel kanunları bu şekilde işlediği için ya da biz öyle görüp öyle anladığımız için kanunları da bu şekilde kavradık.
    bunu nasıl anlatayım derken rahmetli carl sagan hocamız aklıma geldi.
    bir örneği vardı, kopernik ve onun güneş merkezli teorisi önceki dünya merkezli teoriye göre tüm gök bilimini temelinden değiştirmiş oldu. ancak o zamana kadar insanlar dünya merkezli bir sisteme göre gök bilim kurallarını uydurmaya çalışıyordu ve bunda da aslında kısmen başarılı oluyorlardı. işte burada sagan 'ın örneği akvaryumdaki balık örneğiydi. zira bu balık evreni bizim gördüğümüz açıdan değil suyun içinde ışığın kırılması nedeniyle farklı açıdan görüyordu. ve akıllı bir yaratık olsaydı bu görüş açısına göre de çok farklı evrensel kurallar benimseyecekti.
    şimdi ne alaka diyecek olursanız buna göre takıldığım noktayı söyleyeyim.
    ya biz de evrenin bu bölgesi ve bu zamanında zaten akvaryumdaki balık konumundaysak?
    bizim gözlem yaptığımız zaman ve mekanın en doğrusu olduğunu kanıtlamanın bir yolu var mı?
    sonuç olarak:
    biz şu an evreni gözlemlemek için en doğru zamanda olduğumuzu zannediyoruz ancak ya değilsek?