şükela:  tümü | bugün
  • metaetik yazınında, ahlaki gerçekçiliğe karşı öne sürülen argümanlardır. benacerraf probleminin metaetiğe uygulaması olarak görmek mümkün . aslında ortada tek bir argüman yok, iki çeşit argüman var ve bu argümanların farklı formülasyonları ve yorumları var. yine de basitlik için iki tür argümanın da özünü ıskalamadan basitleştirip sunalım. bu iki türü ontolojik evrimsel reddiye argümanı (bundan sonra oera) ve epistemolojik evrimsel reddiye argümanı olarak tanımlayabiliriz.

    ontolojik reddiye argümanı direkt olarak ahlaki gerçekçiliğin kendisini hedef alır ve şunu söyler: insandaki ahlaki duygular evrimsel sürecin etkisiyle oluşmuştur. bu yüzden ahlak yoktur ve bir illüzyondan ibarettir. ahlak, materyalist dünya görüşüyle uyumsuzdur.

    ontolojik reddiye argümanına nasıl yanıt verilebilir? birkaç strateji yürütülebilir.

    a) bir teist isek, materyalizmi kabul etmediğimiz için evrimin ahlak için bir sıkıntı oluşturmadığını söyleyebiliriz.

    b) ahlaki niteliklerin doğal niteliklere indirgenebileceğini kanıtlamaya çalışabiliriz. david owen brink gibi naturalist ahlakçılar bunu savunmaktadır. eğer ahlakın doğadan çıkabildiğini gösterebilirsek evrim bir sorun olmaktan çıkar.

    c) tam tersi istikamete koşup, ahlakın soyut ve non-natüralist olduğunu söyleyebiliriz. burada matematik ile etik arasındaki benzerliklerden yola çıkılabilir. justin clarke-doane'nun şu makalesi iyi bir başlangıç noktası. [bu cevabın epistemolojik olarak sıkıntıları var, birazdan bahsedeceğim]

    d) bunun bir genetik safsata olduğunu, bir şeyin kaynağını göstermenin onu reddetmek için yeterli olmadığını söyleyebilir ve ahlakın varolduğuna dair argümanları öne sürebiliriz. misal (bkz: indispensability argument/@illuminatinin basindaki adam) veya (bkz: huemer'ın ahlaki gelişim tezi/@illuminatinin basindaki adam) veya enoch'un ıspanak testi

    e) ahlaki inanların kaynağının salt evrim olmadığını, insanın evrimin ötesinde düşünebildiğini ve davranabildiğini göstermek. bu ahlaki gelişim argümanlarıyla yapılabilir, yukarıda bahsettiğim huemer'ın ahlaki gelişim tezi direkt olarak era'nın meydan okumasına cevap verir nitelikte.

    benim benimsediğim c, d ve e'yi birlikte almak. ahlaki realizm için epey güçlü bir temellendirmemiz oluyor böylece. fakat bu böyle bitmiyor, eğer non-natüralizmi seçtiysek önümüze büyük bir sorun çıkıyor. böylece epistemolojik evrimsel reddiye argümanına geçiyoruz.

    epistemolojik era'yı şöyle formüle edebiliriz:

    (1) ahlaki gerçekler vardır

    (2) insan evrimsel sürecin bir sonucudur

    (3) insanın ahlaki duyguları evrimsel bir sürecin sonucudur

    (4) evrimin önceliği gerçekliğe uygunluk (truth-apt) değil, yaşamda kalmaya uygunluktur (survival-apt)

    (5) evrimin bizi ahlaki gerçeklerle örtüşecek biçimde geliştirmesi mucizevi derecede küçük bir ihtimaldir

    (6) o halde gerçek ahlaki bilgiye erişmek imkansızdır

    açıkçası bu ontolojik reddiye argüman'ından biraz daha çetrefilli. ahlakın varlığını reddetmiyor, ahlaki bilginin mümkünatını reddediyor bu tür era'yı savunanlar. yine de cephanemiz var. ne yapabiliriz?

    (3)'e saldırabilir ve en azından bazı ahlaki inançların evrim sonucunda oluşmadığını iddia edebiliriz. wes morriston'ın söylediği gibi "grupiçi eğilimden bahsetmek ahlakın kaynağını tamamen açıklamaktan oldukça uzaktır.... yabancıları öldürmenin, başka bir ırkı köleleştirmenin, kadınları aşağı görmenin, önemsiz insan amaçları için hayvanlara zarar vermenin kötü olduğunu düşünmeyi açıklamak için yeterli değildir. bunları keşfetmek, rasyonel düşünme, tartışma, ahlaki münazaraların yüzyıllar boyu devam etmesiyle sayesindedir.”

    bunun dışında (5) ve (6) farklı bir noktadan eleştirilebilir: bu eleştiriler sadece ahlaka değil, bilişsel kapasiteye bağlı tüm bilgiler için geçerlidir. eğer beynimiz evrimin eseriyse ve evrim gerçekliğe uygunluğu hayatta kalmada avantaj olduğu sürece önemsiyorsa tüm matematiksel bilgilerimizden ve akıl yürütme yeteneğimizden şüphe etmemiz gerekir. fakat hemen hiçkimse (haklı olarak) evrimin ahlakdışı (non-moral) bilgi türleri için bir sorun oluşturduğunu düşünmez. ahlakı bu durumda istisna görmenin makul bir yanı yoktur. [aslında bir arkadaşım güzel bir eleştiri getirmişti bana. evrimsel olarak matematik ve akıl yürütme bilgisi hayatta kalmada işe yararken ahlak için bunu söyleyemeyeceğimizi iddia etmişti. güzel bir kontra aslında, fakat ahlakın da rasyonel olması gerektiği için diğer bilişsel fakültelerle ortak çalışması gerekir. bu yüzden diğer fakültelerimizden şüphe etmeden ahlak fakültemizden şüphe etmek için hâlâ iyi bir nedenimiz olmadığını düşünüyorum. bir de ahlak fakültesine sensus moralis desek hoş olur aslında.]

    evrimsel reddiye argümanı her ne kadar başta epey kuvvetli görünse de sanıldığından daha güçsüz olduğu anlaşılıyor.

    ps: konuyla ilgili en iyi literatür taraması russ shafer-landau'nun bu makalesi sayılabilir. farklı argüman ve karşı argümanları incelemek isteyenler bakabilir.