şükela:  tümü | bugün
  • hasan hüseyin korkmazgil şiiridir

    önce dörde
    sekize sonra
    sonra otuzikiye
    katlayıp mektubunu
    parça parça edip attım
    çiğnedim dişlerimde
    adını
    adresini
    ne kötüymüş ellerin nefrete bulaşması
    hangi perdeyi ceksem
    arkasında o
    hangi taşı kaldırsam
    onun kokusu
    büyük ve aydınlık işler için bilenmiş şu ellerimiz
    akrep yuvasında sanki
    solucan yumağına
    güzelim sevdiğim kardeşim dostum
    bağışla beni
    elim varmıyor adına dokunmağa
    oysa nasıl özledimdi
    o sular gibi sesini senin
    oysa diyecektim ki
    nasılsın iki gözüm
    nasılsın ruhum benim
    bu gece birşeyler patladı mı biryerlerde,
    düdükler ötüştü mü, siláhlar koşuştu mu,
    sardunya saksısı mı dedin selmá'nın sü-
    leyman'ın mantar tabancası mı, aman
    aman geçmiş olsun selmá'ya süleyman'a
    iyi ki oralardan geçmiyorlarmış…
    -diyecektim-
    aaa, tâbi, hayır hayır, bütün yollar
    kesilmiştir
    kavşaklar tutulmuş
    çember daralmaktadır
    dolmuşta unutulan bu çanta kimin
    kim bıraktı bu kadın şemsiyesini?
    -diyecektim-
    elim varmadı telefonlara
    eskiden kapıları dinlerlermiş güzelim
    dinleye dinleye uzamış kulakları
    uzun kulaklılarla dolmuş dünya
    hangi taşı kaldırsan
    bir uzun kulak
    hangi perdeyi çeksem
    bir utanmaz sırıtkan
    kapılar onun için biraz biraz göz
    kapılar onun için
    kendi kabuklarımız
    oysa ne de güzel
    ne de büyük
    ne de aydınlık işler bilenmişti şu ellerimiz
    aloooo, sevdiğim
    aloooo, canımın içi
    nasılsın ikigözüm kardeşim?
    adama bunu dedirtmiyor elin piçi
    kokusu kalmıyor çileğin
    kırmızısı okşamıyor gülün burnumu
    çay soğuyor bardağımda
    makarnam bayatlıyor tabakta
    ürkmüş gibi kaçışıyor güvercinleri
    ellerim hiç bir işe varmıyor
    ne kötüymüş nefrete bulaşması ellerin
    ben seni arıyorum bütün gün, sevgilim
    kabzımal çıkıyor karşıma
    ben seni arıyorum bütün gün
    bankamız emrinizde diyorlar
    ben seni arıyorum bütün gün
    kaç yaşında diyorlar
    sarışın mı esmer mı kumral mı balıketi mi?
    kaç yıldır yapıyor bu zenaati?
    ben seni arıyorum, sevgilim
    hiç bir dilde duymadığım
    hiç bir dilde bilmediğim
    adını tarihlerin bile bildirmediği
    ilkel sesler doluşuyor dünyama
    ben seni arıyorum, kardeşim
    susuyor gazeteler
    ben seni arıyorum, yiğidim
    susuyor telefonlar radyolar
    ellerimi sabun sabun arıtıyorum
    ellerimi siliyorum ak mendillere
    bismillah diyorum yapıp yaratanlara
    öpüyorum ellerimi ekmekte
    öpüyorum ellerimi zeytinde
    öpüyorum
    nefrete bulaşan ellerimi
    güzel günlere
    sokakta bahar varmış kış varmış bayram varmış
    varsa varmış bana ne?
    elim yüzüm basımevi boyası
    yanım yörem basımevi işçisi
    sırtlanın dişlerinden almağa çalışıyorum
    bir sokum ekmeğimi
    eskiden rotatiflerle satarlardı anamızı
    şimdi ofsetlerle kınalıyorlar
    en vurguncu gazeteyi en çok ekmeksizin elinde
    görmüyor muyum
    gömmüyor mu sabah sabah
    o çocuksu yüzünü o ofset çamurlara
    anasının oynaşını görmüş gibi bakmıyor mu bir de
    yüzüme
    çıldırmak işten değil, güzelim!
    al sana işte akşam
    al işte sana gece
    al sana işte sabah
    topla topla yığ yılları
    adına yaşamak de!
    benim şu gökyüzüne doymamışlığım
    benim şu haykıran gözbebeklerim
    susan sular gibi karanlıklığım
    biliyorum
    artırıyor onların korkularını
    biliyorum
    yalnızlığa itiliyorlar
    biliyorum
    bırakıp kaçamıyorlar
    bu korkular bu kuşkular
    bu eylül telefonları
    çoktan sönmüş bir yıldızın
    dünyamdaki şaşkın kalıntıları
    alooo, sevgilim!
    alooo, canımıniçi!
    alooo, güzel günleri ülkemin!
    bana şimdi ateş gibi bir içki