şükela:  tümü | bugün
  • bundan iki sene önce çanakkale/biga'da öğrenciyim. öğrencilik malum. yaz okulunda para lazım. girdim bir fotoğrafçıya. "abi" dedim "ben düğünlerde falan kameramanlık yaptım istanbul'da. burada da iş olursa, elemana falan ihtiyacın varsa ara beni." "tamam" dedi. aradı sonra. utana sıkıla "seni çalgıcılarla işe gönderecem gider misin?" dedi. "tabi abi sevinirim hatta" dedim. fotoğrafçının önüne gittim. 17 l * plakalı bir kırmızı bir kartal geldi. yeni patron "aha geldi seninkiler atla arabaya" dedi. işte ben hüseyin badem ile o gün tanıştım.

    o zamanlar daha klarnet çalmayı denemediğinden keman çalıyordu. düğünden önce millet ısınsın diye dünyanın en bozuk ses sisteminde bağırtılan demet akalın eşliğinde, kendi düşüncelerini bile duyamayacağın bir gürültüde, kenara oturmuş kemanını akort ederken yaklaştım yanına. " abi sen deli misin? nasıl duyuyorsun da akort yapıyorsun?" diye bağırdım kulağına. " o beni duyuyo beyaa" dedi. sıcaktan ve fazla kilolarından dolayı zaten zar zor aldığı nefesini benim sorularıma harcamasın diye başka da soru sormadım. neyse. millet biraz oynadı falan. sonra bizi bir pikabın römorkuna doldurdular. ormanlık bir alanın içindeki bir çeşmenin başında kız ve erkek tarafı karşılaşacak. köyden çıkana kadar oynak havalar falan çaldı bunlar. sonra bizim kemancı başladı klarnetçi ile o zamanlar hüsnü şenlendirici'nin ikinci baharını yaşattığı ah istanbul istanbul olalı şarkısını çalmaya. yoldan geçen araçların, rüzgarın ve römorkuna oturduğumuz pikapın sesine rağmen sabahın onunda gözlerimi doldurdu bu iki adam. " üzülme bea, istanbul'da bir bok olsa herkes sığardı oraya" dedi hüseyin abi. "rakıyı açın çok sıcak oldu beya" diye de ekledi.

    düğünde bir tane kız geldi kameranın önüne durdu. şişmanca da birşey. tüm kalabalığa yönelmiş kamerayı göstererek "sen hep beni çekiyorsun" dedi bana. "hayır ne alakası var ben hep oynayanları çekiyorum. size öyle gelmiştir" dedim. gitti bu. hüseyin abi çağırdı beni. "ne diyo o bea?" dedi. "böyle böyle hep beni çekiyorsun diyo abi" dedim. "kancık o beya. sikseydim kraliçeyi sikerdim deseydin ya bea" dedi.

    bitti düğün. geceyarısı oldu. ebesinin nikahında bir köydeyiz. herkes gitmiş. bir tane sarhoş kalmış. çalgıcılara sarıyo. "çalın" diyo a.k. "sabaha kadar çalın." şarkı başına da 1 lira falan atıyo. neyse bizimkilerde çaldılar falan. bi yarım saat uğraştık adamla. tam hazırlandık gidecek olduk. bir araba geldi. "gelin abiler düğün daha yeni başlıyo ne toparlanıyorsunuz?" dediler. "rakı var mı?" diye sordu hüseyin abi. "var" dediler. gittik bir çeşme kenarına. vereyledik rakının gözüne. çalıyorlar bir yandan. içiyorlar başka bir yandan. ocağımıza incir ağacı dikildi. sabah kırmızı kartalı köy yolarında ralli şoförü edasıyla sürerken arka koltuktan keman sesi gelmeye devam ediyordu. deniz kenarına çektik. güneş doğarken şahmelek'de denize girdik. sanıyorum hayatımda en çok güldüğüm gece o gecedir. bir daha da tanıştığımın ilk günü bu kadar kaynaşacağım ve eğleneceğim başka bir insan topluluğu ile karşılaşacağımı hiç düşünmüyorum. en çok içtiğim gece oydu ama ondan eminim. sonraki üç gün boyunca kafamda biri rakı şişesine açtığı delikler ile istanbul istanbul olalı çaldı çünkü. efkarlandıkça da "bu kez pek bi afili yalnızlık beyaaa" diye nara attı.

    tüm bunları neden anlattığımı filmi izleyenler iyi anlamıştır. filmi izlememiş olanlar için ise yukarıda yaşadıklarıma yakın bir maceranın sinemalarda sizi beklediğini söylemekten çekinmiyorum.

    filmi izlerken hissettiklerimi kenara bırakarak film hakkındaki düşüncelerimi de yazayım. buyurun spoiler sofrasına. rakı da var.

    --- spoiler ---

    trakya ağzı denen olay budur işte. bir türk filminde en son ne zaman hiç sırıtmayan bir aksan izlediğimi artık rahatça söyleyebilirim. taaa 1996 ya gidip şener şen'i hatırlamama gerek kalmadı.

    istanbul'a gelen birisi için adres bulmanın, yol sormanın adeta bulmaca gibi gösterildiği tüm o dizilere ve filmlere nazire yaparcasına tek başına nereyi ararsa bulan hüseyin çok iyi düşünülmüş. ayrıca ben de 30 yıl önceki birini arasam önce elimdeki adrese, sonra oranın yaşlılarına, sonra muhtarlığa, karakola, nüfus müdürlüğüne falan giderim.

    ramiz abi'nin at sevdasına hasta oldum. evdeki tüm tabloların at temalı olması çok güzel bir ayrıntıydı. ayrıca ramiz abi'nin telefonu masanın üzerinde titrerken çerez kasesinin içinde karınca yürüyordu. demek ki birileri "abi bekar adamın evinde, yaz günü, bırak çerez kasesini, kirpiğine bile karınca yürür. kalsın o bir daha çekmeye gerek yok" demiş. bunu diyen adamın alnından öperim. ya da bu at temalı fotoğrafları koyan sanat yönetmeni arkadaşımız "yaz günü çerez kasesinin içinde karınca olur abi. daha deminkini karıncasız çekmişiz. şimdi arkadaşlar karınca getirdi bir de onla çekelim" diye bir şeyler demiş olabilir. işte o adamın da her yerinden öperim.

    demet akbağ'ın oynadığı karakteri biraz karikatürize bulduğumu söylemem gerek. adı, vücudunu cömertçe sergilemesi, küfürbazlığı, parlak taşlı aksesuarları, kıyafetleri, dişleri ve hareketleri ile son zamanlarda sıkça rastladığımız ve neredeyse stereotip bir karakter oluşmuş.

    taksinin kaza yaptığı sahnede arabadan inen herkesin boyaya basmadan önce de ayakkabılarının altı beyazdı. "sahne kaç seferde çekildiyse artık ayakkabıların altını silmekten sıkılmışlardır" iyimserliğini yaşayacak kadar sevdim filmi. * ya da boyacıdan utanıyorum. bilemiyorum.

    hüseyin badem'in çalgıcı arkadaşları arasında alican yücesoy ve caner alkaya olması bana devam filmi için umut verdi bak. diğer oyuncunun ismini internetteki uzun aramalarıma rağmen bulamadım. ki kendisi kurtlar vadisi hastası gergin adam rolünde harika bir iş çıkartmış. geyikli saz heyetine saygılar.

    geminin kayığa çarptığı sahne olsun, yunus atladığı sahne olsun "hey mübarek hayvan balık çeviriyo balık." dedirtmiştir onca romantik ortama rağmen. efektler diyorum. gayet şukela.

    sözün özü: salih kalyon'un dişleri, gitarcının hikaye ile hiç alakası olmayan kırık bacağı - ki gerçek hayatta da insanların bacağı kırılabilir-, peynircinin hacı babası, ali savaşçı'nın oynadığı psikopat karakterin gazeteye sarılı bira kutusu ve temprası gibi muhteşem detaylar ile dolu aynı zamanda gerçekçi ve akıcı diyaloglar ile bezeli bir filmdir. tam cinayet işlendiği anda içeri girerek şahit yazılmasından korkulan karakterlerimiz filmin gerçekçiliğini zedelese de çatışmadan kaçarken "ramiz abi babamı bulduk" lafına "sıçayım babanın şarap çanağina" cevabını veren bir filmdir.

    --- spoiler ---

    gitmeyin bu filme. alın rakınızı. sizi en çok güldüren ve eğlendiren arkadaşınızı da çağırın. sesi güzel bir başka arkadaşınızı da alın giderken. bir de klarnetçi bulun 100 lira attın mı gelir sizle günübirlik. çekin çanakkale kıyılarında bir deniz kenarına. ama yok ben bunların hepsini yapamam derseniz bu filme gidin.
  • cok para harciyoz herkes begenmek zorunda diye yapilan vahsi bati, bir ayinin hikayesi recep ivedik, kisacasi sahanlar cem yilmazlar gidin film gorun. olayin para pul, ayilik degil hosluk tatlilik oldugunu anlayin. super film olmus kisacasi.
  • hakkında bir şeyler yazmazsam öleceğim bu filmin. yeni geldim, karın kaslarım ağrıyor ciddi ciddi.

    keşan' lıyım ben a dostlar. ancak ailemde kimse şiveli konuşmaz, genelde istanbul ağzı denilen şekilde konuşurlar. buna rağmen, keşan' a gidip otogarda otobüsten indiğim an bir tanışa rastlarım ve eğlence benim için orada başlar:

    - ooo ojgeldin marı naabıyon?
    - iyi naabayım(elimde değil, böyle sorulunca kayıyor benim de ağzım)

    bir koca yaz tatili benim için şenliğe dönüşür memleketim sayesinde. bunu hep söylemişimdir. zira kızdığında evladına "ağzını kırdımın encee seni, te git orda ağla şindi." diye söylenen insanlarla birlikteyken eğlenmemek imkansız. "e film çanakkaleli bir adamın öyküsü ne alaka?" diyenlere cevabım çok basit. aynı olmasa da son derece benzer konuşuyoruz efendim çanakkale' lilerle. böyleyken böyle, yapacak bir şey yok.

    işin özeti şu: ata demirer sağolsun, yıllardır içinde olmaktan çok memnun olduğum, çocukluğumun güzelliklerini film yapmış koymuş önüme. hikaye nefis, ata demirer' in oyunculuğu on numara beş yıldız. doğal bir kere adam, içten. akıyor üzerinden içtenlik. demet akbağ, salih kalyon ayrı birer harikaydılar, bir insana ne giyerse giysin yakışması gibi, maşallah bütün rolleri şahane oturtuyorlar üzerlerine. olmuş bu. filmi beğenmeyen insan varsa söylenecek şey basit, "senden ötürü" deyin, geçin.
  • iizlenir bu be ya!
  • ata demirer'i severim.korsan tv olsun,avrupa yakası olsun takip etmişimdir.henüz yolun başındayken adapazarı'nın en büyük çay bahçesine gösteriye gelmişti,izlemiştik abimle falan.ama internette filmin fragmanını izleyince burun kıvırmıştım.hatta direk yaftayı da yapıştırıp "ı-ıh bundan bişi çıkmaz" dedim.

    dün 4 arkadaş gittik filme; güldük, eğlendik.çıkarken iyi ki gitmişim dedim.

    beklentilerimi karşılayan bir komedi filmi olmuş.her şeyden öte film,skeç değil.içinde -beğenilir ya da beğenilmez ayrı- bir hikaye var.ne apış arasını kaşıyarak-osurarak güldürmeye çalışıyor,ne de fantastik mekanlarda çeşitli filmlere göndermeler yaparak...

    not: sıradan bir sinema izleyicisiyim.bu film yüksek beklentili yazarlara hitap etmeyebilir,bunu belirtmekte yarar var.ama yine de gidin izleyin...
  • bugün annemle gittik kendisinin ısrarları üzerine. iyi ki de gitmişiz. o tutturmasa ben kendiliğimden gitmezdim. çok içten, sıkmayan, çok eğlenceli bir film. özellikle ikinci yarısından itibaren daha tempolu, daha eğlenceli ve daha komik olmaya başlıyor. birkaç sahnede ciddi ciddi kahkahalarla güldüğümü söyleyebilirim. gülüp eğlenmek isteyenlere tavsiye edilesi.

    --- spoiler ---

    emlakçıda kör taklidi yaptıkları sahnede gözümden yaşlar aka aka, kendimi sağa sola ata ata güldüm, hatta filmin sonuna kadar susamadım.

    "senden ötürü!"

    --- spoiler ---
  • trakyalı suser kızanlarla toplaşılıp beraber izlenilesi film.

    --- spoiler ---

    -saba sabaaa ne baariyon
    -baarma sende, senden ötürü, sen ne baaariyon
    -zilime basıyonnn
    -zile basıyom sana mı basıyommm

    --- spoiler ---
  • sakin , sevimli, keyifli zaman geçirmek için izlenecek bir film olmuş. ata demirer'in yetenekli bir oyuncu olduğunu bir kez daha görüyoruz. bu arada çanakkale'yi filan gördükçe insan her şeyi bırakıp deniz kenarındaki küçük ve sevimli kasabaya gitmek istiyor.

    --- spoiler ---

    ata demirer ile demet akbağ'ın boğaza karşı bir şeyler yedikleri yerde hesap gelince muhteşem bir diyalog geçmiştir o da şöyledir:

    +ata: abla , iki çay; bir tost'a 26.5 lira mı verilirmiş , ben geyikli'de sana oğlak kestiririm bu paraya be ya.

    -demet: olm , burası istanbul onun üstüne 500 daha koy , adam kestirirsin bu şehirde..

    --- spoiler ---
  • kahkaha bombardımanı olsun diye çekilmemiş, eğlenceli, gerçek hayattan kesit gibi bi film.

    demet akbağ'a bi kere daha hayran kaldım. salih kalyon, ata demirer hepsi de iyi oynamışlar, sırıtan bi tarafı yok filmin. belki çok fazla "be yaa" demeleri olabilir. laz taklidi yaparken haddinden fazla kullanılan "da" gibi olmuş bazen ama güzel..

    filmin en çok yardığı sahne de emlakçıda geçendi sanırım. orada tüm salon fişi çekti artık..

    ha bi de bu var:

    --- spoiler ---

    - sen benle geyikli'ye gel baba. bizim orada ömürler uzundur. ortalama yaş 65!
    - ee ben 63 yaşındayım?
    - hııı..

    --- spoiler ---
  • filmi çok beğendim.eğlendiren güldüren hatta son yıllardan izlediğim en iyi türk filmi diyebilirim
    --- spoiler ---
    boyacıdan utan beaa..(hastanedeyken)
    --- spoiler ---