şükela:  tümü | bugün
  • tüm hayatı ezberlerse, özgürlüğünün elinden alındığı mecburi görevlerde o kadar zorlanmayacağını; müziği tüm saniyeleriyle beynine kazırsa, istediği zaman istediği şarkıyı dinleyip o şarkıları dinlediği yerlere ışınlanacağını düşündü. tek yapması gereken: her şeyi muntazam şekilde listelemek ve hayatı hatmetmekti.

    kafasını gökyüzüne çevirip batıya doğru hızla geçen bulutlara bakarken birasından bir yudum daha aldı. gözlerini sonuna kadar açmış, kulaklarını bir kurt köpeğiymişçesine dikmişti. derin nefesler ciğerini dolduruyor, gözünü kırpmadan tüm hayatı beynine kaydediyordu. ovaya hakim olan çok yüksek bir tepeden her şeyi görebilirken kendisini etki alanı düşük bir tanrı gibi hissediyordu. uçurumun kenarından sarkan ayaklarına baktı, sonra da üzerinde impossible yazan çantasına. çantanın ağzı yarısına kadar açıktı ve içindeki kutular mücevher gibi gözüküyordu. ayağa kalkarken sendeleyeceğini, bastığı taşın söküleceğini, uçurumun kenarından düşmemek için elleriyle bir köke tutunacağını, kökün de ağırlığa dayanamayıp topraktan çıkacağını ve kısa süren bir düşüş ile hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını düşündü. bunu düşünmek bile tüylerini ürpertmişti fakat uçurum kenarında değildi, uçurum kenarında olduğunu düşlemesi yetmişti. o kadar gerçekçi hayaller kuruyordu ki, vücudu neye inanacağını şaşırıyor ve düşmeden bir salise öncesini görüp yerinden sıçrıyordu. hayatı ezberlemek yerine düşlemek daha iyi olabilirdi belki ama bu yöntem müzikte işe yaramazdı. tüm şarkıları bir harddisk gibi kaydetmeli ve zamanı geldiğinde beyninden oynatmalıydı. yağmurun altında dikilirken "have you ever seen the rain" otomatik olarak girmeli, bunun için de 2.38'lik şarkının her saniyesini daha önce defalarca duymalıydı.

    tekrar etrafına göz gezdirdi, şimdi de deniz kıyısındaydı. hemen sağ tarafta eski bir kale, onun üzerinde dik yamaçlar, sonrasında ağaçlar ve ağaçların bittiği yerde de yıldızlar. arsız bir rüzgar havlunun altında ısınmaya çalışan iki kişinin sigarasından nefesler çekerken, çalan şarkı "the sad song of the wind" idi. denizin içinden henüz yükselmeye başlamış turuncu bir ay, çok uzakta başka insanlar ve bira. gece olmasına rağmen her şeyi görmeye ve duymaya çalışmış, tüm hayatı yüksek çözünürlükte beynine kaydetmişti. en ufak sesler ve en sönük yıldızlar dahil. defalarca ve günün her saatinde geldiği olimpos'u tamamen özümsediğinden, dünyanın herhangi bir yerinden bu mitolojik cennete anında gitmenin yolunu bulmuştu. gözlerini kapatıp düşlemesi yetiyordu. tüm dünyayı ezberlemek için kaç yıl yaşaması gerektiğini düşündü, yetmeyecekti. çok uzun yaşasa ve sürekli yolda olsa bile geride bıraktığı yerler değişecekti, tekrar geldiğinde bambaşka bir yerle karşılaşacaktı. yükselen aya baktı, gerçek mi düş mü olduğunu bilmiyordu. birden ışıklar patladı, gökyüzü beyaza boyandı ve gözlerini açtı.

    yatağında uzanmıştı ve annesi odanın kapısından "oğlum, misafirlere bir hoşgeldin de, ayıp" diye söyleniyordu. yerinden kalktı, içeri geçerken başı dönüyordu. koltukta oturan insanlar yaşamayı çok önceden bırakmış, otomatik pilota bağlamışlardı artık kendilerini. her günleri aynı geçerken sadece saçları beyazlıyordu. el öpüp gülümsedi, bir koltuğun köşesine çöküp onlara bakmaya başladı. her zamanki sorularından sordular, ezbere cevapladı. sadece hayatı değil başka insanların tepkilerini de ezberlemişti. yeterince zamanı olursa, tüm hayatı kafasından oynatabilirdi. tanrının da her şeyi ezberlemiş olduğunu düşündü. iddialı açıklamaların kaynağı buydu demek: zaten biliyor olmak.

    oturma odasından kalkıp kendi odasına doğru yürürken birçok şeyi zaten biliyor olduğunu; karanlık nöbetlerde, koğuşlarda, ofislerde yahut olmak istemediği herhangi bir yerde istediği görüntüyü hafızasından geri çağırabileceğini düşündü. köpüklerin içinde denize koşarken, bir pikenin altında ısınmaya çalışırken, apansızın öpüşürken, sarhoş olup yürümeye çalışırken, zamanın geçişine kadeh kaldırırken, rüzgarda sigara yakmaya çalışırkenki anları kayıpsız aklındaydı. biraz müzik ezberlemek için bilgisayarının başına geçti, winamp ilk şarkı olarak "babamın evinde"yi çaldı, ezberlemek üzerine ne düşündüğünü bundan tam on sene sonra dönüp okumak için aklında ne varsa bir yere yazıp sonra da yolla tuşuna bastı.

    sahile koşan bu dalgalar, dörtnala atlar gibi
    özgürce yaşa hayatı, süzülen kuşlar gibi
    kaybolma, adressiz mektuplar gibi
    kaybolma, kumlardaki harfler gibi
  • verileri, beyinde değişmez sabitler haline getirmek. ondan kelli, ezberim hiç iyi olmadı.*
  • bazı insanların öğrenmekle karıştırdığı fiil.
  • insanın beynini kıvıl kıvıl eden iş. kim ne ezberlemek zorunda kalmıştır bu hayatta bilemem ama bana göre dünyanın en boş, en anlamsız, en gereksiz işi bu. öğrenmek ile yakından uzaktan ilgisi yok. hafızası kuvvetli biri olmama rağmen iş bilinçli olarak oturup bir şey ezberlemekse, bu mümkün değil. hep başka şeyler düşünüyorum galiba. demek ki biraz da konsantrasyon sahibi olmak gerek.

    hafıza kuvvetlendirme metodları üzerine kafa yoran insanları da hiç anlamamışımdır. aslında ben, mesela spor başarılarını da hep yadırgamışımdır. mesela on ton kaldıran bir adama altın madalya veriyorlar o da seviniyor ya da yüz metreyi iki saniyede koşana. ezberlemekte bunun gibi. yani koştum da ezberledim de kaldırdım da ne oldu, ne olacak mantığı olmamalı bir insanda demek ki. ya da değer yüklediğim şeyler farklı. tabi herkesin başarmaktan gurur duyacağı şeyler vardır ama kitabın birini açıp, fotografik hafızamla ezberime alsam 10 dakkada koca kitabı, ee ne oldu, açar okurdum, kafamın içine kitleyince ne oldu derim ben. zaten bu yüzden de bu işi başaramam.

    ezberlemek zorunda olmak, mide bulandırıcı bir iştir.
  • eğitim sistemimizin içinde bulunduğu içler acısı durumu açıklayan öğrenim şekli.
    düşünmeyi öğretmeyen, sadece ezberciliğe zorlayan bir sistem sonucu ülkedeki eğitim düzeyi buralardadır. bu yüzdendir yıllar yılı okumuş insanımız işsiz dolaşmakta, bu yüzdendir kafasını çalıştırmış ilkokul mezunu insanımız holding sahibi.
  • ezber (“hafızadan”), far. “az” ve “bar” sözcüklerinden oluşur. “az” türkçedeki ayrılma hâl ekinin (-den), “bar” ise ar. hafıza sözcüğünün karşılığıdır. ezbere öğrenmenin fransızca, ingilizce, arapça, farsça ve kürtçede anlam itibarıyla ortak yönü var:

    ezberin fransızcası “par cœur”dür. “par” türkçedeki ayrılma hâl ekinin (-den), “cœur” ise ar. kalp sözcüğünün karşılığıdır. aynı sözcüğün ingilizcedeki karşılığı “by heart”tır. “by” fransızcadaki “par” ve türkçedeki “-den”in, “heart” ise fransızcadaki “cœur” ve türkçedeki “kalp” sözcüğünün karşılığıdır. aynı şekilde “ezbere öğrenmek” sözünün arapça karşılığı “bihafaz ean zahr qalb” (ezbere, kalpten hatırlamak), farsça karşılığı “baan ve del yad kerften” (kalp ve ruhla öğrenmek), kürtçe karşılığı ise “ji dil fêr bibin”dir (kalpten öğrenmek).

    entry arapça, farsça ve kürtçe çeviri düzeltmeleriyle benzer çevirilerle alakalı eklemelere açıktır.
  • (bkz: ezber)
  • yetersizliğinden kurtulup kalite edinmek isteyen biri için bir tür felakettir amma sadece kısa vadeli bir işin üstesinden gelmek isteyen kişi için güzel olanaktır
  • hissetmek