şükela:  tümü | bugün
  • ezik olma hali..
  • basın yayın alanında en sık rastlandığı nokta sanıyorum ki hürriyet gazetesinin ilk sayfa sağ üst sütunudur."türk öğrencinin/doktorunun/pornocusunun/gelininin büyük başarısı" generic başlığıyla sunulan bu insanlar öyle bir şişirilmekte, öyle bir süslenilmektedir ki alttan alta "bunu yapmak bizim neyimize ama hayrettir bu türk haliyle yapmış" hissiyatı pompalanmaktadır. bu durum herhangi bir öykünme, imrenme, kamçılama yaratmaktan çok cilalanmış şahıslara tapınmaya, kendimizi onlardan soyutlamamıza sebebiyet vermektedir.

    sağ üst sütundan ya da sürmanşetten verilen bu haberlerde "türk gencinin parmak ısırtan başarısı" yazılması kanımca adi bir suç vakasında "türk gencinin nefese kesen katliamı" yazılması zorunluluğunu da beraberinde getirmelidir, ki kanımca ikisi de eşit derecede manasızdır. parmak ısırtan genç hakaten parmak ısırtacak bir varlık gösterse zaten "türk genci" ön ekine ihtiyaç duymayacak, "soğuk füzyonu hayata geçiren nobelli bilim adamı ahmet sanlı" "gencinden yaşlısına amerikaya gay pornosunu sevdiren volkan severcan" şeklinde yerini alacaktır.
  • ruhundaki gediği bir türlü kapayamamış kişinin kendisinden daha akıllı, daha güzel ya da daha popüler olan/olduğunu sandığı kişilerin yanında "buyur gel bas, gel gel şöyle sırtıma doğru" replikleriyle destekli duyduğu his.
  • en çok ota boka ezik deme merakı içerisinde olanların yaşadığını düşündüğüm durumdur.
  • -ah şu dünyalar bizim olmasa o an/ ki yaşam bittiğinde övünç kaynağı nem kalacak deyu düşünsem arkamda-

    bir çöküş anı özelliği.

    her insan evladı iner, çıkar, batar, boğulur, gömülür sürekli hayatın noktalarını haybeden şahitlik makamında seyreder durur; iner internet kafeye, oysa inmemeliydi en mutlu anın son bulduğu görkemli karşılaşmaların salak muhasebesini yapmalıydı..

    diye düşünürken; yanına, arkasına veyahut önüne, hiç farketmez, ruhsal dinginliğin en şaşalı mertebesine dünyanın en güzel ve özel varlığı titrek ve bir o kadar ürkek bir şekilde dizginlenemez ipince parmaklarıyla her klavyeye dokunduğunda yürek burkan, sözümona kimilerinin uğruna ağıtlar yaktığı, insanın g.tünden solumasına sebep müthiş varlık, gelir çevresindeki bir bilgisayara oturuverir.

    kızarır, bozarır bizim boz ayı kıvamındaki genç.

    işte bu anda yaşadığı duyguya biz "eziklik" diyoruz efendim. şu olabilirdi;

    -merraba bağyan..
    +buyrun?
    -yok bişey..

    ama olamadı; maalesef klavyeler şahit oldu şu saçmalığa;

    -ah şu dünyalar bizim olmasa o an/ ki yaşam bittiğinde övünç kaynağı nem kalacak deyu düşünsem arkamda-

    not: böyle bi şiir yok aslında, az evvel ezildim, uydurdum.
  • özgüvenle ters orantılı olan duygu, ruh hali.
  • beşiktaşın 2007-2008 sezonunda ligde 3. olması..
  • takımlarının başarılarını ve ya başarısızlıklarını rakip takımı tutanlara sataşarak yaşamaktır. biz 25 yıldır şampiyon olamıyoruz kimseye de sataşmıyoruz. belki de buyukluk boyle oluyordur.
  • birey benliğini geliştirirken dış dünyanın kendisini nasıl algıladığına bakar ve çocukluk boyunca -ve daha sonra- dünyanın, -diğer insanların- bu görüş ve fikirlerini benimseme eğilimi gösterir. çirkin olan biri çirkin olduğuna dair verilerden ötürü değil, başkalarının onu çirkin bulduğunu bildiği için çirkin olduğuna inanır. o yüzden anneler babalar çocuklarını "akıllı kızım, güzel huylu kızım vs" gibi pohpohlayıcı ve gaz verici şekillerde severler, çünkü toplumsallaşma sürecinde benlik gelişimi, (ayna benlik kuramına göre) başkalarının bizim hakkımızdaki düşüncelerine dayanır. eğer kuram haklıysa, o halde ezikliğin nedeni diğer insanların seni ezik görmesi oluyor; bu da demektir ki ezikliğe neden olan şey tepeden bakma, hor görme. herkes diğerlerini kendi değerlerine göre yargılıyor. biri biri sizi yargılayıp olumsuz sonuçlara vardı diye hemen ezik olmazsınız elbette, ama hayatınızdaki diğer önemli ötekiler (kişinin benlik gelişiminde tepkilerine değer verdiği diğer kişiler anlamına gelir) size olumlu dönütler veremiyorsa bir denge kuramaz ve elinizde olumsuz yargılamalarla başbaşa kalır, benliğinizi de bunun üzerine kurarsınız. budur.
  • başkasının başarısızlığına, kendi başarısından daha çok sevinmektir.

    örneğin; iki öğrenci var. ahmet ve mehmet. ikisi de öss'ye hazırlanıyor. ahmet deneme sınavlarında çok iyi netler yapan, sürekli mehmet'ten yüksek alan bir öğrenci. mehmet de fena değil ama ahmet'e bir türlü yetişemiyor. puanı sürekli daha düşük kalıyor. buna da çok canı sıkılıyor.

    gün geliyor gerçek öss oluyor. sorular zor. bizimkileri giriyorlar sınava. sonuçlar açıklanıyor ki o da ne? ahmet hiçbir okula giremeyecek bir puan almış. açıkta kalacak. mehmet ise vasat bir okula girecek bir puan almış. çalıştığı yerlerden çıkmış herhalde.

    hah işte burada mehmet "yaşasın üniversiteye girdim, en azından bir okul kazandım" diye sevinmek yerine "oh ulan ahmet kazanamadı açıkta kaldı, işte böyle koyarlar" diye seviniyorsa eziktir.