şükela:  tümü | bugün
  • paulo freirenin bir kitabı.
  • bir taraftan papaz/rahip, bir taraftan da azılı komünist olan bir acaip adam
    olan paulo freire'nin içine girildiğinde, mevcut değerleri(ni), rahmetli anneanneciğimin hoover marka eski usul santrifüjlü makinesinde çevrilmiş gibi darmaduman eden kitabında pek güzel izah edilen varoluş hali.
    adı böyle tumturaklı filan ya, sanılmasın ki bu da sırf kürtaj, uyuşturucu, aldatma gibi sırf hani komşularımıza ve tanıdıklarımıza olan bizden uzakta birşey.
    çok basit, çok yaygın, çok kaçınılmaz bir şekilde hep ve çok aramızda oysa ki.
    tüm insan ve sadece insan oluş haliyle alt devresini bekleyen askerden tutun da,
    parti başkanı olan eski ilçe başkanı olan politikacıya, taze kaynana olunca gelinini ezen eski geline kadar.
    peki ne der özetle bu freire amca ne der diye soranlara:

    aslında ezen ve ezileni barındıran, onlardan ibaret olan bir anlamda herangi bir düzlem, bağlam ya da hadi klişe jargonla düzende, ezilenlerin ezilen konumundayken tamamen karşıt ve karşısında durur(muş?) göründüğü bu ezen ezilen düzenine atıfla duruşunun ezen konumuna geçmekle hemen yokolduğundan bahsediyor freire.

    yani ezilenin bozuk düzen dediği o şey her neyse,
    o düzene karşıtlığının, düzenin bizatihi kendisine değil de,
    o düzendeki konumuna dair olduğunu yayıp döküyor ortaya.
    ezilmenin acısını çıkarmak için artık ezen olmak,
    böylece aynı düzeni değişik kişilerle yenilemekle
    kendini sürekli devam ettiren bu kısır döngüden çıkışın, sistemdeki yerimizi değiştirmekle değil (bkz: first order change), sadece sistemin ve düzenin ezmek ve ezilmek üzerine kurulu olan yapısını kökten değiştirmekle (bkz: second order change) olabileceğinden söz ediyor.
    ezilen olmanın acısını ve ezene duyulan nefreti,
    yeni ezmelerin nüvesi olarak görmemeyi başarıp,- ki bu hakikaten bir başarı-, bir kaldıraç olarak kullanmak gerek belli ki.
    nefret nesnesini önce anlamak*, anladığın şeyin bilgisiyle de o nesneyi dönüştürmek için soyut bir kaldıraç.

    kaldıramazsak eğer, ezen ve ezilen konumlarını hiyerarşik bir yapının gelişim aşamaları olarak görmekten kurtulmadıkça ezilmeye devam edeceğimizi gözümüze gözümüze sokuyor rahip freire;
    ezen olsak, ya da öyle zannederek ego mastürbasyonuyla tatlı tatlı avun(dur)sak bile kendimizi, tıpkı kendisini "ibne" kabul etmeyen aktif eşcinseller gibi.
  • bir sosyal mühendislik hezeyanıyla insan iradesini, aklını, bedenini, hayalgücünü, .. tabi kılan, zapturapt altına alan eğitim sistemini karşı-politik bir kurguyla ele alan, özgür eğitim pratikleri üzerine bir kitap.
    ayrıntı yayınlarından çıkmıştır..

    **bilgi** :
    melih başaran ın, yky den çıkmış, "ve niçin yine felsefe" kitabinda "ezilenlerin peda(demo)gojisi" diye bir yazı var (imiş). adından da anlaşılacağı üzere, freire i elestiren, ezilenler adına konuşmakla ezilenlerin konuşmasi için imkan hazırlamak arasındaki kolay çizilemez ayrımların freire de nasıl belirdiği ile ilgili, sonucunda freire in yolunda onunla birlikte ilerlelemeyi seçmeyen bir makale (imiş :).. güzel okumalar, hayrını görün..
  • freire’ye göre ezilmişlik gerçekliğinin dönüştürülmesi önünde şu engeller mevcuttur:

    -ezilmişlerin durumunun tarihsel bir boyutu vardır ve bu iktidardakilerin şiddet eylemleri ile başlamıştır. ezilenlerin şiddeti bu ilk şiddet eyleminin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. devrimci şiddet ya da direniş, barışı (ya da kanun düzenini) yeniden tesis etme iddiasındaki ezenler tarafından uygulanan şiddetle karşılaşır.

    -ezilen/ezen çelişkisinin çözüldüğü durumlarda (örneğin devrimlerde) önceki ezenler kendilerini özgürleşmiş hissetmezler çünkü şimdi kendilerine göre barış içinde yaşama hakları (yani etraflarındaki her şeyi kendi hakimiyetlerinin nesnesine dönüştürme eğilimleri) ezilenlerin insaniyetlerini kazanma isteğine boyun eğmek durumundadır.

    -ezenler genellikle cahaleti mutlaklaştırma eğilimindedirler. ezilenlerin yeteneklerine karşı derin bir kuşku geliştirirler ve onları yetersiz görürler. şartlar izin verse bile, ezilmişlik durumunu reddettikleri ya da rasyonalize ettikleri için ezenlerle dürüst bir diyalog geliştirmek mümkün değildir.

    -ezilmişlik gerçekliğinin dönüştürülmesinin önündeki bu engellerin üstesinden gelebilmek için freire yine de diyalog yöntemini önerir. ancak bu diyalog, ezilenleri kendi özgürleşmelerinin failleri haline getiren bir diyalog olmalıdır. sloganlar ve bildiriler “ezilenleri evcilleştirme yoluyla özgürleştirmeye yarayan” monologlardır.

    -söz (word) özgürleştirici dialogun özüdür ve sözün iki boyutu vardır: düşünce ve eylem. eğer söz eylem boyutundan arındırılırsa boş bir gevezeliğe (verbalism) dönüşür, eğer yalnızca eylem boyutu vurgulanırsa söz aktivizme (eylem için eylem) dönüşür. diayalog dünya üzerine düşünen (reflection) ve onu dönüştüren (transformation) bir söz içermelidir, dolayısıyla bir praxistir. birisi kalkıp da diğerleri adına doğru bir söz söylediğini iddia edemez, çünkü doğru söz diğerleri adına, onlar için söylenemez, birlikte dialog yoluyla söylenir. diyalog, diyaloğa katılanların düşünce ve eyleminin dönüştürülecek ve insanileştirilecek dünyayı birlikte ele aldıkları bir süreçtir, ve bu nedenle birilerinin kendi fikirlerini diğerlerine empoze ettiği bir eylem olamaz. bir yaratım sürecidir ve bir grup insanın diğerleri üzerinde hakimiyet kurmasının bir aracı olamaz.

    -dialog aynı zamanda dünya ve insanlara yönelik derin bir aşk olmadan gerçekleşemez. hakimiyet ilişkisinde gerçek değil patolojik bir aşk vardır: ezenlerin sadizmi ile ezilenlerin mazoşizmi. gerçek aşk ise cesaret ve ezilenlerin davasına adanmışlıktır ve ancak ezilmişlik durumu ortadan kaldırıldığında bu durumun imkânsız kıldığı gerçek aşka ulaşılabilir. diyalog alçakgönüllülük, insanlığa, onun yaratıcı gücüne ve insanca yaşama isteğine inanç olmadan da olmaz.

    -dolayısıyla diyalog aşk, alçakgönüllülük ve inanç üzerine kurulduğunda yatay bir ilişki haline gelir ve diyaloğa katılanların karşılıklı güveni bu temelin mantıksal bir sonucu olur. “insanlardaki inanç bu dialogun a priori koşuludur, güven ise diyalog ile oluşur.” umut dolu diyalogun bizzat kendisi devrimci eylemdir.

    -son olarak eleştirel düşünce olmadan gerçek diyalog da olamaz. ancak eleştirel düşünce içeren bir diyalog eleştirel düşünce üretebilir. halkın ampirik bilgisinin eğitmenin eleştirel bilgisi ile kesiştiği noktada içinde bulunulan gerçekliğin nedenlerine ilişkin bilgi ortaya çıkar. freire özgürleştirici eğitimin diyaloğa dayalı bu yanını vurgulamak için “öğrenci” ve “öğretmen” gibi geleneksel roller yerine “öğretmen-öğrenci” ve “öğrenci-öğretmenler” gibi terimler kullanmaktadır.
  • bu kitabı bulundurmak örgüt üyeliği kanıtı olarak mahkemede aleyhinize kullanılabilir.

    (bkz: http://www.radikal.com.tr/…25.10.2009&categoryid=77)
  • çevirisi dilek hattatoğlu tarafından yapılmıştır.
  • ilkokullarda hayat bilgisi ders kitabi olsun istiyorum.
    bi soyleyin.
  • halk için değil, halk ile'nin altını çizen, bi kere okumanın yetmediği güzel kitap.