şükela:  tümü | bugün
  • tam sozleri su sekilde olan turku:
    ezim ezim eziliyor yuregim vay
    cok yalvardim kabul olmaz dilegim vay
    ben aglarim doktor aglar, dert aglar
    harap oldum yari gordugum caglar

    laleli sumbullum oyyy oyyy
    ahhh ne guzel baglar

    telgrafin direkleri de dert olur vayyy
    sen aglama yuregime dert olur vayyy
    ben aglarim doktor aglar dert aglar
    harap oldum yari gordugum caglar

    lalelim sumbullum ahhh
    ne guzel baglar

    bir tel verdim diyarbekirde valiye
    haber gelir carsambaya saliya oyy
    ben aglarim doktor aglar dert aglar
    harap oldum yari gordugum caglar

    lalelim sumbullum ahhh
    ne guzel baglar
  • pek dokunaklı, hüzünlü bir türküdür.

    özdemir erdoğan, türk halk müziği yorumları isimli albumunde yer verdiği bu türküyü o sade yorumuyla pek guzel soyler.
  • bosphorus'un balkan düşleri albümündeki melda duygulu yorumu pek güzeldir.
  • ender balkır bir programda türkünün hikayesini şöyle rivayet eylemekte:

    zaralı halil söyler ile celal güzelses çok yakın dostlar imiş... malum celal güzelses diyarbakır'da, zaralı halil ismiyle müsemma zara'da... zaralı halil duyar ki celal güzelses çok hasta, hemen gider, diyarbakır valiliğine bi telgraf çeker, celal güzelses'in durumunu sormak için, telgrafhaneden (ptt) dönüşte de bu türküyü yakar.

    biz sevdiğimize 2 kelimecik ilan-ı aşkta zorlanırken, bu adamlar dostlarına ne türküler yakıyor... ha bu başlıkta denmez belki bu ama amını fuck you popüler müzük.
  • grup abdal tarafından pek bir güzel yorumlanan, dertlendiren, hüzünlendiren türkü.

    sözlerini de yazayım;

    ezim ezim eziliyor yüreğim
    çok yalvardım kabul olmaz dileğim

    ben ağlarım doktor ağlar dert ağlar
    haram oldum yari gördüğüm çağlar
    laleli sümbüllü ne güzel bağlar

    telgrafın direkleri dört olur
    sen ağlama yüreğime dert olur

    ben ağlarım doktor ağlar dert ağlar
    haram oldum yari gördüğüm çağlar
    laleli sümbüllü ne güzel bağlar

    bir tel vurdum diyarbekir valiye
    haber gelir çarşambaya, salıya

    ben ağlarım doktor ağlar dert ağlar
    haram oldum yari gördüğüm çağlar
    laleli sümbüllü ne güzel bağlar

    bir de link vereyim tam olsun, hüzünlenmek isteyenlere;

    http://fizy.com/#s/3wmvye
  • tarih 1940-45 arası. anlatıldığına göre o devrin iki büyük sanatkarı zaralı halil söyler ile celal güzelses arasındaki muhabbetin dile gelmiş hali. birbirinden habersiz kalan iki dosttan zaralı halil diyarbakır'dan haber bekler, hasta olduğunu duymuştur bir yerlerden ahbabının. içi içini yer, sivas'a gider, diyarbakır'a telgraf çeker sağlığını sormak için yareninin. telgrafa gelecek cevabı beklerken bu türküyü yaktığı rivayet edilir. zaralı halil'i yakından tanıyan muzaffer sarısözen bu hikayeyi ve bir o kadar da acıklı türküsünü duyunca hemen kayıtlara geçirir ezgiyi. kendisi de hasta olduğu, ömrünün son günlerinde bu türküyü göz yaşları içinde söyler. hakikaten göz yaşları içinde dinlenen, söylenen bir parçadır.

    ezim ezim eziliyor yüreğim
    çok yalvardım kabul olmaz dileğim
    ben ağlarım, doktor ağlar, dert ağlar
    harap oldum yari gördüğüm çağlar
    laleli sümbüllü (oy oy oy... ah) ne güzel bağlar

    güzel bir yorumu, ahmet turan şan hocamdan
  • bu türküyü yakan kişi zara'lı halil söyler..lakaptan da anlaşılacağı üzere halil söyler sivas'ın zara ilçesinden..vücudunun zayıf yapısı nedeniyle ince halil olarak bilinen bu sanatçı, küçük yaşta öksüz kalıp sivas yetiştirme yurduna yerleştirilmiş, saz çalmaya da burada başlamıştır.

    halil söyler 27 aralik 1939 erzincan depremi icin öyle iç yakıcı bir türkü yapmıştır ki..kalan müzik 2002 yılında arşivinden bulabilirsiniz..eski bir kayıt olduğu için cızırtılı gelebilir.

    kan ağlıyor erzincan

    sivas'lıların dediğine göre zaralı halil ve kız kardeşi şakire kösedağ'da türkü söylerken zara ilçesinden sesleri işitilirmiş. öyle ulu sesi varmış yani. derler ki zaralı halil'in sülalesinin çoğunun sesi güzelmiş.

    bir ara nişanlanmış ama çok fakirmiş şöyle bir türkü yakmış kendi kendine;

    terekte üzüm kara
    iki elim yüzüm kara
    ben yare gidemiyom
    elim boş yüzüm kara

    ve evlendikten bir süre sonra eve uzun süre uğramamış eve devamlı dolaşmış yedi sene uğramamış derler evine, sonra duymuş ki hanımı ölmüş bunun üzerine de şöyle bir türkü yakmış;

    kösedağ'da esen yeller
    yağar yağmur akar seller
    üç bacının bir kardeşi
    gurbet elde ölmüş derler

    ince bele gümüş kemer
    benim yarim gelin kamer..

    ve söylentilere göre de çok içermiş rahmetli..işte böyle bir adammış zara'lı halil söyler..

    halil beyin bir arkadaşı varmış. diyarbekir'li celal güzelses. işte ezim ezim eziliyor yüreğim türküsünü bu arkadaşına yakar halil söyler..

    celal güzelses kimdir peki?

    esas ismi mehmet celalettin olan celal güzelses'in babası derviş hasanın vefatı ile annesi latife hanım tarafından mahalle mektebine verilir. 1.dünya savaşı yıllarında rüştiyenin lav edilmesi ile öğrenimini tamamlayamaz. okula giderken 1913'ten 1921'e kadar ulu cami'deki müezinlik görevini devam ettirir.

    celal güzelses 22 haziran 1943 tarihinde diyarbakır halk musiki cemiyetini bir kaç arkadaşı ile birlikte kurar. 1950'de cemiyete yapılan resmi ödenekler ve belediye yardımlarının kesilmesi üzerine cemiyetten ayrılır. 1956 yılında kendisinden ayrılan arkadaşlarının yıldız kulubünde toplanmasıyla celal güzelses sarsılır. ulu cami baş müezzinliği için vilayete başvuruda bulunur. bu görevi 1956 yılından vefatına kadar (1 şubat 1959) devam eder.

    vefatına diyarbakır halkı çok üzülür. naaşı ulu camii'den şeyhi zeki efendi'nin metfun bulunduğu kabrinin alt kısmına vasiyeti üzerine defnedilir.

    celal güzelses'den yaklaşık olarak 46 türkü derlenmiştir. derlenen bazı türküler:
    ağlama yar ağlama, bülbülün kanadı sarı, dağlar dağımdır benim, esmerin ağı gerek, mardin kapı şen olur, nare esvap yıkıyor, vallahi o yardir...

    diyarbakır'lılar ise celal beyi şöyle tanımlarlar. mesleği muezzin olan sesi güzel bir kürt.. soyadi soununa "ses" getiren musikiciler kervaninin basindaki insan..kurtulus savasi sirasinda, ataturk'un diyarbakir'i bir ziyareti sirasinda ezan okurken duydugu ve musikiyle ciddi olarak ilgilenmesi gerektigini soyledigi bir sahis. celal bey, mutlu olsa da teklifi cok da ciddiye almaz. kendi kendi mahalli cevrede turku soylemeye, muezzinlik yapmaya, bir taraftan da devlet memurlugu yapmaya devam eder. hafiz burhan'i da andirir biraz sesi. 30'larin basinda diyarbakir'da ust duzey bir askerin yerel konusmayla dalga gectigi bir plak yapmasi uzerine, halk celal bey'i istanbul'a gidip plak yapmaya ikna eder. sahibinin sesi'nden plak yapar. ataturk'un icki sofrasina davet edilir, orada da turku soyler ataturk'e.

    atatürk'le karşılaşması ise şöyledir: hikayeyi yrd. doç. dr. ramazan topdemir - adıyaman üniversitesi öğretim üyesinden alıntılıyorum.

    "mustafa kemal paşa, diyarbakır’da bulunduğu sıralarda askerin bir kısmı deliller hanı’nda kalıyordu. dünya savaşı nedeniyle şehir, işgal altındaki bölgelerden, civar köylerden buraya göç etmiş fakir kimselerle dolmuş vaziyetteydi. memleketin zenginleri, çeşitli semtlerdeki camilerde kazanlarla yemek pişirterek fakir halka ve göçmenlere dağıtırlardı. bu arada mustafa kemal paşa’nın emirleriyle askerin karavanası dökülmez, fakirlere verilirdi.
    bir gün akşamüstü paşa, atına binmiş seman köşkü’ne gitmekte iken deliller hanı karşısındaki hacılar harabesi’nde, bir asker karavanası etrafında kümelenmiş sekiz çocuk görür. çocuklar sekiz fakat kaşıkları bir tane. bu çocuklardan bir tanesi “ye” deyince, elinde kaşık bulunan çocuk karavanadan bir kaşık yemek alıp ağzına götürür. “ver” deyince, elindeki kaşığı yanındakine verir. böylece, sıra ile ve komutla yemek yiyen bu çocuklardan komut vereni paşa’nın dikkatini çeker, ilgilenir. kimsesiz fakat gayet zeki ve cevval olan bu çocuğu yanına alır. diyarbakır’dan ayrılırken beraberinde götürür.

    diyarbakırlıların fahri hemşerisi mustafa kemal, celal güzelses’e sahip çıkar.
    atatürk, diyarbakır’da ii. ordu komutanı iken henüz 17 yaşlarında bir genç olan celal güzelses’i birkaç defa konserinde dinlemiş ve kendilerine iltifat etmişlerdi. diyarbakır’ın tanınmış ses sanatçısı celal güzelses, diyarbakır türkülerinden oluşan bir dizi plak doldurmak üzere istanbul’a gelir. bu sıralarda dolmabahçe sarayı’nda bulunan atatürk, tarafından kabul edilir. atatürk, celal güzelses’ten iki güzel türkü dinler ve çok beğenir. daha sonra atatürk celal güzelses’e ‘şark bülbülü’ unvanını vererek meşhurlaştırır."

    celal güzelses'in bir türküsü vardır ki bazen demlenirken dinlerim pek ağlatan cinsten.türkünün adı baba bugun dağda duman yeri var.

    enver balkır'dan geliyor

    işte celal güzelses'in hikayesi de bu..

    halil söyler ve celal güzelses zaten dostlar.onları yıllar sonra birleştiren nokta ise celal güzelses'in amansız hastalığı..hasta olduğunu duyan dostu halil söyler son içki parasını dostunun durumunu sormak için sivas'a gitmek için yol parası ve ptt'den çekeceği telgrafa verir.halil söyler sivas'tan diyarbakır valiliğine bir telgraf çeker. celal güzelses'in durumunu sorar..ptt dönüşünde ise ona bu türküyü yakar..

    ezim ezim eziliyor yuregim vay
    çok yalvardim kabul olmaz dilegim vay
    ben aglarim doktor aglar, dert aglar
    harap oldum yari gordugum caglar

    laleli sumbullum oyyy oyyy
    ahhh ne guzel baglar

    telgrafin direkleri de dört olur vayyy
    sen aglama ciğerime dert olur vayyy
    ben aglarim doktor aglar dert aglar
    harap oldum yari gordugum caglar

    lalelim sumbullum ahhh
    ne guzel baglar

    bir tel verdim diyarbekirde valiye
    haber gelir carsambaya saliya oyy
    ben aglarim doktor aglar dert aglar
    harap oldum yari gordugum caglar

    lalelim sumbullum ahhh
    ne guzel baglar..

    grup abdal'da bu türküyü gayet güzel yorumlamıştır. yüreklerine sağlık.

    türkü dostu rüzgarimsi aktardı^^

hesabın var mı? giriş yap