şükela:  tümü | bugün
316 entry daha
  • karmaşık uçak.

    neden karmaşık dediğimi anlatacağım. bu yazının bir çıkış noktası var ve o da şu (bkz: türkiye'nin abd'den 16 adet f-35b satın alması). orada ve bu başlık altında yer alan çoğu yorumu okuduğumda bazı noktaların detaylıca açıklanmasını gerektiğini gördüm ve naçizane bunları anlatmaya çalışacağım. biraz uzun olabilir çünkü konuyu bilen var bilmeyen var. mümkün olduğu kadar basit yazacağım ama konunun olabildiğince detayına da inmeyi ihmal etmeyeceğim. bir de konu içinde versiyon kıyasına girmek istemedim ama olabildiğince 3 versiyonunun da kendine has özelliklerini belirterek hem özel hem de ortak sorunlarını yazmaya çalışacağım.

    karmaşık dedim bunun nedeni şu; uçakla ilgili olarak yurtdışında, özellikle programa para bağlayan ülkelerde, bizde asla yapılmayan bir şekilde, uçağın fiyat/performans konusu enine boyuna tartışılıyor. bu maalesef bizde asla olmayan bir durum çünkü bizim karar verici mekanizmalar bir karar verince o karardan dönmezler veya "aman ya önce ecnebiler iptal etsin önce biz de bakarız, şimdi ağzımızın tadı kaçmasın." kafasında giderler. ama kazın ayağı öyle değil. şu anda bu konunun bizim devlet mekanizmalarında ele alınıp çok ciddi bir şekilde tartışılması ve enine boyuna incelenmesi lazım çünkü uçağın maliyeti şu anda almış başını gitmiş durumda ve projenin içinde bulunduğu sorunlar nedeniyle daha sonu monu belli değil.

    önce uçağı anlatalım. f-35 uçağı en gelişmiş multi-role savaş uçağı olarak tasarlanan ve şu anda halen amerika'nın envanterinde tuttuğu f-15, f-16, f-18 ve harrier jetlerinin yerine geçmesi planlanan bir makine. burada yazılan multi-role lafı uçağın sadece hava-hava çatışmalarında değil hava unsurlarının etkili olduğu her türlü savaş görevini icra edebilecek kapasitede tasarlandığını belirtiyor. yani yerdeki kara unsurları için gözcülük ve hedef işaretleme yapmaktan tutun da gerekirse deniz hedeflerine saldırı yapmaya dek her türlü savunma/saldırı/keşif görevini icra edecek bir uçak olması isteniyor f-35'in. aslında f-35'e indirgenmiş olan görevlerin çoğu amerikan hava doktrinlerinin fiili bir görüntüsü. amerika'nın hava kuvvetleri doktrinlerini incelersiniz f-35 için düşünülen görevlerin hepsinin aslında buralarda yazılı olduğunu görürsünüz. zaten projenin bu kadar uzamasının, hayvan gibi maliyetli olmasının temelinde yatan en önemli nedenlerden biri de bu. tek uçağa deli gibi görev yüklemek ve uçağın hepsini yapabilecek seviyeye çekilmesini sağlamak. eskiden amerika bu işi ayrı ayrı tasarlanan uçaklara yaptırıyordu; mesela hava-yer tarruzları f-15, hava-hava taarruzları f-15, f-18, tank vs karşı destek görevleri a-10'lar gibi ama f-35'in tüm bu yelpazeyi tek bir platformda toplaması projenin en büyük hedeflerinden biriydi.

    peki bunu nasıl yapmayı planladılar? bulunan yol şöyle; temelde aynı teçhizatları ve platformu kullanacak 3 farklı konfigürasyonda bir uçak üretmek. bu versiyonlardan ilki, bizim de 100 adet almayı planladığımız, f-35a. bu uçak ctol denilen konvansiyonel (yani pist kullanarak) iniş kalkış yapabilen versiyon ve bir karasal üste konuşlu olan/olacak versiyon. ikinci tip geçenlerde bizim medyada alacağımız yönünde haberler yapılan f-35b. bu uçak stovl yani kısa mesafede kalkış, dikey iniş yapabilen versiyon. bu uçak av-8b harrier gibi dikey kalkış yapabiliyor veya biraz uçağı koşturup hız kazanıp öyle kalkıyor. elbette yakıt yükü, taşınan mühimmat vs vs kalkış şeklini etkiliyor. ve son versiyon da doğrudan uçak gemileri için tasarlanan f-35c. bu uçağa da cv/carrier variant diyorlar. bu tip katapultla fırlatılıp güverteye gerilen halatları yakalayarak inen klasik bir uçak.

    bu 3 versiyon temelde aynı tasarımda olsalar da kullanıma özel olarak farklılıklar içeriyor. bu görselde bulabileceğiniz en temel fark yakıt kapasiteleri ve buna bağlı olarak azalan harekat alanları. ayrıca taşınabilen silah kapasitesi de değişiyor. mesela cv versiyonu olan f-35c diğerlerine göre daha büyük. çünkü uçak gemisine iniş/kalkış yapacağı için daha geniş kanatlara ihtiyaç duymakta. ayrıca uçak gemisi versiyonu olduğu için iniş takımları ve diğer bazı yapısal özellikleri diğer iki versiyona göre daha güçlendirilmiş durumda. uçağın tipine göre havadan yakıt ikmal noktaları farklılaştırılmış. bunun gibi farklılıkları var. ayrıca bu görselde de 3 versiyonun kimler tarafından kullanılması planlanıyor ve aralarında ne fark var diye görebilirsiniz.

    cv dedik oradan gidelim. şimdi f-35b ile f-35c karıştırılıyor. özellikle bizim medya gibi konu hakkında bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olup gaz başlıklar atmayı sevenler bu hatayı çok yapıyor ve zincirleme olarak hata devam ediyor. f-35b uçağı kısa mesafeden kalkış ve dikey iniş yapabilen bir uçak olduğundan amerika bunları amphibious assault ship denilen amfibik saldırı gemilerinde kullanmayı planlıyor. bu gemilerin asıl yapılış amacı denizden yapılan bir çıkartma harekatını gerçekleştirmek ve bu nedenle kendi içlerinde marine/kara kuvvetleri askerleri, amfibik/normal zırhlı araçlar, asker çıkartma tekneleri, hovercraftlar vs vs filan taşıyor. güvertelerinde ise denizden yapıalcak çıkartmaya destek olması için kullanılak hava araçlarının iniş-kalkışlarının yapılabileceği, uçak gemilerindekilere benzer bir pist var ama uçak gemilerindeki gibi bir katapult sistemi ile yakalama sistemi taşımıyorlar. yani uçakları kalkış için ileri iten bir sistem gemide yok ve pistleri çok daha kısa ve dar. dolayısıyla bu gemiler av-8b harrier, mv-22 osprey ve bazı helikopterleri taşıyabiliyor. ilk modeller tarawa sınıfı olan bu gemilerin aktif görevde olan 9 tanesini 8'i wasp ve 1'i de america sınıfı. benzer amaçlara sahip diğer gemileri üreten diğer devletler geminin türünün adını değiştirmişler, mesela landing platform helicopter (lph), landing helicopter assault (lha), landing helicopter dock (lhd), landing platform dock (lpd), landing ship dock (lsd) ve landing ship logistics (lsl) bunların diğer türevlerine verilen diğer isimler (amerikan donanmasındakilerin listesi için tık tık tık). sonuçta isim önemli değil, amaç belli kısa pist ve helikopter ya da dikey iniş/kalkış yapabilen uçak taşımak ki f-35b'de bu tip gemilere çok uygun bir uçak. tabi ki bu gemilerin en büyük sıkıntısı az sayıda uçak taşıyabilmesi ki mesela wasp sınıfı bir amfibik saldırı gemisi olan uss-wasp'ın maksimum 20 adet f-35b taşıyabilmesi planlanıyor. (bu arada 20 adet f-35b uçağı bir veya iki filo yapar.)

    (buradan girdim ama aslında konu derya deniz ve tam anlamıyla kavrayabilmek adına amerikan deniz doktrinlerine filan girmek lazım. neyse ben linkini bırakayım merak eden açar okur. en basit anlamıyla yazarsam amerika dünyanın her yerinde borusunu öttürebilmek için deniz kuvvetlerinin kilit rolü olduğunu çözmüş ve onun üzerine stratejilerini kurmuş. bu stratejiler doğrultusunda da gerekli her türlü özel donanımı üretiyor, kullanıyor.)

    şimdi f-35b denen uçağı adamlar aslında tam da bu amaçla yani karaya yaptıkları bir çıkartmayı filan desteklemek adına kullanmak istiyorlar ve ona göre dizayn etmişler. iyi güzel de burada f-35b'nin en önemli negatif yönlerinden biri ortaya çıkıyor; uçak çok karmaşık. hem mekanik olarak hem elektronik hem yazılımsal anlamda tam bir mühendislik kabusu durumunda. uçakta kullanılan f-135 motoru, aslında motor demek ayıp buna f-135 itki sistemi demek daha doğru olacak, kendi iddialarına göre hayvan gibi güvenilir ama her mühendisin kabul edeceği üzere çalışan bir makine üzerindeki sistemlerin sayısı arttıkça hata/arıza riski de aynı oranda artıyor. bunların önüne geçmek adına güvenilirlik faktörü yani bir sistemin hata/arıza yapmadan çalışabilme oranının yüksek olması gerekiyor ve bu da çok hassas bir tasarım ve üretim sürecinin yaşanması demek. işte bu durumda maliyetin hayvani bir noktaya çıkmasına neden olmakta. tabi buna bağlı olarak bakım maliyetlerinin ve diğer lojistik maliyetlerin hoplaması gibi bir sorun da hemen ortaya çıkmakta ki az buz maliyetler değil bunlar.

    f-35b'nin bir diğer olumsuz yanı f-135 itki sisteminin büyüklüğü nedeniyle uçağın harekat alanın çok dar kalması ve taşıyabildiği etkili mühimmat yükü miktarının azalması. uçağın menzili 1600 km civarında. yani ankara'dan kalkan bir f-35b kuzey ırak'a harekat yapıp ankara'ya dönemiyor çünkü ankara-kuzey ırak arası yaklaşık 2100 km filan. tabi bu menzil hava sıcaklığı, taşınan yük, harekatın özellikleri, emniyet kısıtlamaları vb faktörlere göre de çok değişkenlik gösterecektir.

    ikinci bir sorun ise uçağın dahili bir makineli top taşımaması. şimdi çağımız füze çağı ne topu diyecek olanlar olabilir. hayır kardeşim kazın ayağı öyle değil. amerikalılar bu hatayı vietnam savaşı sırasında yaptılar ve vietnam mig'lerini karşısına sürdükleri f-4'lere top takmadılar. füzelerine güvendiler ama mig'ler füzeleri ıskalayan, biten ya da şans eseri arkalarına düştükleri f-4'leri sinek gibi avlamaya başladığında "allah naptık biz lan" diye yana yakıla önce makineli top podlarını uçaklara taktılar ardından da "e" modelincen itibaren uçaklara dahili bir top koydular.

    f-35'te de benzer br tercih yapıldı. uçağın "a" versiyonuna dahili bir 25 mm'lik makineli top (gau-22/a) koyuldu ama "b" ve "c" versiyonunda bu yok. geçmişten öğrendikleri ders sonucu "b" ve "c" versiyonuna da external pod olarak yani uçağın dışındaki bir istasyonuna takılacak bir top podu geliştirdiler. hatta "b" versiyonunun bu podla havadan ilk atış testi henüz birkaç ay önce 21 şubat 2017'de yapıldı. şimdi iyi güzel de bu ne demek. bir; bu podu, düşman hava unsurları ile dolu bir bölgeye taarruz edecekseniz mutlaka takacaksınız ve böylece uçağın bir silah istasyonunu kaybedeceksiniz , iki; o çok övülen stealht yani görünmezlik özelliği büyük oranda düşecek çünkü external olarak taşınan her yük uçağı radarda daha bir görünür kılar. uçakta silah takılabilen 11 istasyon yani 11 tane nokta var. bunlardan 4 tanesi gövde içinde ve buralara takılan silahlar stealht özelliğini bozmaz. dışarıda 3/3 kanatlarda ve 1 tane de gövde altında olmak üzere toplam 7 istasyon var ve buralara takılan her yük görünmezlik özelliğini bozar. "b" versiyonunun düşük yakıt kapasitesini de gözönünde bulundurursak kullanıcılar yüksek ihtimalle menzil artsın diye 2 istasyona 426 galonluk external yakıt tankı takacaklardır yani bu durumda uçağın 9 aktif istasyonu kalır. bir tanesine de top podu takılırsa 8 istasyonla çok fazla bir yük taşıyamazsınız.

    gelelim biraz daha genel sorunlara. başlangıçta da belirttiğim gibi uçağın fiyat/performans konusu yurtdışında binlerce makale, tv programı, video, internet haberi vs vs ile tartışılmakta. bizde ise konu elbette bir tabu ve bırakın tartışmayı şuraya yazılan bazı satırlar bile sorgulayıcı olduğu düşünülen sözlük yazarlarınca alaya alınıyor. mesela #71779696 numaralı entry'mde bahsettiğim f-16'ya karşı yapılan testin olumsuz sonuçları konusunda bana "kaynak ver" deyip kaynağı gösterdikten sonra "yaa bırak sitelerin clickbait başlıkları bunlar" diye çemkiren bilgisiz troller her yerde. ama elbette bunlara kulak asmayıp yazmak ve tartışmak çok daha önemli.

    f-16'ya karşı yapılan test dedik. şimdi olay şu, bir f-35a ile bir blok 40 f-16'yı karşı karşıya getiriyorlar ve iki uçağın birbirine karşı yapabileceklerini görmeyi amaçlıyorlar. test tarihi 14 ocak 2015 ve yapıldığı yer edwards air force base. test sonucunun raporu bir şekilde basına sızıyor ve war is boring isimli internet sitesi teste katılan pilotun yazdığı raporu yayımlıyor. bu sızıntı bir bomba etkisi yaratıyor çünkü raporda f-35'in yerini almasını düşündüğü f-16'ya karşı fena halde ezildiği, zayıf yönlerinin ne olduğu açık açık yazılmış durumda. linkini verdim, isteyen açar bakar ama yabancı dili olmayan meraklı arkadaşları da düşünerek kısa kısa olumsuz yönleri yazacak olursak:

    - f-35a'nın tasarımsal özellikleri nedeniyle it dalaşı yanı bir uçakla birebir kapışma sırasında sorunlar yaşadığı ve f-16 karşısında başarısız olduğu,
    - uçağın, daha atak ve tacizkar bir düşman karşısında kendi kendini yeterince savunacak manevralar yapamadığı,
    - f-35a pilotunun kullandığı kaskın büyük olması nedeniyle uçağın arkasına bakmakta zorlanıldığı,
    - kaskın kullanımında diğer bazı sorunlar olduğu, mesela pilotun bazı bakış açılarında kaska yansıyan sembolojiyi göremediği,
    - uçağın tırmanma oranında bazı zayıflıklar bulunduğu ve bu nedenle kendisine kilitlenen silahlardan kurtulmada veya kendisinin yaptığı saldırılarda problemler yaşandığından filan bahsediliyor.

    bu rapor nedeniyle oluşan hayvani tepkiye üretici şirket olan lockheed martin şaka gibi bir yanıt verdi. verilen yanıtta raporun henüz tamamlanmadığı, testte kullanılan f-35'in güncel yazılımlarla ve diğer donanımlarla desteklenmediği ayrıca f-35'in bir it dalaşı uçağı olarak tasarlanmadığı, düşmanlarını daha yaklaşamadan çok uzakta imha etmeye yönelik üretildiğinden filan bahsettiler.

    sinek küçük ama mide bulandırır. bu kadar para basılan bir projede her ne özürle cevap verilirse verilsin olsun bu şekilde bir sonuçla karşılaşmak ve bu sorunlar için neredeyse saçma sayılabilecek yanıtlar almak açıkçası kimsenin hoşuna gitmeyecektir ve zaten gitmedi de. bu rapor üzerine gelen diğer sorunlar da var. mesela;

    uçağın operasyonel giderlerinin bu uçakla değiştirilecek eski uçaklara göre %79 daha fazla olacağının öngörülmesi zaten maliyetin bu denli fazla olduğu projede can sıkan diğer bir nokta. askeri sistemler güncel tutulmak zorunda ama yeni bir uçağın eskiye nazaran bu denli fazla bir gider potansiyeline sahip olması düşündürücü.

    uçakta oluşan yangınlar da diğer bir sorun.

    uçakta geçen sene eylül ayında meydana gelen motor yangını olayı üreticinin başına ağrıtan diğer bir konu oldu. idaho'daki mountain home air force base'de eğitim uçuşu için hazırlanan bir f-35a'nın motor kısmında yangın çıktı ve uçakta 17 milyon dolarlık bir hasar oluşturdu. sonradan açıklanan kaza raporunda yangının motor çalıştırma işlemi sırasında uçağın arkasından gelen yaklaşık 30 knot hızındaki şiddetli ters ve kuvvetli bir rüzgarın, motor çalıştırma işlemi sırasında asıl motora elektrik ve ilk hareketini veren integrated power package/ipp isimli daha küçük bir motor üzerine geri tepme şekline sıcak hava göndermesi, bu nedenle ipp'nin türbin kısmının dönüşünü yavaşlatarak arızalanması ve bu sırada motora gelen yakıtın sürekli artan bir oranda devam etmesi sonucu yavaşlayan türbinden taşan yanmayan fazla yakıtın egzos bölgesinde tutuşarak arkadan gelen rüzgarın etkisiyle uçağı sardığı kanaatine varıldı.

    başka bir yangın olayı weapon bay denilen gövdenin yanlarındaki silah bölmelerinin birinde sabitlenmemiş bir bracket'in elektrik kablolarına dokunması sonucu kıvılcım çıkartarak ortamdaki hidrolik sıvıları tutuşturması sonucu ekim 2016'da beaufort, south carolina'da bulunan marine corps air station'da bir f-35b'nin başına geldi. bu yangın a sınıfı kaza olarak sınıflandırıldı yani tamir bedeli 2 milyon dolardan fazla.

    daha önce temmuz 2014'de florida'daki eglin afb'de yine bir motor fan kısmının 3'üncü kademesindeki bir rotor'un kırılması sonucu f-35a uçağında yangın çıktı.

    tek motorlu bir uçakta yaşanan bu yangın olayları sıkıntılı. weapon bay bölgesindeki yangını ayrı tutarsak motorun güvenilirliği açısından problem oluşturabilir. zaten tek motorlu uçaklara karşı antipati besleyen birçok pilot mevcut ve bu haberler de gayet can sıkıcı.

    bir başka sorun ise uçağın şu ana dek üretilenlerinin düşük faaliyet oranı. bu aslında bir yan ya da daha doğru tabiriyle uçağın gelişim sürecinin doğurduğu bir sorun çünkü şu ana kadar üretilen 140 civarı uçak sürekli bir gelişim sürecinde. üzerlerinde habire değişiklik yapılmakta ve bu da faaaliyet oranını düşük tutuyor. ancak normal şartlar altında her hava kuvveti envanterindeki her uçak tipi için ayrı ayrı bir faaliyet oranı belirler ve ona ulaşmaya çalışır (örneğin bu oran bizim hava kuvvetimizin geneli için %75-85 civarındadır.). bu düşük faaliyet oranı uçak tam anlamıyla göreve hazır olup envantere girdiğinde de sürecek olursa kullanıcıların başı çok ağrır. (bu sorun bizim de 1960'lardan 1980'lerin ortasına dek kullandığımız f-100 uçaklarında çok yaşandı.)

    fırlatma sisteminin pilot yaralanmasına neden olabileceği iddiaları da diğer bir kötü durum oluşturdu. uçakta kullanılan martin-baker üretimi us16e fırlatma koltuğunun, 2015 yılında uygulanan testler sırasında az kilolu pilotlar üzerinde ağır kaskın da etkisiyle ölümcül boyun yaralanmalarına neden olabileceği keşfedildi ve sorun çözülene değin 62 kilo (136 lb)'dan düşük pilotların uçakla uçmaları yasaklandı. aynı testlerde 62 kilodan fazla pilotların da her 4 atlayıştan birinde ciddi boyun sakatlanmalarına maruz kalabilecekleri tespit edildi. bunun sonucunda marti-baker, fırlatıcılı koltuklar üzerinde bir dizi modifiye yaptı ve ancak bu yılın 15 mayısında bu yasak kaldırıldı.

    kafaları meşgul eden diğer bir yan sorun ise uçağın tam operasyonel kabul edilmesine kadar olan süreye (yani 2021 civarları) dek üretilecek yaklaşık 500 uçağın bu tarihten sonra üretilecek olanlarla eşdeğere getirilmesi için harcanacak olan güncelleme bedelleri. bunun hayli yüklü bir fatura tutacağından bahsediliyor.

    diğer bir bitmeyen/çözülemeyen sorun ise zamanında f-22 raptor'ın da başını ağrıtan oksijen sistemindeki arıza. bu devam eden bir sorun ve bir türlü çözümlenemiyor. üzerinde çalışıyoruz deyp duruyorlar.

    ve gelelim tüm filoyu yani tüm filo derken üretilen/üretilecek olan tüm f-35'leri etkileyecek en sıkıntılı soruna; alis. alis, f-35'in uçması için amerika'nın konsorsiyuma üye ülkelere ve elbette kendi kendine dayattığı kullanılması zorunlu bir online lojistik sistemi. tam açılımı autonomic logistics ınformation system. tasarıma göre uçak, yer istasyonu (alis'in yer istasyonu küçük bir odayı kaplayacak boyutta serverlardan oluşmakta.) ve ana sistem server'ı birbiri ile bağlantılı çalışıyor. uçak havadayken meydana gelen bir arızayı veya farklı bir durum neticsi doğan parça ihtiyacını bir kod ile bağlı olduğu yer istasyonuna iletiyor. yer istasyonu da bu bilgi ile olası arıza giderme yollarını, değiştirilecek parçaları, bu sırada kullanılacak tüm sarf malzemeleri yani bir lojistik zinciri kendi kendine tamamlıyor. ayrıca ihtiyaç duyulan ekstra malzemeleri de ana server aracılığı ile sipariş ediyor. bundan başka sistem üzerinde kayıtlı olan her parçanı tüm bakım/onarım işlemleri buradan izleniyor. yetti mi hayır yetmedi, alis aynı zamanda harekat kısmının yani uçan pilotların harekat görevlerini de tanımlayıp üzerinde planlamalar yapabildiği bir modüle sahip ve uçak harekata gitmeden önce tüm plan alis modülü üzerinde hazırlanıp küçük bir diske kaydediliyor ve pilot bunu uçağa takarak tamamen online bir şekilde görevi uçağa yüklüyor.

    fikir olarak ne kadar harika olsa da bu sistemde birçok soru yaşandığı teyit edilmiş durumda. uçağın arızalı parçaları tespit edememesi, yanlış bilgiler algılaması, gönderilen hata kodlarındaki sorunlar, uçağın ilgili personeli sisteme login olmasını engellemesi, uçağın eski parça ile yeni parçayı ayırt edememesi, uçağın kendisine yüklenen görev bilgilerini işleyememesi sonucu uçucuların sürekli üretici ile görüşmek zorunda kalması ve hatta tüm bu sistemin hacklenmeye açık olduğu, hacklenme sonucu uçağa istenmeyen görev bilgilerinin yüklenebileceği iddiaları alis üzerindeki kuşkuları arttırmış durumda. üreticiye sorarsak alis harika bir sistem ama gerçekte öyle olmadığı çok belli.

    trump başkan da bu arada boş durmuyor. f-35 projesinin kontrolden çıkmış bir durumda olduğunu açık açık yazdı.

    evet genel hatlarıyla f-35 bu durumda. şu ana dek harcanan paranın yaklaşık 406.5 milyar dolara ulaşacağı açıklandı ve proje sonu toplam maliyetin 1.45 trilyon dolar olabileceği konuşuluyor. sadece bir uçak için 1.45 trilyon dolar harcamak...

    projeye ilk dahil olan ülkelerden biri olmamıza rağmen ilk f-35'lerimizi ne zaman alacağımız belirsiz. özellikle son yaşanan tantanalardan sonra tünelin ucu karanlık. tai proje kapsamında ürettiği ilk orta gövdeyi 12 temmuz'da lockheed'e teslim etti. bu arada tai, yapılan anlaşma gereği, f-35 a/b/c kompozit komponentler, f-35a metalik alt gövdeler, f-35a hava alığı, f-35 a/b/c hava-yer harici yük taşıyıcı-pylon kısımlarını üretiyor. uçağın final birleştirilmesi ise sadece fort worth/teksas, cameri/italya ve nagoya/japonya fabrikalarında yapılmakta.

    evet proje genel itibariyle budur. sonu ne olacak hep birlikte göreceğiz. son tahlilde kendi fikrim f-35 projesinin feci bir maliyete ulaştığı ve bizim gibi kıt kanaat geçinmeye çalışan ülkeler için bir kabus olduğu.
  • türk tescili ile ilk defa uçan savaş uçağı.

    yalnız kuyruktaki türk bayrağının siyah-beyaz olması, burun ve kanat altındaki hava kuvvetleri forsunun beyaz daire içine ay-yıldız şeklinde olması (1, 2) dikkatlerden kaçmadı. eğer bu uçağa özel değilse bayrak neden standart rengine sahip değil ve fors neden klasik kırmızı-beyaz daire şeklinde değil?

    neredeyse 20 yıldır tasarım sürecinde bulunan, hakkında türlü çeşit dedikodu dolanan, askeri havacılık tarihinin en enterasan çok uluslu projesi olan f-35 hava kuvvetlerine hayırlı olsun. uçak hakkındaki kişisel fikirlerimi (bkz: #71946774) numaralı entry'de yazmıştım. ne olursa olsun daha ekonomik ve pratik çözümler varken koskoca bir ülkenin savunmasını parasal anlamda feci müsrif bir halde olan (amerikalılar delirmiş durumda bu anlamda) ve hem teknik hem de askeri açıdan devasa bir karmaşa içinde olan bu projeye gömmek bence kesinlikle doğru değildi ama bir şekilde giriliyor bu işlere...

    ilk uçuş bilgileri:
    pilot: (muhtemelen) commander tony wilson, pilotun linkedin sayfası.
    yer: nas jrb fort worth
    uçuş saati: yerel saat ile 14:47-16:00

    edit: bayrak ve fors rengi ile alakalı muhtemelen farklı bir standart sözkonusu. diğer f-35'lerde de renk yok.

    edit-2: sağolsun @stukatr #76867337'de yazmış farklı renkteki bayrak ve değişik forsun kullanım nedenini.
  • durumu arapsaçı olan uçak.

    #87000328 numaralı entry'de arkadaşımız kafasına takılan soruları sormuş. dilim döndüğünce ve çok karışık olmadan anlatayım.

    türkiye'ye f-35'leri vermek istememelerinin temel nedeni israil. f-35'in ortadoğu'daki müşterileri yalnızca türk hava kuvvetleri ile israil hava kuvvetleri. f-35 kötü bir uçak değil (abartıldığı kadar da mükemmel bir uçak olmadığını da biliyoruz ama elbette bu aşamada bu ifade sadece benim kendi fikrim. çünkü amerikalı silah şirketlerinin inanılmaz lobileri var ve ürettikleri silahların tüm kötü yönlerini milyon tane farklı şekilde halının altına süpürülebiliyorlar.) aksine büyük teknolojik yenilikler getiren ve askeri havacılıkta farklı bir sayfa açacak bir neslin öncüsü. dolayısıyla israil potansiyeli bu kadar yüksek olan bir savaş uçağının kendisinden başka, siyasi açıdan tamamen güvenilmez, hangi kutba yaklaştığı belli olmayan, dış politikada amacının ne olduğu anlaşılamayan ve eski stratejik ortaklıklarını, "enteresan bir şekilde", tamamen iç politikaya endeksli mantıkla bir çırpıda silmeye potansiyel olarak hazır görünen başka bir ülkenin elinde olmasını kabullenemiyor. bizim pek alışkın olmadığımız bir husustur etraflıca yapılan tehdit değerlendirmeleri ama özellikle israil gibi kafayı holokost depremi sonrası iyice askerileşmekle kırmış olan, etrafındaki her olumsuz durumu doğrudan varlığına yönelik tehdit olarak algılayan ve kuruluş temelinde aşırı dinci unsurların yoğun olduğu bir ülkeyseniz o zaman en olmadık durumları bile hesaba katmak zorunda olduğunuzu hissedersiniz. o nedenle ileride oluşabilecek akdeniz merkezli ciddi bir türkiye-israil çıkar krizinde elindeki sopanın aynısına sahip olan bir başka ülke ile karşılaşmaktan çekiniyor israilliler. bu noktada da s-400 denen psikopat makinenin etkisi devreye giriyor.

    (kamuoyunda bilinen şekliyle) s-300 ile başlayan, s-400 ile devam eden ve yakın bir gelecekte s-500 ile süreceği belli olan inanılmaz bir hava savunma sistemi familyasının f-35 gibi bir uçakla birleştirildiğinde, bu iki silaha aynı anda sahip bir ülkenin elini fena halde kuvetlendireceği çok açık. sovyet doktrini sayesinde ruslar soğuk savaş içindeki yıllarda inanılmaz bir savunma (füze) teknolojisi geliştirdiler. bakmayın siz yapılan karşı propagandaya, neredeyse tüm donanmasını, silahları füze olacak şekilde bir doktrine göre inşa eden bir ülkeden bahsediyoruz. şu anda s-400 hava savunması anlamında israil'i, amerika'yı feci seviyede tehdit eden, endişelendiren, potansiyeli çok yüksek bir sistem. dolayısıyla türkiye'nin politik güvenilmezliği, rusların sovyet döneminden kalma hissiyatlarını açığa çıkarıp açıktan açığa suriye üzerinden verdikleri: "ortadoğu'yu size bırakıp güneybatı kanadımı açıkta bırakmam." çıkışları ve bu minvalde iran ve türkiye'yi desteklemelerinin doğal bir neticesi f-35 krizi.

    radar izi meselesi de şöyle; en basit şekliyle anlatırsak bir hava savunma sistemi düşman uçağının çeşitli özelliklerini tanıyıp ona göre "ayarlanmaya" ihtiyaç duyar. stealth özellikli bir uçak bile radarda tamamen görünmez olmaz çünkü en nihayetinde kütlesi bunun olmasını bir yerde engeller. sadece uçağın izi yani radardaki yansıması çok küçük görünür, mesela bir kuş kadar. yani f-35 gibi stealth özelliği çok kuvvetli olan bir uçağın bile biraz gelişmiş bir askeri radarda izi görülür. önemli olan askeri radarın bu izi tehdit olarak algılayıp silahlarını hedef tayin ettiği ize yöneltmesidir. operasyonel anlamda f-35'in s-400 ile şu ana dek karşılaştığını düşündüğümüz tek nokta suriye bölgesi. gelgelelim israilliler f-35'lerin tam izi belli olmasın diye sürekli uçaklara askeri radarları yanıltıcı radar reflektörleri takıp uçuruyor. dolayısıyla rus s-400 radarları (muhtemelen henüz) bir türlü f-35'in full stealth durumundaki radar izini ayıramıyor. işte olayın özü de burada ortaya çıkıyor. siz eğer s-400'e sahip bir ülkeye f-35 satarsanız o zaman o ülkede bu iki silahı birbirine karşı mutlaka deneyecektir çünkü iki silahın da kapasitelerinin anlaşılması lazım. burada amerika, türkiye güvenilmez ortak olduğundan, aslında israil'in de gazlamasıyla teslim alınacak s-400'lere karşı yapılacak eğitimler sonucunda elde edilecek f-35'in radar izi bilgisini ruslara verebiliriz diye krizi çıkartıyor. elbette bu durum askeri açıdan doğal bir risk ama aynı anda ekonomik anlamda daha büyük bir sorun çünkü henüz f-35'in ekmeğini tam yiyemedi amerika. uçak inanılmaz bir maliyete ulaştı ama sunduğu potansiyel kafayı çalıştıran çoğu devlet için hala çok değerli yani bu sağılacak çok müşteri var demek. ayrıca dünyada ulaşılamayan sır yok. bir gün gelecek f-35'in de tüm sırları çözülecek ama o ana dek uçaktan maksimum kar sağlamak isteyen bir ticari girişim de var işin içinde. dolayısıyla atıyorum belki ruslar 5 sene sonra çözecek uçağı ama o 5 senede amerika çılgın kar yapacak sattığı uçaklardan.

    f-22 olayını karıştırmayın. o uçak çok enteresan bir platform ve farklı bir hikaye. kronikleşmiş sorunları bir türlü aşılamayan bir uçak ve benim fikrime göre f-35 öncesinde f-35 teknolojisine geçiş için üretilen bir test bed, bir ara dönem uçağı gibi bir şey. amerikan askeri havacılık tarihine bakarsanız benzer uçakları görürsünüz zaten. f-35 ise dibine kadar, evveliyatı dahil tamamen ticari bir ürün ve mümkün olduğunca fazla satılması, maksimum kar edilmesi için en başından beri farklı bir ticari zeka pazarlanmaya çalışılan bir uçak. dolayısıyla ikisine aynı gözle bakmanız yanlış olur. ayrıca amerika yeri geldiğinde f-22'leri de parasını verene çatır çatır satar çünkü eminim ki şu anda bir yerlerde xf-36, xf-40 vb. diyerek serinin bir sonraki aşamasını tasarlamaya başlamışlardır ve bu projeler için hem f-22'lerin satışından gelecek paraya hem de bu uçağı kullanacak potansiyel müşterilerden akacak dataya ihtiyaç duyarlar.

    bu tip silahlar mevzubahis olduğunda çok dikkatli hareket etmek lazım. işin içine para ve güç girince her anlaşma iptal edilebilir, her ortaklık sona erdirilebilir, her türlü kriz çıkartılabilir. önemli olan nokta ise şu, türkiye ne yapmak istiyor? yani hem batının nimetlerinden faydalanıp hem de işine gelince doğu'ya göz kırpan bir ülke olmak mümkün değil, hayatın doğal akışına, dünya düzenine aykırı bu. bu noktada 1919-1938 türk dış politikasının çok ciddi değerlendirilmesi lazım. benzer askeri ve siyasi bloklaşmalar o dönemde de vardı, yeni yükselen bir sovyetler birliği (şimdiki rusya diye düşünün), doğal kaynak ve siyasi güç peşindeki son derece saldırgan bir almanya-italya (amerika-israil), emperyalizmden vazgeçemeyen ingiltere-fransa (şimdi de aynılar) aradaki diğer çerez devletler... ve elbette ekonomisi o zamanda da sallantıda olan ama tüm bu güç paylaşımının odağındaki türkiye. bir fark görüyor musunuz? elbette hayır. işte tarih tekerrürden ibarettir lafının canlı hali. işte böyle bir durumda artık pratikte yıpranmış, sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilmesi mümkün olmayan, uygulamada çökmüş ütopik siyasi doktirinler (bkz: siyasal islam) üzerinden maceralara girmek kesinlikle doğru değil. yapılacak şeyler dünya gerçeklerini kabullenen, akılcı, mantıklı hamleler ve bu hamlelerin odağında olması gereken tek prensip de; yurtta barış dünyada barış. unutmayın kendi sınırlarınızı korumaya kimse birşey diyemez ama elin ecnebisi kendi silahıyla, hiç kimseye beleşten age of empire oynatmaz... yok öyle bir dünya.
  • 3 tane tekerleği olan savaş tayyaresi.

    şurada (bkz: #87003607) biraz anlatmıştım neden bu uçağın bize verilmek istenmediğini. şimdi o entry'ye ek başka birşeyler yazmak istedim.

    uçağın mevcut politik durum uyarınca israil baskısıyla bize verilmemesi aslında minör bir pürüz olarak görülebilir. ülkelerin çıkarları doğrultusunda farklı taktikler izlemesi doğaldır ve bunların yarattığı sorunlar diploması sanatı içerisinde çözülebilir. gelgelelim f-35 hikayesinde benim de uzun bir süredir düşündüğüm farklı bir taraf gazeteci mehmet kancı'nın anadolu ajansı tarafından yayımlanan şu makalesinde hafifçe de olsa dile getirilmiş.

    askeri doktrinleri ve devlet politikalarını bir tarafa bırakırsak f-35 temelinde amerikan askeri malzeme endüstrisinin en son ürettiği bir ürün. benim gibi basit düşünmeyi sevenler açısından aslında bir kavanoz amerikan malı fıstık ezmesinden farklı değil. uçağın fıstık ezmesinden iki farkı var; birincisi fiyatının biraz daha fazla olması. diğeri ise öldürücülük oranı. dünyada yer fıstığına alerjisi olan insan oranı yaklaşık %1 kadar. yani bir kavanoz yer fıstığını bir yere koysak ve 100 kişi birer kaşık alsa 1 kişinin alerjiden öleceğine eminiz. aynı şekilde düşünürsek bir f-35'in red flag tatbikatlarındaki öldürme oranı da 15'e 1. yani f-35, yer fıstığına oranla 15 kat daha fazla adam öldürebilir ama hemen paniklemeyin. aradaki farkı yer fıstığı ezmesini daha ucuzlatıp piyasaya yayma suretiyle alerjen bünyeleri arttırmaya çalışarak veya içindeki şekeri ve diğer katkı maddelerini fazlalaştırıp kalp krizi, diyabet veya daha ciddi ölümcül rahatsızlıklara neden olarak kapatabilirsiniz...

    şaka bir yana f-35 uçağı temel anlamda bir üründür. kapitalizmin asli mantığına göre de şirketlerin her yıl bir önceki yıldan daha fazla üretim ve daha fazla satış yapmaları beklenir. dolayısıyla da amerika birleşik devletleri'ni aslında kapitalizmin beşiği olan kocaman bir şirket olarak düşünürsek, ki bunun reelde çok doğru olduğunu hepimiz kabul etmeliyiz, dükkanının kar etmesi, çarkını döndürmesi, değirmenini çevirmesi ya da siz ne derseniz deyin fabrikasının bacalarını tüttürmesi için maksimum sayıda f-35 satması gerekir. bir f-35 uçağı sadece üretildiği sanayi tesisini değil onunla ilgili belki onlarca farklı sektörü harekete geçirir. neticede standart bir a modelinin satış fiyatı henüz 90 milyon doların altına inmiş olan bir uçaktan bahsediyoruz. b ve c modelleri ise daha feci bir maliyete sahip, 115 ve 107 milyon dolar değerinde. işte amerika tam da bu noktada aslında standart bir kapitalist olarak düşünüyor ve ona göre davranıyor; maksimum sayıda ürün satmalıyım ki kar edebileyim.

    işte olayın özü bu kadar basit. peki neden bize bu kadar atar gider yapılıyor bu konuda ona gelelim.

    f-35'in panzehiri anti uçak füzelerdir. anti uçak füzelerinde de ruslar çok iyidir. avrupa, amerika falan fıstık geçiniz, onlar daha gelişiyor. anti uçak füzesi=rus bu dünyanın temel prensibidir. bu nokta aklınızda bir dursun.

    şimdi amerika f-35'i (ve aslında bunun abisi f-22'yi) yaparken aynı vietnam zamanında olduğu gibi çok büyük bir askeri doktrinel risk aldı. olay da şu; askeri havacılığın ilk dönemlerinden bu yana büyük uçak üreticisi şirketler (ve ülkeler) savaşın her türü için ayrı ayrı uçak tasarlama yolunu tercih ettiler. bu önceleri gayet mantıklıydı. mesela almanlar hava-yer görevleri için önce ju-87 stuka'yı daha sonra hs-129'u (bkz: #73387754) çıkardı. amerikalılar deniz hedeflerine taarruz için tbf-1 avenger kullandı falan filan. bu durum uzun bir süre böyle devam etti. gelgelelim hava çatışması, bombalama, torpido saldırısı diye diye olay dallanıp budaklandıkça ihtiyaç duyulan uçak sayısı arttı. ihtiyaç artınca maliyetler de arttı ve bir noktadan sonra uçaklarla insan öldürme işinin maliyetinin daha da düşürülmesi fikirleri üretilmeye başlandı ve bu noktada amerikalılar çok geçmeden kendi kıçlarına kaçacak ilk radikal kararı vietnam savaşı sırasında aldılar. amerikalılar o dönemde hava çatışmalarında neredeyse 60 yıldır değişmeyen eski usulü olan patar kütere makineli tüfeklerle veya makineli toplarla birbirine dalınmasının eskidiğini, uçakların ve pilotların bu olay sırasında gereksiz yere yıprandığını ya da kaybedildiğini, bir pilootun bu tür savaşta deneyim kazanma süresinin fazla olduğunu yani eğitim maliyetinin arttığını ayrıca mermi, yakıt vb maliyetlerin çok fazlalaştığını bahane edip biraz da o tarihte bitleri yeni yeni kanlanan füze şirketlerinin de gazlamasıyla (işte teknoloji şöyle gelişti böyle ilerledi vs vs) hava çatışması doktrinini değiştirdiler ve dogfight'larda artık makineli tüfekler/toplar yerine düşmanı daha önceden tespit edip indirmeye dayalı füze ile savaş doktrinini ortaya attılar. bu çok radikal bir karardı çünkü o zaman düşman olarak görülen doğu bloğu ülkeleri (yani sovyetler birliği) temelde hızlı uçak+makineli top mantığına dayalı hava-hava çatışması fikrinden vazgeçmemişti. vietnam savaşı bu iki doktrinin fiilen çatıştığı ve sonunda yenilenin füze teknolojisi olduğu bir savaş oldu. zamanın f-35'i sayılacak olan en yeni amerikan avcı-bombardıman uçağı f-4 makineli topsuz haliyle kendisinden birkaç kat daha ucuz olan sovyet avcı jetleri ile başa çıkamadı. amerikalılar hatalarını anladıklarında çok geç idi ve o dönemin en önemli havacılık ürünü olan f-4 kariyerine kötü bir başlangıç yaptı.

    havacılık bir tecrübe birikimidir. daha önce hiç uçak yapmamış bir ülke bir anda f-15, f-16, mig-29, mig-21 ayarında bir uçak ortaya koyamaz. kaporta olarak bir şeyler tasarlayabilirsiniz, neticede bu işin geometrisi ve temel mühendisliği havacılık fakültelerinde öğretiliyor ve hem rusya'da hem de amerika'da fizik, matematik değişmeyeceğinden siz de burada benzer şeyler ortaya koyabilirsiniz. burada önemli olduğunu söylediğimiz tecrübenin en net uygulaması ise ülkenin ihtiyaçlarına uygun askeri hava taşıtını ortaya koyabilmek.

    işte f-35'de o kültürün özümsenip ortaya konulan bir hali. amerika'nın vietnam'dan bu yana aldığı ikinci büyük doktrinel risk. amerika makineli topsuz f-4 ile vietnam hezimetini yaşadı ama ortaya çıkardıkları f-4 uçağı yapısal sağlamlığı açısından hem hava-hava hem de hava-yer görevlerinde çok başarılı işler yapacağını ortaya çıkardı. bu uçak kendinden önceki f-100 ve f-105'lere nazaran vietnam savaşında daha başarılı oldu. gelgelelim ağır bir uçak olmasından mütevellit özellikle hava-hava çatışmasında yetersiz kalınca f-16'nın tasarlanmasına yolaçtı. ama aynı zamanda f-14 ve f-15 tasarlandı ki bu iki uçağın hava hakimiyeti anlamında ağır avcı kabiliyetlerinin fazla olması f-4'ün yeteneklerinin daha ileriye gitmesi demekti. işte size az önce anlattığım tecrübe budur, tecrübenin ilerlemesi, havacılık kültürünün özümsenmesi birlikte yürür.

    f-35 ise tüm bu geçmişin şu anda dönüştürüldüğü en son form. bir uçağa birkaç farklı uçağın özellikleri ve kabiliyetleri yüklenmiş durumda. mesela uçak ufuk ötesi bir avcı (bakınız vietnem dönemi f-4'leri) ama aynı zamanda makineli top da taşıyor ve yakın dövüşe de girebilir (bakınız f-16), çok gelişmiş radarı ve bilgi paylaşımı ile havadan erken uyarı ve ihbar uçakları olmadığında bu görevi de üstleniyor (bakınız e-3 sentry). gelişmiş hedefleme sistemleri ve mühimmatları ile türlü yer hedefine de bomba/füze yağdırabiliyor, hem de en az kendinden önceki uçaklar (bakınız f-15, a-10) kadar başarılı. işte amerika'nın neredeyse tüm parasını ve karizmasını koyduğu, çok radikal bir kararla büyük riske girdiği f-35 bu.

    bununla birlikte uçak aynı zamanda amerikan silah endüstrisinin en pahalı ürünü. kendisine milyarlarca dolar yatırım yapılmış vaziyette. şu anda uçağı almak için 13 ülke resmen amerika'nın müşterisi. amerika bir şekilde kendi alacağı uçakların parasını da bu 13 ülkeden çıkartacağından kendilerini müşteriden saymıyorum. bu 13 ülke içinde f-35'i fiilen çatışmada kullanma potansiyeli en fazla olanlar amerika, ingiltere, israil ve türkiye. bu listeye japonlar ve güney koreliler de eklenebilir ama siyasi açıdan bakarsanız her iki ülke fiilen amerikan uydusu konumunda ve hem japonya'nın hem de güney kore'nin çatışmaya girmesi demek aslında amerika'nın fiilen savaşması demek. f-35 müşterisi diğer ülkeleri geçiniz, onlar periyodik filo yenilemesi kapsamında bu uçağı alıyorlar ve amerika'nın gözünde sağılacak ineklerden farksızlar. askeri anlamda ya da bilgi akışı anlamında kesinlikle değerleri yok. bunlar 50 sene önce f-104 denen garabeti de satın aldılar, f-100 denen tabutu da. f-35'ten 20 sene sonra f-10000 çıkarın yine alırlar. dolayısıyla onların amerika nezdinden bir değerleri yok. burada önemli olan uçağı fiilen savaşta kullanacak olanlar. çünkü uçak kendini ispatladıkça yani reklamını yaptıkça potansiye müşterilerin sayısı fazlalaşacak.

    bu noktada aslında ikilemde kalan biz değiliz amerikalılar. çünkü s-400 sistemi f-35'in panzeri, uçağın en temel, en önemli özelliği olan görünmezlik yani radarlarda erkenden farkedilememe özelliğini ortadan kaldıracak bilgileri sağlama yetenegine sahip bir etken. bakmayın siz propagandaya, f-35 it dalaşı dediğimiz birebir çatışmada karşısına yetenekli bir rakip geldiğinde o kadar da süper olmadığını belli ediyor. bu konuda internete kadar düşen bilgiler mevcut. neticede bu uçak bir dogfight uçağı değil. evet kendisini savunabilir ama %100 üstün olacak diye bir durumu yok. bu uçak daha komplike saldırılar için tasarlanan yeni nesil bir uçak. sovyet mantığından gidildiğinde bu uçağın üzerine 20 tane avcı gönderin evet 10 tanesini düşürecektir ama 11'inci uçak f-35'e yaklaşacak ve onu çok zorlayacaktır. işte burada amerikalıların aldığı risk ve giriştikleri kumar ortaya çıkar; uçağın özelliklerinin mümkün olduğunca gizlenmesi, sırlarının mümkün olduğunca geciktirilip uçak etrafında yaratılan gizem bulutunun sonuna kadar sürdürülmesi, bu sayede daha fazla müşteriye erişip daha fazla uçak satmak yani dükkanın dönmesi. şu anda hedeflenen dünya çapında 4000'den fazla uçak satmak. rakam bu kadar büyük çünkü maliyet inanılmaz fazlalaştı, e bir yerlerden çıkmalı bu ara değil mi?

    işte az önce de dediğim gibi tam da bu nedenle amerika ikilemde aslında biz değil. uçağı türkiye'ye satmak askeri anlamda uçağın fiili görevlerdeki performansını görmek, gelişmesini sağlamak ve neticede reklamını yapmak için çok iyi bir fırsat. ancak aynı zamanda türkiye'nin güvenilmez politik liderliği nedeniyle ruslara uçağın özelliklerini kaptırmak ve dünyanın en pahalı insan öldürme makinesinin tüm gizemini ortadan kaldırmak da işin içinde. bu ikincisi olursa f-35 bir anda dünyanın en gelişmiş savaş makinesinden en büyük ticari fiyaskosuna dönüşür ki o zaman amerika'nın zararını hesaplamaya hesap makineleri dayanmaz. politik rezaleti ve askeri sorunları düşünmüyoruz bile. zamanında bunun küçük bir versiyonu yaşandı, burada analiz kasan liseliler hatırlamaz mesela. f-22 tasarım sürecinde çalınan bilgilerle çin j-20 uçağının tasarlandığı dedikodularını inceleyin internette. amerika o skandalı bir şekilde kapattı çünkü hem f-22 bir ara geçiş uçağı idi ve amerikalıların uçakla ilgili çok kapsamlı planları yoktu hem de f-22 daha en başında 3.ülkelere satılmayacak ve amerika dışına çıkmayacak denmişti. amerika bu skandalı bir şekilde sineye çekti ve çıkan zararı kabullendi ama f-35 öyle bir uçak değil.

    bazı yazarlar bizi programdan çıkarıp yunanı alacaklar demiş. güldürmeyin yahu bizim gibi sürekli nakit ödeme yapan süper bir müşteri varken züğürt yunanlıları mı alacaklar programa? daha birkaç yıl önce ekonomik kriz sebebiyle maliyeti f-35'in maliyetinin yanında çerez parası gibi kalan abrams tanklarını alamayan yunanlılar f-35'i neyle ödeyecekler? tüm f-35 fabrikasına mykonos'da 25 yıllık bedava devremülk mü verecekler? ha alırlar onları da bir şekilde satarlar uçakları meraklanmayın, bakınız f-4, f-16 programları. daha eskiden verilen f-5, f-104 uçakları, m serisi amerikan tankları vs. vs. bitmez yani bu hikaye. unutmayın amerika uçağı satacak yer arıyor, tıpkı koli koli fıstık ezmesi satar gibi. bir yerine iki müşteriyi her zaman tercih eder. bu laflar, bu haberler hep pazarlama stratejisi başka da birşey değil. dünyanın en büyük bakkalı amerika sürekli böyle çalışıyor zaten...

    son bir not, başlığa göz gezdirirken şu entry (bkz: #88816583) dikkatimi geçti. arkadaş çok doğru bir noktaya parmak basmış. ingilizler silah alımlarında çok seçici ve ince eleyip sık dokuyan bir millettir. eğer ingilizler bütçe, performans vs. bahanelerle silah alımında kesintiye giderse veya iptal yaparsa o silahın olumsuzlukları vardır ve dikkat etmek gerekir. en yakın örnek f-4 uçaklarını fazla uzatmadan envanterden çıkartmalarıdır mesela. o nedenle ingilizleri f-35 sürecinde takip etmekte fayda var.

    ikinci bir son not, artık şu su-57 geyiği bitsin allah aşkına. şu anda f-35 dünyanın en iyi silahı değil ama f-35 muadili bir uçak da yok dünyada. aynı zamanda rus uçağı almak da çözüm mözüm değil aksine daha fazla sorun yaratmak. komple sistem almanız lazım, füzesinden bombasına, radarından civatasına. bakkaldan ekmek almıyorsunuz. buğday ekmeği yoksa cevizli ekmek almak gibi değil bu olay...
  • tek motoru olan uçak.

    ekşi'nin gündemi malum. şu anda süregelen linçten ve diğer bayık konulardan hariç adam gibi bir şeyler okumak istiyorsanız buyrun. konuyla ilgili diğer yazdıklarım ise şöyle:
    #71946774
    #76863814
    #87003607
    #89006452

    f-35 konusunda 25 nisan'da çok ilginç bir inceleme raporu yayımlandı. raporu yayımlayan kuruluş u.s. government accountability office (gao) diye bir kurum. resmi bir yer değil ama amerikan politikasını yönlendirmede çok etkili olan, amerikalı siyasilerin ve askerlerin laflarını çokça dinledikleri "gayrı resmi politika belirleme" kuruluşlarından biri. dolayısıyla yayımladıkları raporlarda resmi bir nitelik olmasa da amerikan askeri politikalarının eksikliklerini, yanlışlıklarını 3. bir göz olarak dışarıdan görüp ona göre düzeltici işlemleri sıraladıklarından dikkate alınacaklarından emin olabiliriz.

    yayımladıkları bu rapor tek değil. f-35 projesi hakkında daha önce yayımladıkları onlarca rapor mevcut. bu tip projelerdeki son durumları ahaber, sabah vs vs yandaş medyadan ya da sürekli demagoji yapan siyasilerden takip etmeyi sevmiyorsanız o halde bu gibi kaynakları veya havacılıkla ilgili ciddi kaynakları izlemelisiniz ki en doğru bakış açısına sahip olabilesiniz.

    rapora gelelim. açıkçası nereden başlayacağımı bilmiyorum anlatacak çok şey var ama gireceğim bir noktadan. şimdi raporun odaklandığı nokta şu; f-35 projesinin gelmiş olduğu noktadaki lojistik sorunlar ve bu sorunların hem projeye hem de mevcut f-35 filosuna olan etkileri. bu çok önemli bir konu çünkü askeri uçakların faal olmasını sağlayan lojistik zinciri çok önemli. bu lojistik zinciri içinde en önemli noktalardan biri de uçakların uçmasını sağlayacak olan yedek parçaların üretimi, tedariği, depolanması ve gerekli yerlere iletilmesi. işte yayımlanan bu rapor f-35'i destekleyen lojistik zinciri içindeki mevcut durumun aslında ne kadar feci bir halde olduğunu, halihazırda üretilmiş olan 350'den fazla amerikan f-35 uçağının lojistik yönden ne gibi sıkıntılar içinde olduğunu anlatıyor. elbette bu durumu anlatırken bizde yapıldığı gibi sorunları saklamak yerine doğrudan açık açık yazarak anlatıyor. ben raporun çoğunu okudum, önemli yerlerini de işaretledim. oralardan yürüyüp hem mevcut durumu hem de f-35'i aldıktan sonra ileride türkiye'nin nelerle karşılaşabileceğini tartışacağım.

    raporun işaret ettiği ilk önemli nokta mevcut yedek parça sıkıntıları yüzünden amerikan f-35 filosunun ciddi şekilde yerde beklemek zorunda kalması ve yedek parça ağında yaşanan sorunlar. durumu anlayabilmek için önce f-35 lojistik sistemini (bkz: global supply chain) anlamak lazım. hedeflenen lojistik sisteme göre projenin lojistik kanadının temelinde amerika kontrolünde bir sistem yatıyor. hem amerika'daki hem de dünyanın diğer ülkelerindeki tüm yedek parça üreticileri f-35 lojistik ağı içine alınıyor ve 4 farklı depoloma sistemiyle yedek parçalar kaydedilip ihtiyaç duyulan yerlere gönderiliyor. bu yapı içinde birinci önemli basamak global spares package denilen bir nevi toptan parça stoğu.

    global spares package dediğimiz şeyi ana depo, asıl parça havuzu gibi düşünebilirsiniz. dünyadaki tüm f-35'lerin uçması için gerekli yedek parçaların sisteme ilk girdiği nokta burası. şu andaki durumda bu depo şekli sadece amerika'da bulunuyor ama planlara göre ilerleyen yıllarda amerika'dan başka ingiltere, norveç, hollanda, italya, türkiye, japonya ve avustralya'ya bu "ana depolardan" kurulması planlanıyor. ana depoların asıl amacı sisteme giren yedek parçaları f-35 kullanıcılarından toplanan bilgilere göre sisteme dağıtmak. ancak burada türkiye açısından çok sakıncalı bir yön ortaya çıkıyor.

    global spares package içindeki tüm parçaların sahibi amerikan hükümeti. yani bu deponun ülkenizde kurulmasının bir anlamı yok, eğer parça uçak üzerinde takılı değilse doğrudan amerikan hükümetinin malı. f-35 müşterisi olan ülkeler bu bölüme erişerek kendi parça ihtiyaçlarını koordine edebiliyor ve eksilen parçalar için planlama yapabiliyorlar. gelgelelim bu kısımdan doğrudan parça satın alamıyorsunuz, sadece satın alma hakkına erişebiliyorsunuz! şöyle anlatayım bir markete girdiniz ve evinizdeki biten detarjanın yerine yenisini alacaksınız. market müdür size "hay hay buyrun deterjan reyonuna girebilirsiniz, fiyatlara bakabilir ve deterjanları inceleyebilirsiniz ama satın alamazsınız. ancak istediğiniz deterjanı bana söyleyin ben size vereceğim." diyor. işte bu kısmın olayı da tam olarak bu. ürünü size gösteriyor ama satmıyor. bunun yanında size elinizdeki f-35 filosuyla ve planladığınız uçuş saatiyle orantılı olarak ürün alma hakkı veriyor. yani siz "aa iyi bak yakıt pompası ucuzlamış gidip her uçak için ekstradan 2 tane pompa alayım." ya da " hacım ben yarın savaşa giricem her üründen 5'er tane sar bana" diyemiyorsunuz çünkü filo sayınıza ve uçuş planınıza göre kontenjan verilmiş. bu çok sıkıntılı ve uçak sahibini kısıtlamaya sokan bir nokta. kafanıza göre depo yapamıyorsunuz, paranız olsa bile resmen karneyle parça dağıtımı gibi bir şey oluyor bu durum.

    base spares package denilen seviye ise her üs içinde kurulacak yedek parça deposunu anlatıyor. bu deponun amacı elinizdeki uçakların barış zamanı belli bir süre sorunsuz uçurulması için ilk elden sahip olduğunuz parçaları stoklamak.

    deployment spares package denilen seviye ise eskilerin savaş stoğu olarak da adlandırdığı bir stok seviyesi. bu seviyeyi base seviyeden ayıran durum ise şu, base seviye günlük sıradan uçuş faaliyetini yürütmek için kullanılırken deployment olan savaş halinde sizin uçuşunuzu desteklemek için kullanılan ekstra geniş bir stok ve base'de olmayan bazı parçaları içeriyor.

    bunlardan başka gemide olan f-35'leri idame ettirecek bir seviye daha var ama bizde gemi modeli olmadığından buna bakmaya gerek yok.

    gelelim bu sistem içindeki ikinci ve aslında büyük sıkıntıya. askeri uçaklarla ilgili bilgiler gizlidir. bu uçakların faaliyet durumları, hangi sistemlerinin hangi sıklıkla ne gibi arızalar verdiği, filonuzun faaliyet oranı, arıza giderme süre ortalaması vs. falan askeri değeri olan bilgiler olup diğer ülke ve yabancı kurumlarla paylaşmak sıkıntılıdır. gelgelelim amerika bu global supply chain'den maksimum seviyede yararlanmanız için sizden uçaklarınıza ait tüm faaliyet bilgilerini ve elinizdeki yedek parça stok bilgilerini global f-35 lojistik sistemiyle paylaşmanızı şart koşmakta. bunun askeri açıdan anlamı götünüzü yabancıya açıp göstermek ve al bende bu var demek. bir ülkenin hava kuvvetlerinin belkemiğini oluşturan bir hava silahının faaliyet oranından tutun da yedek parça ihtiyacına kadar olan tüm bilgilerini 3. bir ülkeye aktarılması kadar saçma birşey olamaz ve bu bilgilerin hangi ülkelerle ne seviyede paylaşılacağını bilemezsiniz. bakın f-16'da veya f-4'te bu seviye bir bilgi paylaşımı asla yok ve olmadı. amerika bizim uçakların faaliyetini tüm çıplaklığı ile bilirse kendi hamlelerini ona göre yapıp mesela sizi daha kalitesiz yedek parça ile besleyerek çok daha fazla yedek parça parası alabilir ya da f-35 konuşlanan üslerdeki faaliyet oranlarınızı size düşman olan bir ülkeye vererek düşmanın zayıf olan hangi üs tarafından ülkenize saldıracağını adamlara tarif edebilir. dediğim gibi askeri açıdan tam bir intihar halidir bu seviye bir bilgi paylaşımı ve amerika "eğer böyle bilgi paylaşmazsan yedek parçadan mahrum kalırsın" demektedir.

    rapora dönelim. rapor bu seviyeler arasındaki yedek parça iletişiminin çok kötü olduğunu söylemekte. bu iletişimsizliğin amerika'nın elindeki f-35 filosunu çok kötü etkilediği, parçadan kaynaklı sorunların uçakların hedeflenen görev (görev demek uçağın kalkılan sortisinde yapılması planlanan tüm işlemler. mesela uçak kalksın ve sadece top atışı yaparak geri dönsün diyorsanız uçağı tek bir göreve planlamış oluyorsunuz ama uçak kalksın önce havada hedef tespit etsin, bu hedefleri yere bildirip işaretlesin/izlesin, bunları önlesin, sonra yer hedeflerini bombalasın akabinde top atış eğitimi yapıp dönsün gelsin diyorsanız birden fazla görev planlamış oluyorsunuz.) perfomanslarının çok altında görev yapmalarına neden olduğu vurgulanmış. incelenen döneme (mayıs 2018-kasım 2018) bakıldığında bir uçağın tek bir görevi emniyetle tamamlası için konulan standart %75 ama gerçekte bu oran %52 olmuş. bir uçağın kendisine verilen tüm görevleri tamamlaması için konulan standart %60 imiş ama realitede bu oran %27'de kalmış! bunun nedenini de lojistik sistemin zayıflığı olarak görmüşler.

    rapora göre lojistik sistemin zayıflığı daha en baştan başlamış. amerikan savunma bakanlığı'nın yedek parçalar üzerindeki kontrolünün neredeyse olmadığı vurgulanmış raporda. şu ana dek yedek parça konusunda milyarlarca dolar harcandığını, sadece 2018 yılında yedek parçaya 1.9 milyar dolar verildiğini ancak savunma bakanlığı'nda parçaların kaydının doğru düzgün tutulmadığı, parçaların aktif olarak nerelerde olduğunun izlenmediği, hangi parçadan kaç tane alındığının kaydedilmediği, yedek parça maliyetlerinin ne kadar olduğunun kaydedilmediği yazılmış. ayrıca hem amerika'nın kendi uçakları hem de amerika dışında konuşlanan uçaklar için sürekli çalışan etkin bir yedek parça sisteminin henüz kurulamadığı da raporun odaklandığı başka bir sorun.

    durum daha bitmedi incelenen dönemde yani mayıs-kasım 2018 arasında parçadan dolayı bekleyen ve gayrı faal durumda olan uçak oranının hedeflenen %10'luk seviyenin çok üzerinde olduğu, ekim 2018 tarihinde gayrı faal uçak oranının neredeyse %40'a ulaştığı ve bu süreçte %29'luk bir ortalama izlediği yazılmış. yine aynı süreçte arızalı duran bir uçaktan alınan parça ile diğer arızalı uçağın faal edilme oranının (bkz: cannibalization) normalden 6 kat daha fazla olduğu, arızalı parçaların ortalama tamir ve geri gelip uçağa takılma sürecinin maksimum 60-90 gün olaak planlamasına rağmen ortalama 188 gün! sürdüğü aynı raporda yer almış.

    ayrıca uçakların üretim versiyonlarındaki farklılıkların da bu sorunları körüklediği aynı raporda anlatılmış. bu durumdan en fazla etkilenen elbette denizaşırı ve gemilerde konuşlanan f-35'ler. mesela uss wasp gemisindeki 12 f-35 için bu gemiye depolanan parçalardan 832 tanesi incelenmiş ve bu parçaların 382 tanesinin (yani %44'ü) gemideki uçaklara versiyon farkı nedeniyle uymadığı belirlenmiş. bu sorunun özellikle japonya gibi yerlere konuşlanan uçakları da etkilediği, amerikan hava kuvvetlerinin bir yere f-35 yollarken oradaki depolarda bulunan parçalara göre uçak göndermek zorunda kaldığından savaşa hazırlık anlamında zayıf düştüğü yazılmış. ayrıca uçağın yazılım farklarından da dem vurularak halihazırdaki filoda 2b, 3i ve 3f versiyonu yazılımların olduğu, en son çıkan ve uçağı tam kapasite savaşa hazır hale getiren 3f yazılımının özellikle ilk üretilen uçaklara bir türlü yüklenemediği belirtilmiş.

    rapor buna benzer yığınla detaya odaklanmış durumda.

    f-35 projesi sanırım 2001 yılında beri sürüyor. yani 18 yıllık bir proje. uçaklar 2007'den bu yana hem aktif olarak uçuyor hem de öte yandan geliştirilmeleri sürüyor. uçakların üretim periyotlarına lot denmekte ve 2017 yılında en son lot-11 uçaklar üretildi. bu sürece dek olan lotlar low rate initial production adı altında üretilen ve butik üretim diyebileceğim bir üretim. yani kitlesel bir üretim yok. ama plana göre 2018 sonrasında full rate production dediğimiz süreç başladı ve uçaklar eskiye nazaran çok daha fazla sayıda üretilecek. 2023 yılına dek 1100 civarında uçağın üretilip dünyanın 43 farklı noktada uçması planlanıyor. bu da etkin bir lojistik sisteminin bir an önce kurulması ve çalışmaya başlamasına ihtiyaç duyuluyor demek ama elimizdeki bu rapor mevcut f-35 lojistiğinin ne denli vahim bir durumda olduğunu anlatıyor. ezbere konuşmak gereksiz, boş boş gaz vermeye-almaya ihtiyacımız yok. twitter'dan açıklama yapıp dış ilişkilere yön verme zırvalığı çıktığından beri bu tip raporlara olan ilgi azaldı. halbuki şeytan ayrıntıda gizlidir ve bu raporun yazdığı ayrıntılara bakacak olursanız hem maliyet hem etkinlik hem de askeri anlamda f-35 lojistik sistemi ciddi şekilde revizyona ihtiyaç duymakta.

    ayrıntı dedik. f-35 lojistiğinin belkemiğini oluşturan alis (bkz: autonomic logistics information system) sistemi konusunda programa üye bazı ülkelerde ciddi itirazlar var. bu sistemin yukarıda anlattığım şekilde askeri bilgileri kolayca amerika'nın eline göndermesi çoğu kafası çalışan kişiyi rahatsız etmiş durumda. ayrıca alis'in görev planlama misyonunun bir parçası olması ve lojistik nedenler bahane edilerek bu görev planı misyonuna dahil edilmesi çok can sıkıcı bir detay. bu konuyla ilgi yazılan güzel bir makaleyi buraya bırakıyorum, isteyen açıp okusun.

    tekrar tekrar söylüyorum. f-35, teknolojisi ile dünya askeri hava gücünden açılan yepyeni bir sayfa. potansiyeli çok büyük ama karanlık tarafları da çok fazla. askeri açıdan çok fazla dışa bağımlı ve gelişmiş bir ülke olsanız bile bu sisteme girerek uçağın gizli kalması gereken tüm sırlarını amerikalılara açmış oluyorsunuz. pratik kullanım anlamında da teknoloji transferinin olmaması (türkiye level 3 katılımcı ve bu seviyede size birşey vermiyor amerika), lojistik olarak amerika'nın insafına kalmanız çok sıkıntılı. eline düştüğünüz lojistik sistemin kabaca da olsa detayları yukarıda. zamanım olmadığından daha ince noktaları yazamadım buraya ancak lojistiğin çözülmesi gereken çok büyük bir sorun yumağı haline geldiğini rapordan anlıyorsunuz.

    "kervan yolda düzülür, zaman içinde düzelir arkadaşım" diyenler olabilir. hocam bu kervan 2001'den beri yolda, ilk uçaklar 2007'de uçmaya başladı. daha ne kadar gidecek bu kervan?...

    allahınız aşkına "su-57 alalım o halde" demeyin. bakın bir defa daha yazıyorum bakkala gidip cevizli ekmek mi tam buğday ekmeği mi diye alışveriş yapmıyoruz. askeri sistemleri alırken "e o olmadı madem şu olsun" demek en büyük hatadır. buyrun bakın o boku yiyen saddam dönemi ırak ordusuna. amerika uçak vermedi diye gidip fransa'dan mirage tenekelerini aldılar sonra iran bunları f-14'lerle tokatladı. gidin iran'a bakın, ordularına doldurdular amerikan malı hurdaları. yönetimleri değişti şah gitti şeyh geldi, amerika ambargoyu patlatınca neredeyse uçak kaldıramayacak duruma geldiler rus uçakları yetişene dek ırak bir ara istediği yeri bombalıyordu. e rus uçakları geldi bu defa daha büyük ambargo yediler amerika'dan hala bellerini doğrultamadılar. eğer dışa bağımlıysanız silah alım işi işte böyle berbat bir durum ve dikkatli planlama ile ciddi bir politika izlenmesini istiyor. su-57 daha bırakın f-35 alternatifi olmasını önce bir "satılabilecek gibi" konumuna gelsin. unutmadan belirteyim ayıdan post moskoftan dost olmaz demişler büyüklerimiz zamanında, hatırlatayım...

    milli muharip uçak projesini kısa/orta vadede bir çözüm görenlere de ne diyeyim bilemiyorum, kendilerini çok üzmek istemem. ülkesindeki gelişen ve avrupa ülkelerine bile uçak satar hale gelen havacılık sanayisini kişisel çıkarlar için 1945 sonrasında yokeden bir ülkenin havacılık kültürüne sahip olmayan bireylerine durumu anlatmak çok zor. keşke mümkün olan en kısa sürede bunu yapabilsek ama gerçekleri bilen biri olarak diyorum ki evet bir yerden başlamak lazım ama o başlanılan yerde hala yığınla farklı farklı sorun varsa ortaya konulan ürün "eh işte" seviyesini geçemiyor. bu konu sosyal, siyasi ve ekonomik olarak değerlendirilmesi gereken bir olay. küçük bir örnek vereyim gece saat 11'e kadar askeri projeyle uğraşıp o saatte evine giderken "ya hadi şu büfeden bir bira alayım kafam dağılsın içip yatarım" diye mühendise büfeci "kusura bakma abi yasak, akşam 10'dan sonra bira satmıyoruz!" derse o adam bir olur iki olur ama sonunda bu tırıvırı meseleye takılır çok geçmeden de kaçar gider bu ülkeden. anlayan anladı...

    kimse tarafından ciddiye alınmayacağını bile bile kişisel kanaatimi yazayım. f-35 projesinde bu noktada doğrudan çekilmek saçmalık olur. ancak projede önceden belirlenen sayıda (100 adet) uçak almak da çok ekonomik değildir ayrıca askeri anlamda doğru olmayan bir durum olacaktır. en mantıklısı ne şiş yansın ne kebap diyerek orta yolcu bir politika izlemek ve 1 veya en fazla 2 filo oluşturacak şekilde maksimum 30-35 uçak alarak milli muharip uçak belirli bir gelişmişlik seviyesine çıkana dek hava kuvvetlerini ulaşılması daha kolay yeni nesil f-16'lar ve üzerinde belirli bir deneyim kazanılan silahlı/silahsız ihalar ile desteklemektir. envanterden çıkan f-4'lerin oluşturduğu hava-yer görevi kabiliyeti eksikliği ise birkaç filo a-10 ya da bunun rus muadili su-25'ler ile kapatılabilir (f-16'lar taşıyabildikleri kısıtlı bomba yükü ve tek motor olmalarından mütevellit özellikle riskli hava-yer görevlerinde kullanılmaya pek uygun uçaklar değil.). elbette bu süreçte malum bölgede terör operasyonları hariç farklı bir maceraya girişmemek ve komşularla ilişkileri daha ılımlı bir seviyeye oturtacak politikalar izlemek gerekir. elbette bu durum yurdumuzda şu anda oldukça az bulunan bir şey olan mantık gözetilerek üretilen bir çözüm. ancak pratikte yapılacak şey büyük ihtimalle bu tenekeden 100 tane yetmez diyerek üzerine 50 tane de "b" modeli almak (malum uçak gemilerimiz! kızaktan inmek üzere) ve her sene fazladan kamyon kamyon para ödemek olacaktır.

    not: programın türkiye için lojistik anlamda mali analizini yapmak inşallah bir sonraki entry'ye kaldı.
  • eğitim amaçlı iki kişilik versiyonu olmayan uçak.

    #89376226 numaralı entry'mi bitirirken uçağın türkiye'deki lojistiği açısından kabaca da olsa bir analizini yapacağımı söylemiştim. kısmet bugüneymiş. çok detay olmayacak ama yine de biraz uzun ve sıkıcı olabilir. ayrıca konuyla ilgili diğer yazdıklarım ise şöyle, isteyen açıp okuyabilir:

    #71946774
    #76863814
    #87003607
    #89006452

    bir önceki entry'mde 25 nisan tarihli bir rapordan bahsetmiş ve bu raporda f-35'in lojistik açıdan halen yaşadığı sorunların anlatıldığını yazmıştım.

    bir silah sistemi almak politik anlamda bir tarafı seçmek anlamına gelse de askeri açıdan çözülmesi gereken yüzlerce sorunu barındırır. hiç bir silah sistemi sıfır problemle silahlı kuvvetlerinizin envanterine girmez. istediğiniz eğitimi alın, istediğiniz kadar teçhizatı, yedek parçayı o silahla birlikte alın mutlaka pratikte yığınla çözülmeyi bekleyen durum ortaya çıkar.

    hava kuvvetlerinin asıl vurucu gücü olan askeri avcı/bombardıman uçaklarını alırken bu uçakları destekleyeceğiniz lojistik çok önemli. çünkü bir piyadenin tüfeği neyse hava kuvvetlerinin uçağı da o. f-35 öncesinde bu konu nispeten daha kolaydı. 1945-50'lerden bu yana başlayan süreçte amerika uçakları yapar ve nato müttefikliği kapsamında ya da çok çok istisnai olarak bireysel sayılabilecek politik girişimlerle (mesela yugoslav hava kuvvetleri örneğinde olduğu gibi) uçakları uygun gördüğü ülkelere satardı. yıllar içinde isim değiştirmiş olsa da foreign military sales/fms denen sistem üzerinden bu işlemi yürüten amerika hem kendi iç askeri üretim pazarını yönetir hem de dış ülkeleri silah satışı ile yönlendirirdi.

    fms sisteminin mantığı basittir, bir nevi internetten alışveriş gibidir. atıyorum türkiye bir uçağa ihtiyaç duydu. amerika hemen istekler doğrultusunda size bir öneri yapar ve sizden siparişi alır. bu sipariş paketine otomatik olarak x yıllık yedek parça, eğitim, teknik dokümantasyon bedelleri, teknik saha desteği ve duruma göre bakım yetkilerini de dahil ederek size toplam fiyatı söyler ve sizin de lojistik birimleri aracılığı ile yıldan yıla sipariş geçmeniz yeterli olur. eğer ülkeler arasında politik ve/veya mali bir sorun yoksa o yıl için geçtiğiniz sipariş amerika'nın iç onaylama sürecini müteakiben size iletilirdi.

    bu durum f-16'ya kadar böyle devam etti. fakat f-35 ile amerika bunu değiştiriyor. bu uçakların satışı fms kanalı ile olmayacak ama amerika'nın hedeflediği dünya çapındaki lojistik ağ ile uçağın her türlü lojistik ihtiyacının amerika'nın kontrolündeki bir sistem ile neredeyse tamamen otomatik yönetilmesi hedefleniyor. peki bunun maliyeti ne olabilir? korkmayın burada sıkıcı mali analizlere veya para hesaplarına girmeyeceğim, sadece yöntemler ağırlıklı bir tartışma yapıyorum.

    her askeri uçakta olduğu gibi f-35'te belli prensipler üzerinden lojistik hizmet alıyor. nato'nun öngördüğü askeri yapılanma gereği askeri uçakların öncelikle bulundukları üs bazında işletilmeleri gerekiyor yani f-35'in olduğu her hava üssü envanterinde bulunan kadar uçağı belli bir süre uçurmaya yeterli malzemeye sahip olmak durumunda. bu malzemeye yağ, yakıt, silah, dokümantasyon, yedek parça ve hatta yedek motor bile dahil. bu ilk seviye aşamada uçakların bağlı olacakları filoların hat bakım birimleri ile bu birimlerin bağlı olduğu üssün genel uçak bakım teşkilatı kısımları uçakların bakım ve malzeme tedariklerinden sorumlu kısımlar ve f-35 mantığına göre alis (bkz: autonomic logistics information system) üzerinden bu ihtiyaçlarını giderecekler. bu ihtiyaçların giderilmesi için f-35 lojistik sistemi kapsamında her üsse bir base spares package seviyesi birim kurulacak. ancak bu birimin hem hat seviyesi bakım teşkilatı ile hem de kendi üstündeki toptan parça birimi ile iletişimde kalması için gerekli bir elektronik sistemin inşa edilmesi ve sistemi kullanacak personelin ciddi bir eğitim sürecinden (hem yabancı dil hem de sistem akademik eğitimi) geçmesi şart.

    bu noktada lojistik sistemin temel güvenlik sorunu ve muhtemelen bayağı bir para akıtmanız gereken ilk problemi ortaya çıkıyor; f-35 programına üye ülkelerin sıklıkla şikayet ettiği alis sisteminin siber saldırılara karşı güvenliği nasıl olacak? bu konu lojistik sistemin güvenlik maliyetini kurulumdan daha fazla bir noktaya çıkaracak olan önemli bir faktör.

    alis sistemi insan kontrolüne ihtiyaç duymadan sürekli online kalarak programa üye ülkeler arasında lojistik bağlantının sürmesini sağlayan bir program. sistem bunu yaparken hem üye ülkeleri lojistik planlama kısımlarını hem bu ülkelerin depolarını hem de uçakları aynı anda online olarak birbirine bağlıyor. yani malatya'da eğitim uçuşuna kalkan bir f-35 alis'e motorunu çalıştırmaya başladığı andan itibaren alis'e bağlanacak ve uçuş esnasında üzerinde arıza yapan bir parçayı yere bildirdiğinde o bildirimin sizden bağımsız olarak amerika ya da depo seviyesi farklı bir ülke tarafında görülebilmesi durumu var. bu datalinklerin uçak-üs seviyesinin askeri olarak şifrelenmiş olacağı belirtilse de üsler arası sistemlerin normal internet ağı üzerinden yürümesi siber saldırılara açık olunacağı anlamı taşıyor. sadece bu değil, alis sistemi lojistik olduğu kadar harekat anlamında da yani görev planlanması ve daha başka harekat özellikleri de olan bir sistem ve filolar uçuşlarını planlarken alis üzerinden planlama yapmak zorunda. bunun nedeni de uçağın görev bilgisayarına sadece alis üzerinden yapılan planlamaların yüklenebilir olması. bu durumda karasal ağlarla birbirine bağlanacak olan alis'in filo kanadının güvenliği de önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.

    pentagon tarafından hazırlanan şu raporun detaylarına bakarsanız alis sisteminin henüz yığınla sorun içerdiği ve 2018 sonu itibariyle çözüm bekleyen sorunları olduğu yazılı.

    türkiye açısından bakarsanız, bir uçağın lojistiğinin bu derece bilgi paylaşımına açık elektronik bir sisteme bağlanması ve sadece lojistik değil harekat planlamalarının bile siber saldırılara açık durumdaki, güvenliği konusunda henüz tartışmaların sürdüğü bu "yarı hazır" sistem üzerinden yürütülmesi ilerleyen dönemde güvenlik maliyetleri üzerinde ciddi bir artış getirecektir. bunun yanısıra şu anda kurulu durumda olan lojistik sistem üzerine (diğer uçakların işletildiği sistem) alis'in kurulması gerekmekte ve her iki sistemin belli bir süre birlikte yürütülmesi gerekecek. bu ekstra eğitim, personel, bina, işletme vb. maliyetler demek. halihazırdaki planlara göre 2040'lara kadar f-16'ların uçurulması düşünülüyor. e f-35'in de 2060'lı yıllara dek uçması gündemde. bu duruma göre eğer f-16'lar ileride alis içine sokulmazsa yaklaşık 20-25 yıl iki sistemi birlikte götürmek gerekecek.

    alis üzerinden yürütülecek bu sistemde eğer base seviyesinde uçağın ihtiyacı olmayan karşılanamıyorsa o zaman devreye global spares package yani ana depo seviyesi devreye giriyor. bir önceki entry'mde bu seviyede bir deponun ülkemizde kurulmasının planlandığını belirttim ama bu durum şu anda net olarak onaylanmı değil. hadi onaylandı ve kuruldu diyelim. amerika'nın koyduğu kurala göre programa üye ülkeler depo seviyesinden doğrudan parça alamıyor, sadece parça alma hakkına erişim sağlıyor yani raflara bakıyor ve sadece tezgahtara "şunu alabilir miyim" diyebiliyorsunuz. tezgahrat canı isterse malı veriyor çünkü bu seviyede tüm parçalar amerikan hükümetinin malı durumunda. ayrıca uçak sayınıza ve planladığınız göre uçuş saatine göre malzemeler size verilecek ki bu durumu zaten alis üzerinden amerika takip etmekte. bu durumda ucuz bulup bir üründen 100 tane sipariş etme şansınız yok çünkü amerika'nın "bu kadar uçmayacaksan ne edeceksin 100 tane cıvatayı?!" deme hakkı var. bu lojistik anlamda maliyeti öngörülemeyecek şekilde enteresan bir duruma sokar çünkü eğer yedek parçaya ulaşmada sıkıntınız varsa sizin rahat bir şekilde uçakları kullanmanız mümkün değil ki bunun özellikle harekat anlamında sıkıntısı olur. mesela filo komutanı filonun top atış skorlarını yeterli bulmayıp tüm pilotlara 2'şer sorti top atışı eğitimi planlamak ister ama bakım kısmı "hayır olmaz uçakların planlanan sortilerini aşmak fazladan malzeme ihtiyacına neden olacaktır, biz bunu depodan çekemeyiz" diye bu durumu reddedecektir. bu şekildeki bir kısıtlama ile uçaklar ne kadar etkin kullanılabilir?

    bu noktada diğer bir önemli maliyet sorunu da bakım hizmetleri. bakım hizmetleri içinde hem parça değişimi hem değiştirilen parçaların tamir/bakımı hem de uçağın bakım işlemleri var. bonus olarak da bu sürecin sağlıklı bir şekilde sürmesi için aradaki nakliye hizmetlerini görmeliyiz. halihazırda süren uygulamalara göre hava kuvvetlerinde uçan uçakların bazı elektronik, mekanik komponentleri ile motorlarına çeşitli seviyelerde bakım, onarım hizmeti verebiliyoruz. elbette bunlar için kullanılan çoğue yedek parça dışarıdan geliyor ama bu seviyede bir hizmeti türkiye'de bulmak bile harika çünkü uçakların mümkün olan en kısa sürede bakımdan çıkıp aktif göreve dönmeleri sağlanıyor.

    gelgelelim f-35'te durumun ne olacağı çok belirsiz. örneğin üs seviyesi bakımlardan başlayalım. üs seviyesinde belli bir aşamaya kadar olan bakımlara müsaade edilmesi gerekiyor, mesela motor değişimleri, saatlik/aylık bakımlar, arızaya müdahale amacıyla yapılan parça değişimleri gibi. ama bunun bir tık ötesi olursa ne olacak orada işler karışık. örneğin siz bir komponenti söktünüz, diyelim ki yakıt pompası. bu yakıt pompasının tamiri için ya üssünüzde bir teşkil kuracaksınız (ki bu teşkillere shop adı verilir ve geniş bir teçhizat ve yedek parça havuzu ister) ya da daha üst seviyede bir teşkil kurup pompayı oraya tamire yollayacaksınız. elbette bu ikisi de amerika'nın müsaadesine bağlı bir şey ama şu ana dek yapılan uygulamalarda tüm tamirler amerika'daki merkezlerde yapılıyor. lojistik sistemle ilgili sorunları anlatan raporun detaylarına indiğinizde şu andaki durumda amerika'da bulunan uçaklarla ilgili normalde 60 ila 90 gün sürmesi gereken parça tamirlerinin ortalama 188 günde bittiğinden bahsetmişler ki bu durum askeri anlamda kabul edilemez müthiş bir süre. çünkü hemen her bakımcı bilir ki bir uçak arızadan dolayı parça beklemeye başladığında (yani yatmaya başladığında) eğer parçanın ne zaman geleceği belli değilse çok geçmeden (yani en fazla 1-2 gün içinde) soyulmaya (bkz: cannibalization) başlar. yatan uçaklardan parça sökülüp farklı uçaklara aktarma önüne geçilemeyen bir durumdur çünkü elinizde 2 tane arızalı uçak yerine 1 tane arızalı uçak kalır ve çok geçmeden yatan uçak orası burası sökülmüş bir hurda haline gelir. bu tipteki uçakları ayağa kaldırmak yani eksik parçalarını yeniden toplamak da çok zordur çünkü zamana bağlı izlenmesi gereken parçalar uçaktan sökülmüştür. onlar yerine gelen parçalar çok daha yenidir ama bu defa da uçak zamana bağlı bakımlara yakalanır ve normal bakım zamanı gelmeyen ama uçağın bakıma girmesinden ötürü tüm parçalara bakım yapmak zorunda kalabilirsiniz. bu da parça maliyetinizi arttıran çok temel bir bakımcılık sorunudur. neticede çok teknik bir konu fazla detaya inmeyeyim ama eğer arızalı parça tamiri ülkenizde yapılmıyorsa sürekli yeni parça alarak ya da tamir görmüş parçaları uçağa takarak kesinlikle uygun maliyetli bir bakım işlemi yürütemezsiniz. ayrıca f-35 alis sisteminde parçaların sürekli dolandığını varsaydığımızdan atıyorum israil'in kullandığı ama bir şekilde ekonomik kullanım ömrü azalmış ama bitmemiş bir parçanın alın takın diye italya'daki global depodan önümüze düşmeyeceğinin bir garantisi yok. bu durumda bakım zamanı yaklaşan parçaları bir şekilde bahane üreterek zamanından önce sökmek ve yenisiyle değiştirmek gibi bakım ekonomisi açısından sıkıntılı bir eğilim doğabilir ki bu durum havacılıkta sıkıntı yaratır.

    üs seviyesinde uygulanacak bakımların yanında depo seviyesi bakımlar asıl bakım sorunlarından biri. depo seviyesi bakımlar ya da çoğunluğu bildiği tabiriyle fasbat bakımları uçağın tamamen söküldüğü ve en ufak cıvatasına kadar türlü türlü kontrolün yapıldığı, bir anlamda uçağın yeniden yaratıldığı detaylı bakım prosedürleridir. bu seviyenin düzgün yapılması halinde uçağın aktif kullanım ömrü çok uzun olur ve maksimum uçuş emniyeti sağlanmış olur. halihazırda envantere bulunan uçakların depo seviyesi bakımları türkiye'de eskişehir ve kayseri'de yapılmakta. ama iş f-35'e gelince durum biraz farklı olacak gibi. şu ana dek gelen bilgilere göre sadece f-35'in motoruyla ilgili depo seviyesi bakımların türkiye'de yapılabileceği gibi bazı şeyler basında görüldü. ancak motor bakımı yanında uçağın kendisinin depo seviyesi bakımının nerede olacağı büyük bir problem. bu konuda italya ve hollanda'da bazı merkezlerin kurulduğunu biliyoruz. gelgelelim havacılıkta genel kuraldır; eğer bir uçak bu seviye bir bakım için farklı bir ülkeye giderse o bakımın maliyeti en az 2'ye katlanır çünkü elin adamı acımaz, faturayı kabarttıkça kabartır. ayrıca bir askeri uçağın farklı bir ülkeye giderek bakıma girmesi nahoş bir durumdur ve pek istenmez.

    depo seviyesi bakım aralığı konusunda şu anda amerika'da da harıl harıl bir tartışma sürüyor. donanma f/a-18'leri 4 yılda bir, f-15'ler 6, f-16'larda 4-6 yıl arasında depo seviyesi bakıma giriyor. bu bağlamdan yola çıkarak bazı modellemeler yapmaya çalışmış amerikalılar ve f-35'in de 4-5 yılda bir depo seviyesi bakıma gireceği öngörmüşler. eğer planladığımız gibi 100 uçak alırsak ve 2060 yılına dek yaklaşık 40 yıl bu uçakları kullanırsak her uçağın uçuş hayatı boyunca en az 8 defa depo seviyesi bakıma gireceğini, 100 uçaklık bir filoda bunun 800 adet depo seviyesi bakım demek olduğunu söyleyebiliriz. (bu en iyi "standart" ihtimal ve filodaki eskiyen f-35'lerin yapısal revizyon, modernleştirme vb. amaçlı daha fazla depo seviyesi bakıma alınması da olası.) şu anda f-35'lerin depo seviyesi bakımlarının maliyeti ve süresi belli değil ancak halen kullanılan f-15'lerin bir depo seviyesi bakımın yaklaşık 3.2 milyon dolar olduğunu biliyoruz. 4. nesil bir uçağın depo seviyesi bu kadar pahalıyken 5. nesil bir avcı olan f-35'in depo seviyesi bakım maliyetinin başlangıçta en az 7-7,5 milyon dolar seviyesinde olacağını, yıllar içinde bunun bir miktar düşmesini de öngörürsek ortalama 5 milyondan da az olmayacağını söyleyebiliriz. bu durumda uçakların verimli uçuş ömürleri boyunca girecekleri 800 adet depo seviyesi bakımın bize maliyetinin yaklaşık 4 milyar dolar olacağını hesaplayabiliriz. elbette bu rakam f-35a için geçerli. eğer tutup da 2-3 filo f-35b alırsak (yani donanma modeli) bunun üzerine daha kısa sürede depo seviyesi bakıma girecek f-35b maliyetleri de eklenecektir çünkü denizde görev yapan uçakların bakım ihtiyacı daha fazla ve daha maliyetlidir. bu durumda nerden bakarsak bakalım en az 2.5-3 milyar dolar da f-35b depo seviyesi bakıma harcarız. maliyetleri hayal edebiliyor musunuz?!...

    motor bakımı konusu muallakta. bu kadar tantana oldu f-35 konusunda ve eskiden çıkan birkaç haber dışında f-35 motorlarının nerede depo seviyesi bakıma gireceği muallakta? en az uçağın kendisi kadar maliyetli bir bakımdır motor bakımı ve tek motorlu bir uçak olan f-35'te bu işin en ekonomik ama aynı zamanda en güvenli şekilde yapılması zaruri. belirsizlik belirsizlik belirsiz.. ülkemizin değişmeyen kaderi.

    bu maliyetler depo seviyesi. işin içinde pilot eğitimleri, bakımcı eğitimleri yok. mesela türkiye'ye pilot eğitimi için bir simülatör kurulacak mı? f-35 kendisinden önceki nesil uçaklarda görülen 2 kişilik eğitim versiyonu olmayan bir uçak ve pilotlar önce simülatörde eğitim alıyor. bu simülatör eğitimleri şu anda sadece amerika'da kurulu tesislerde yapılmakta. eğer 100 uçak alacaksanız nerden bakarsanız bakın her sene en az 30-40 kişiyi eğitime göndermeniz gerekmekte. ayrıca pilot eğitimi sadece simülatör demek değil daha masa başında, sınıfta alınan yığınla eğitim var. bunun için ayrı bir eğitim merkezi ülkemizde kurulmazsa feci bir maliyeti her sene karşılamamız gerekiyor. keza bakımcı eğitimi de öyle. f-16 geldiğinde çekirdek bir ekip amerika'da eğitim almıştı ve bu orijinal eğitimi alanlar ankara'da bir eğitim merkezi kurup hava kuvvetleri personelini eğitti. ayrıca f-16 alan diğer bazı ülke personelleri de bu merkeze geldiler ve bu merkez yıllar içinde kendisine yapılan masrafın daha fazlasını ülkemize kazandırdı. ancak f-35 konusunda amerika buna benzer bir yapılanmaya izin verecek mi bilmiyoruz.

    yedek parça üretimi alanına girmedim. o konuda amerika yapabileceği en gıcık şeyleri yapar ve muhtemelen ıvır zıvır harici birşey ürettirmez. dikkat! ben türkiye'de tai/tei altında f-35 komponenti veya belli gövde parçaları üretiminden bahsetmiyorum yedek parça üretiminden bahsediyorum. ikisi çok farklı.

    diğer bir husus da savaş stoğu durumu. bir uçak alındığında normal barış döneminde uçuş faaliyetlerinin desteklenmesi adına belli bir stok seviyesi parça tutmanız lazım. ancak işler savaşa gelince kızışacağından normal barış zamanı malzemelerinden hariç bir de savaş dönemi stoğunuz olmalı. bu ikisi temelde aynı gibi olsa da savaş esnasında malzeme ihtiyacı barış döneminde göre fazla ve farklı olacağından temin zorluğunu da düşünerek en ufağından en büyüğüne birşeyleri stoklamanız lazım. işte bu stoğa savaş stoğu denir. f-35'te ise bunun adı deployment spares package. normalde savaş stoğuna dokunulmaz ama pratik uygulamalarda savaş stoğundan parçayı çekebilirsiniz. biraz daha fazla prosedürü olur, zordur ama uçak yerde kalacağına uçsun diyerek parça verilir ama stok en kısa sürede yeniden tamamlanır. peki alis kontrolündeki deployment spares package seviyesinde bu durum nasıl olacak? henüz depo seviyesinde bile size parça almaya hak tanımayan alis savaş stoğundan nasıl parça çektirecek? hadi bir opsiyon bulundu ve parçalar çekiliyor peki ne seviyede bir stok tutmanıza amerika izin verecek? mesela kesintisiz 20 günlük mü parça stoklamanıza izin verecek sistem yoksa 10 gün mü? görüldüğü gibi bu seviye stok tutmak ve bu stoğu alis'e bildirip buradan parça alışverişine girmek ne denli amerika kontrolüne bırakılabilir? amerika size "ben anlamam minimum 60 günlük stok tutacaksın" dediğinde hemen parayı mı yatıracağız?

    ülke olarak gene her konuyu çözmüşüz gibi olayı farklı bir tartışmaya soktuk s400 mü f-35 mi falan filan diye. şu kısa özetten de okuduğunuz gibi f-35'in çözülen bir konusu yok aksine ortaya çıkan ve halledilmesi gereken devasa bir lojistik problemi var bizim açımızdan. olayın büyüklüğü için ufak bir örnek vereyim, amerika salt geçen sene elindeki her varyanttan 300 küsür f-35 için sadece yedek parçaya 1.9 milyar dolar harcamış. yapılan incelemelere göre bu parçaların %40-45'lik kısmının şu anda eldeki uçaklara uyumsuz olduğu görülmüş çünkü uçağın gelişimi halen devam ediyor ve uçak sürekli değişiyor. şimdi bu kadar büyük bir maliyetin altına girilmeye niyet ediliyorken bazı konuların daha enine boyuna tartışılması gerekmez mi? bu konularla ilgili kim ne yapıyor şu anda bilmiyorum ama umarım birileri günlerdir içine daldığım raporları okuyup analiz etmiş ve önümüzde yükselen, giderek bize yaklaşan buzdağını görmeye başlamıştır.

    son bir detay daha ekleyeyim. f-35 alımına bizden çok daha sonra karar veren israil'in yanılmıyorsam 14'üncü uçağı da teslim edildi (bkz: f-35i adir). şu anda 50 adet kesin siparişi ve opsiyonlu 25 adet daha siparişi var. israil'in aldığı f-35'ler amerika tarafından istisnai olarak görülen ve israil'in kendisine göre modifiye etmesine izin verdiği uçaklar. israil'in uçakların tüm kaynak kodlarına ve diğer üretim bilgilerine erişme yetkisi var. ayrıca size yularıda anlattığım lojistik sınırlamalardan bağımsız olarak depo seviyesi bakım da dahil olmak üzere uçağın ve motorlarının bakımlarını kendisi yapabilecek...! demek ki neymiş, etkili ülke olmak sadece sloganlarla olmuyormuş.

    raporlar demişken işin içine daldığınızda çok enteresan bilgiler karşımıza çıkıyor. bundan sonraki yazının konusu da herkesin uzmanı! olduğu bir konu olan f-35'in silah yeterliliği hakkında olacak. tamamen yazılı raporlar üzerinden gideceğim, öyle "rus alalım! rus uçaklarının tipi çok süper" gibi youtube mantıksızlıkları olmayacak.
  • gri renkli özel bir boyası olan uçak.

    #89376226 numaralı entry ile f-35 lojistiğindeki sorunları, #89489235 numaralı entry ile de bu sorunlu lojistik sistemin türkiye açısından potansiyel risklerini anlatmaya çalıştım. üçleme gibi oldu ama bu nihai entry'nin konusu da f-35'in silah kapasitesi olacak. pilot değilim, f-16 uçurmadım, f-35'e de binmedim ve dolayısıyla f-35'in çatışma perfomansını elbette profesyonel seviyede yorumlayamam ama açık kaynaklarda yer alan bilgiler ışığında salt bilgi alışverişi seviyesinde yorum yapabilecek kadar durumu anlayabiliyorum. adettendir, okumak isteyen olabilir. konuyla ilgili daha önce yazdıklarım şöyle:

    #71946774
    #76863814
    #87003607
    #89006452

    öncelikle f-35'in silahlarını ve savaş performansını analiz edebilmek için bazı kavramları açıklayayım. yurtdışında şöyle kabul gören bir durum var; f-35 bir air superiority uçağı değil. ya dur yazının hemen başında daldın ingilizce terimlere diyenler olabilir, endişelenmeyelim anlatıyorum. modern hava savaşı doktrinlerinin çoğunluğuna göre bir düşman ülkenin hava sahasını kontrol etmenin seviyeleri var ve bu hava seviyesinin kontrolüne verilen genel isim de (bkz: air supremacy). air supremacy kavramı dost güçlere tehdit oluşturan düşmana karşı düşman hava sahası üzerinde hem havada hem de hava unsurlarını tehdit eden yer birimlerine karşı üstün olma durumunu anlatıyor. air supremacy kabaca 5 seviyeden oluşmakta. bunlar:

    1. air supremacy
    2. air superiority
    3. air parity
    4. air denial
    5. air incapability

    4 ve 5'inci seviye durumlar düşmanın sizin hava gücünüze göre üstün olduğu durumları ifade ediyor. bu seviyede sizin güçleriniz düşmanla başedecek durumda değil.

    3'üncü seviye olan air parity seviyesinde ise işler değişiyor ve siz düşman hava sahasında kendinizi göstermeye başlıyorsunuz. düşman hava unsurları ile mücadele edebiliyor, yerde olan askerlerinizi destekleyebiliyorsunuz. ama bu seviyede düşman hava unsurları hala etkin ve sizinle dengeli bir durumda.

    2. seviye olan air superiority aşamasında ise düşman hava sahasının kontrolü ve havadaki inisiyatif sizde. düşman yine etkili ve gerektiğinde sizle mücadele edebiliyor ama ibre size dönmüş vaziyette.

    1. seviye olan air supremacy aşamasında düşman hava sahası tamamen sizin kontrolünüzde. düşman uçağı uçamıyor, yerden askerlerini hareket ettiremiyor falan filan.

    bu aşamaları somut bir örnekle açıklayacak olursak;

    2. dünya savaşı başındaki (1939-1940) alman-ingiliz hava çatışmalarına baktığınızda öncelikle air parity durumu hakimken yani alman ve ingiliz hava güçleri birbirine denkken 1940 ingiltere savaşı öncesinde durum almanlar lehine air superiority haline kaydı. bu aşamada almanlar gece-gündüz istedikleri ingiliz hedefini bombalıyordu. belli bir ingiliz direnişi vardı ama neticede inisiyatif almanlar lehineydi. ancak ingiltere savaşı'nın kızışmasından sonra 1941'e gelindiğinde ingiliz havasahasındaki air superiority durumu ingilizlere geçti.

    amerikan-ingiliz bombardıman filoları 1943'ten sonra almanya üzerinde etkili olmaya başladığında avrupa'daki alman kontrolündeki bölgenin hava sahasındaki denge müttefikler lehine arttı ve en sonunda 1944 normadiya çıkarmasında fransa kıyılarının üzerinde müffetik hava gücü air supremacy seviyesine çıktı. hatta 1944-45 kışında almanların batı cephesindeki son atağı olan ardenler saldırısında da havada durum müttefikler lehine air supremacy seviyesindeydi ama müttefikler kötü hava koşulları ile uçak kaldıramayınca almanlar saldırı şansı buldular. hava açtıktan sonra müttefik hava gücü kontrolü yeniden ele aldı ve alman saldırısı kırıldı.

    işte bu seviyelerin açıklaması böyle. gelelim f-35 neden bir air superiority uçağı değil savına. bunun nedeni şu; bir air superiority uçağı gerektiğinde düşmanla kafa kafaya gelip motoruna, tasarım şekline ve silahlarına güvenerek bir ölüm kalım mücadelesine girebilecek kadar agresif tasarlanıyor. mesela rus su-27, mig-29 amerikan f-15, ingiliz eurofighter typhoon, fransız rafale air superiority mantığına göre üretilen uçaklar. ama f-35 tasarım mantığı öyle değil. f-35 düşmanı mümkün olduğunca uzakta tespit edip (ki bu mesafenin şu anda 100 mil olduğu söyleniyor.) daha düşman kendisini görmeden onu uzun menzilli füzelerle düşürmeyi amaçlıyor. uçak bu amaca uygun radar (bkz: aesa) ve diğer sensörlerle donatılmış durumda (uçaktaki radarla ilgili bilgi almak için balık altında yazan @gorkypark nikli çaylak arkadaşımızın entry'sine (bkz: #89642548) bakabilirsiniz). ayrıca geometrik şekli (hem uçağın genel şekli hem de detay geometrileri mesela hava alıklarının geometrisi, kanopi geometrisi vs.) ve uçağa uygulanan boya itibariyle f-35'in mümkün olduğunca gizli kalması ve radarlarca görülememesi amaçlanıyor. bu özellikleri ile f-35'in neredeyse düşmanın burnunun dibine dek görülmeden girmesi amaçlanıyor.

    elektronik açıdan baktığınızda f-35'in tüm avantajlarına rağmen salt görünmezlik (bkz: stealth) teknolojisinin savaş sahasında ne denli güvenilmez olabileceğinin en büyük kanıtı f-117 uçağıdır. f-35 öncesinde amerika'nın kullandığı ilk full stealth uçak olan f-117 farklı geometrisi, özel boyası ve gövde içine aldığı silahlarla f-35 benzeri özellikleri olan bir uçaktır ve 1991 körfez savaşında başarılı görevlerde kullanılmıştır. ancak 1999'da sırplara karşı düzenlenen hava operasyonlarında sırp hava savunma birimlerinin akıllıca taktikleri ile sovyet sa-3 goa hava savunma sistemleri tarafından yakalandı ve düşürüldü. bunun temel nedeni uçağın sadece görünmezlik teknolojisine güvenerek neredeyse diğer tüm özsavunma becerilerinden yoksun savaşa sürülmesiydi. amerikalılar buradan güzel dersle çıkardı ve f-35'i üretirken uçağın sadece tamamen görünmezliğe güvenmemesini, daha gelişmiş sensörler ile kendisine yönelen tehditleri çok daha önceden algılayıp ona göre farklı savunma taktikleri geliştirebilmesine imkan sağladılar.

    gelgelim stealth bir uçak tamamen görünmez sayılmaz. uçak radar dalgalarını yanıltabilir ancak bir uçağın izi farklı radar metodları ve uçaktan yayılan farklı izleri tarayarak da bulunabilir. örneğin ne kadar küçük olsa da belirli bir rotayı izleyen minik radar yansımaları, uçak egzosunun ısı izleri, düşman uçağın yaydığı haberleşme ve diğer radyo dalgalarının takibi gibi metodlar ile yaklaşan düşmanı bulmak zor da olsa mümkün. bu durumda f-35 gibi görünmezliğine güvenen ama sadece bununla yetinmeyin aktif-pasif savunma sistemleri olan bir uçağın bu söylediğim alternatif yollarla tespit edildiğinde düşmana karşı mücadele edebilmesi için "temel havacılık becerilerinin" de çok önemli olduğu ortaya çıkıyor. bu noktada f-35'in air superiority olarak tasarlanmamasına rağmen yani düşmana gidip doğrudan kafa atması planlanmadığı halde tasarımsal özellikleri ile bu seviyeye yaklaşıp yaklaşamadığı konusunda ciddi bir tartışma dönüyor halihazırda.

    bir savaş uçağının düşman savaş uçağına göre üstün olabilmesi için elektronik kabiliyetlerinin yanında 3 ana özelliğinin daha iyi olması lazım. bu faktörler uçağın hızının yüksekliği, ivmelenme kabiliyetinin yüksekliği ve dönüş yarıçapının mümkün olduğunca dar olması. hız ve ivmelenme doğrudan motorla ve kısmen de tasarımla alakalı ancak dönüş yarıçapının darlığı doğrudan tasarımla alakalı bir konu ve dönüş yarıçapı dediğinizde uçağın aoa (bkz: angle of attack) özelliğine bakmak lazım.

    f-35'in savaş karakteristikleri pratikte f-16 ile karşılaştırılıyor. çok mantıklı çünkü f-16 esnek ve çevik bir platform olarak savaş jeti kavramının cuk diye oturduğu bir uçak. şimdi biz de bu açıdan bakarsak önce motorlar üzerinden yorum yapmalıyız.

    unutmadan belirteyim burada kıyaslarken kullandığım f-35 modeli a yani bizim alacağımız klasik iniş kalkış yapan ctol versiyonu.

    şu anda bizim elimizde bulunan en yeni f-16'lar birkaç yıl önce hizmete giren block 50+ uçaklar ve bunları motoru general electric f110-ge-129 tipi, itiş gücü 29000 lb olan motorlar. f-16 block 50 full yakıt ve mühimmatla yüklendiğinde 17 ton civarında bir ağırlığa sahip oluyor. uçağın ton başına itişi yaklaşık 1706 lb. full yakıtla uçağın menzili yaklaşık 1400 km ama f-16'ın full yakıtı deyince gövde deposu+ gövde altına takılan centerline depo ve her iki kanat altına asılan drop tanklar ile hesaplanan bir menzil.

    f-35'te ise pratt&whitney üretimi f135-pw-100 motoru var ve bu motor 43000 lb itiş gücü verebiliyor. f-35'in full yüklü kalkış ağırlığı ise maksimum 30 ton. uçağın ton başına itişi ise 1433 lb. uçağın sadece gövde depolarını doldurduğunuzda menzili ise 1093 km.

    ton başına itişte fark var ama öte yandan da f-16'nın performansını etkileyen ama aynı zamanda f-35 için avantaj sayılabilecek motorun sağladığı hızı ve ivmelenmeyi etkileyen çok büyük bir faktör var işin içinde. f-16 tüm yüklerini yani bombalarını, fazladan yakıtını, ıvır zıvır yardımcı podlarını kanatları ve gövdesinin altında, açıkta taşımak zorunda. uçağa böyle yüklediğinizde böyle salkım saçak bir görüntü oluyor ve sürtünme nedeniyle uçağın motor performansı clean denilen tamamen yüksüz, çıplak haline göre biraz düşüyor. bu aşamada f-35'in avantajlı olan özelliği öne çıkıyor o da uçağın gövde içi silah paylonları.

    uçağın aerodinamik performansını arttırmak için silahları gövde içine alma fikri yeni değil. 1960'larda üretilen ve bizde de kullanılan f-102 uçaklarında da füzeler uçak gövdesinin içine takılıyor ve atış anında açılan yuvalardan atılıyordu. f-35'de de benzer bölmeler var ve buralara 4 adet hava-hava füzesi yada 2 bomba+2 hava-hava füzesi takılabiliyor. bu aerodinamik performans ve yakın çatışmada uçak için büyük bir avantaj çünkü yüksek g çekilmesi gereken hareketleri sınırlayan veya uçağın sürtünmesini arttıran herhangi bir faktör olmayınca f-35 sanki clean bir uçakmış gibi minimum aerodinamik kayıpla doğrudan savaşmaya girişebiliyor. f-16 vs f-35 deyince işte bu noktada f-35 aerodinamik anlamda hızlanma ve manevra açısından yüklü bir f-16'ya göre biraz daha avantajlı oluyor.

    bu arada f-35 ile uçan ve f-16'lara karşı savaş eğitimleri yapan pilotların anlattıklarına göre f-35'in gövde içi yakıt tankları doluyken ve sadece gövde içine silahları takılıyken sergilediği performans f-16'nın kanat altı depoları ve yükleri varken sergilediği performanstan çok daha iyiymiş ve hem hızlanma hem de ivmelenmede uçağın bu yüklü halde bile sanki clean bir f-16'mış gibi çevik olduğundan bahsetmişler. biraz abarttıklarını ve hafifçe reklama kaydıklarını hesaba katsak bile uçak üzerinde herhangi bir aerodinamik bozucu etken olmadığını ve sadece füzeler ile yakıtın ağırlık faktörünün olduğunu düşünürsek bu ifadenin bir parça doğru olabileceğini düşünebiliriz.

    gelelim hava savaşlarındaki diğer önemli bir performans kriterine; dönüş yarıçapı. dönüş yarıçapı, çok basit bir ifade ile; bir savaş uçağının rakibine göre daha dar bir çemberde dönerek burnunu düşmanına göre avantajlı bir pozisyona sokabilme ve silahlarını düşmanına doğrultması için alması gereken mesafedir. uçağın pozisyonunun düşmanın önünde, yanında ya da arkasına olması farketmez, dönüş yarıçapı az olan ve burnunu düşmandan daha önce tehdide yönelten uçak her türlü avantajlıdır. bu noktada dönüş yarıçapının mümkün olduğunca az olması için uçağın hücum açısı (bkz: angle of attack) değerinin yüksek olması yani uçağın burnunun maksimum seviyede kaldırılması gerekir. hücum açısı uçağa çarpan ve uçağı havada tutan hava kütlelerinin uçağa vurma açısıdır. her uçağın belli bir maksimum hücum açısı değeri vardır ve bu maksimum değer aşıldığında ise uçak süratsiz kalıp havada tutunamamaya başlar. clean bir f-16 için max aoa değeri 28 derece civarındadır (video) ve bu taşıdığı yüke göre değişir.

    f-35'in kabul edilebilir max aoa değerinin (clean bir haldeyken) ise 40 küsür derecelerde olduğunu farklı kaynaklardan ve test pilotlarının ifadelerinde gördüm ancak resmi f-35 sitesine bakarsanız bu değerin 50 derece gibi inanılmaz bir seviyede olduğunu yazıyor. bunun biraz abartılı bir değer olduğunu varsaysak bile f-35'i kullanan çoğu pilotun uçağın mevcut g çekme kısıtlamaları olduğu halde dahi rahatça 48 derecelik aoa'lı manevralı yapabildiğini söylediğini de okudum. bu veriler ışığında f-35'in silahlarını gövde içinde taşıdığı durumda girmek zorunda kalacağı hava-hava çatışmalarında kıvraklık anlamında kabiliyetli ve potansiyeli yüksek bir uçak olduğunu kabul edebiliriz. gelgelelim f-35'in f-16'ya karşı girdiği bazı hava-hava testlerinde yeterli it dalaşı performansı sergilemediğine yönelik geçmişten gelen ciddi bazı iddiaların da olduğunu belirtmem gerekiyor. bu konuyu uçakla ilgili yazdığım ilk entrylerin birinde etraflıca anlatmıştım. yeniden o konuya dönmek istemiyorum ama f-35 gibi irice bir gövdesi olan tombulumsu bir uçağın reel it dalaşı performanslarını keşke mümkün olan en objektif kaynaklardan okuyabilsek.

    bunun yanında uçağın kanat altına silah ve ek yakıt tankları takılabiliyor dedim ama bu şekilde donatılmış bir f-35'in it dalaşı performansına yönelik bir teste ben ulaşamadım. ulaşan birisi olursa sevinerek okumak isterim. ayrıca şu anda yakıt olayında bir sorun var, uçağın denemeleri sürekli internal yakıt tankları doluyken yapılıyor. malum uçağın havada kalma süresinin arttırılması için uçağa kanat altı yakıt tankı takmak şart. f-35'in kanat altına takılacak yakıt tanklarının nasıl olacağını, kapasitelerini ve stealth kabiliyetini ne şekilde etkileyeceğini bilemiyoruz. bu tankların hala tasarım aşamasında olduğu söyleniyor. kanat altı tanklarının yanısıra conformal yakıt tanklarının da israil için geliştirildiğine yönelik dedikodular mevcut. (conformal yakıt tankları uçak aerodinamiğini bozmadan, radar görünürlüğünü de fazla etkilemeyecek şekilde uçağa entegre edilen yakıt tankları.) peki bu tip yakıt tankları diğer ülkelere de verilecek mi bu da bir muamma.

    peki f-35'in yeteneklerini kabaca da olsa yazdım. şimdi bu noktada f-35'in bir şekilde düşman uçakları ile karşı karşıya geldiği durumlarda güveneceği şeyler olan silahlarına bakmak lazım.

    f-35 herşeyden önce it dalaşına "girmemek" üzere tasarlanan bir uçak. bu uçağın asıl amacı düşmanı çok uzaktan tespit edip vurmak.

    f-35'in iki farklı yükleme tipi var. ilk tip yükleme sadece gövde içi istasyonlara silahların yüklenmesi ve bu yükleme şeklinin adı stealth mod. adından da anlaşılacağı gibi bu şekil yüklemede görünmezlik ön planda. eğer uçağın görünmezliğine ihtiyaç duyulmayan görevler olursa bu durumda beast mod denilen tipte yükleme yapılıyor ve kanat ile gövde altı istasyonlara klasik şekilde mühimmatlar asılıyor. stealth modda taşınabilen maksimum mühimmat yükü 5700 lb (yaklaşık 2.5 ton). beast modda ise uçak hakikaten beast oluyor ve taşıdığı silah yükü bir anda 22000 lb yani 11 tona çıkıyor.

    f-35 gövde içi istasyonlarına 4 adet hava-hava füzesi yada 2 hava-hava+2 hava-yer mühimmatı alabiliyor. bunun haricinde a varyantının dahili bir 25 mm'lik topu (bkz: gau-22/a) var. b ve c varyantlarının ise gövde altında ortada bulunan istasyona haricen takılan gau-22 gun podu ile uçağın top ihtiyacı giderilmiş. f-35a topunun mermi kapasitesi 182, f-35b ve c'nin harici podunun mermi kapasitesi ise 220. bu top harrier uçaklarında bulunan benzer bir topun geliştirilmiş bir versiyonu.

    burada en sıkıntılı konu uçağın stealth modda taşıyabildiği silah kapasitesinin çok sınırlı olması. diyelim ki f-35 100 milden düşmanını tespit etti ve füzelerini ateşledi. düşmanı da bir şekilde bu füzeleri savuşturdu ya da çok kalabalık bir grupla uçağa yüklendi ve bir şekilde f-35 kafa kafaya çarpışmaya girmek zorunda kaldı. bu durumda uçağın eğer sadece gövde içi istasyonları yüklenmişse duruma göre 4'ten daha az füzesi kalmış ya da en fazla 4 füzesi var demektir. yakın çatışmalarda füzelerin ıskalama riski çok daha fazla olduğundan uçağın salt füzeleri güvenmesi amerikalıların özellikle vietnam savaşında yaşadığı hezimetten sonra kabul etmedikleri bir durum. bu durumda eski usüle dönülecek ve top ile düşman alt edilmeye çalışılacak.

    yalnız bu durumda diğer bir sıkıntı ortaya çıkıyor topun mermi sayısının çok az olması. uçağın a varyantındaki top sadece 182 mermi taşıyabiliyor. b ve c varyantında da yalnıza 220 mermi var. bu da dakikada 3300 mermi atabilen bu topun tetiğine elinizi basılı tuttuğunuzda yaklaşık 3.5 saniyede tüm mermilerini atması demek. bu arada top atışının 30+60+60 salvolarla yapıldığını ve asla tek seferde tüm mermilerin bitmediğini söyleyeyim ama modern jetlerle 30 ya da 60 mermi atarak bir uçağı düşürmek çok acayip bir kabiliyet ister. ayrıca amerikan savunma bakanlığı'nın yayımladığı 2018 yılı f-35 performans raporunda uçağın top performansının henüz istenen isabetlilik seviyesinde olmadığı vurgulandığını da yazayım. neticede bu mermi sayısı f-35 topunu hava-hava çatışmalarında güvenilmeyecek bir silah haline sokuyor. (ek bir bilgi f-16'nın topunun mermi kapasitesi 511 adet.)

    ikinci tartışılan nokta ise uçağın hava-yer kabiliyetinin ne denli verimli olduğu ve tartışmanın odak noktası f-35'in a-10 ile kıyaslanması. a-10 şu anda amerika'nın elinde olan en etkili hava-yer görev uçağı ve özellikle kara birliklerinin çok sıkıştığı anda bu uçak sayesinde hem ateş gücü hem de moral anlamında desteklendiğini biliyoruz. a-10 tasarımı itibariyle çok sağlam bir platform olduğundan ve çok fazla silah taşıyabildiğinden seveni acayip fazla. şimdi bu adamlar oturmuşllar ve 2018 ağustos ayında sanırım a-10 ile f-35'i 3 günlük bir hava-yer performans testine sokmuşlar. ben testin sonuçlarını elbette gizli olduğu için okuyamadım ama sızan haberleri okudum. buna göre test sonuçlarının f-35 açısından tatmin edici olmadığı gibi yumuşak ifadeler kullanılıyor. gelgelelim f-35 destekçilerinin teste resmen ateş püskürüyor. f-35'i a-10 ile karşılıklı bir teste sokmanın çok yanlış olduğu, testin usüllerinin hatalı olduğu, f-35'in silah ve diğer özellikleri ile bir a-10 gibi kullanılmasının hatalı olacağı gibi gibi yığınla argüman tartışmaya girmiş durumda. burada odaklanılan en önemli noktalardan biri de yine top perfomansı. malum a-10'nun en etkili silahlarından biri burnunda taşıdığı 30 mm'lik gau-8/a topu ve bu top sanırım 1100'den fazla mermi alıyor. e garibim f-35'te 25 mm'lik 182 tane mermi var. bunun yanında a-10'nun çok sağlam olan yapısı, taşıyabildiği inanılmaz yüksek silah yükü (hava-yer görevlerinde neredeyse 21.5 ton!) ve çeşitliliği amerikan kara güçleri arasında a-10 uçağına duyulan güvenin f-35'e karşı duyulmayacağı endişesine yolaçmış durumda.

    öte yandan şu sorunlu ve içinden çıkılmaz alis sorunu var. f-35'te görev planlamaları malum alis denilen sistem üzerinden yapılmak zorunda ve bu sistemin sanal güvenliği çok büyük tartışma konusu. ayrıca alis'in dünya çapındaki ortak bir ağ üzerinden konuşması, 3. ülkelerin sizin görev bilgilerine sızıp sızmayacağının bir garantisinin olmaması, israil'in genel alis'e doğrudan dahil olmayan ama alis'le konuşabilen "ayrı bir yan alis"e sahip olması falan garip ve mide bulandırıcı şeyler. bu taraf çok sıkıntılı yani.

    netice itibariyle elimizde olan şu; stealth özelliklerini kullanılırken çok kısıtlı bir silah yükü olan, stealth'ten vazgeçtiğinizde de performansının ne durumda olacağı net olarak ifade edilemeyen bir silah sistemi. bonus olarak da yığınla çözülmesi gereken yazılım sorunu, lojistik problemleri ve sanal güvenlik endişesi taşıyan bir ağ. f-35 uçağı amerika'nın herşeyden biraz biraz olsun diye ortaya attığı ve maliyeti gittikçe büyüyen bir proje haline gelmiş durumda. bu noktada bizi ilgilendiren nokta ise şu; bu kadar fazla problemin altına girmeye gönüllü müyüz? parasını hakedeceği soru işareti olan bir sistemi alarak ne denli ihtiyaçlarımızı karşılayacağımızı enine boyuna tartışmalıyız. projenin en başından beri yığınla para döktük bu işe ve ha deyince ayrılma olmaz, o kadar parayı yakmış olursunuz. valla çok çetrefilli bir mesele, çözebilene aşkolsun.
  • bir şekilde yine gündeme girmeye başlamış hava silah sistemi.

    bu uçak ile önceden yazdıklarıma gözatmak isteyenler şurasını tıklayabilir; f-35/@lantirn161

    öncelikle ekşi'deki son troll atağından ve bu atak çerçevesinde girilen yığınla propaganda entrysinden son derece sıkıldım. bu tip entryler insanların aklına feci zararlar veriyor çünkü doğru bilginin yayılmasını engelliyor ve insanlara olandan farklı bir dünyada yaşadıkları hissi verip karşılaşılan bir başarısızlık halinde de normalde hissedilecek olandan daha fazla bir psikolojik çöküntü yaşatıyor. bu platformda bahsettiğim tipte propaganda entryleri işi bilenler tarafından bir şekilde çürütülse de buraları okumayan ve twitter, instagram, facebook gibi çöplüklerde kafasına göre takılanları ne yapacağız, orası tam bir muamma? ama doğru bilgi eğer insanlara verilmezse ileride yaşanılacak sorunların büyüklüğü artmakta.

    bu açıdan bakarsak f-35 konusunda medya destekli çok acayip bir propaganda harekatı süregelen bir durum. bu halin en büyük sorumlusu elbette yandaş medya ve bu medyanın günlük politikalar dahilinde ellerine geçen her unsuru propaganda aracı olarak görme eğilimi. bazı şeyler o işin uzmanlarına bırakılmalı ve uluorta tartışılmamalı. f-35 sistemi günlük politika malzemesi olmaması gereken bir şey. f-35 gibi bir silah sistemi, uçağı alan ülkenin elini inanılmaz derecede güçlendirecek potansiyelde olan ama bu potansiyeli de inanılmaz bir maliyet ve göze almanız gereken yüksek seviyeli güvenlik açıkları ile sağlayacak bir sistem. f-35 projesine kuşkuyla yaklaşmak bırakın vatan haini! olmanızı bilakis vatanını seven her insanın yapması gereken birşey ama f-35 aleyhine birşey söyleyenler, son troll atağıyla birlikte çoktan vatan haini, x-y-z militanı, birilerinin sevicisi falan ilan edilme yolunda... ayıptır.

    f-35'in potansiyeli çok yüksek ama sistemin kullanılma şekli, özellikleri, maliyeti, lojistik yapısı ve geleceğinin ne olacağı gibi karanlık ve karmaşık noktaları barındırıyor. f-35, sistem özellikleri gereği kesinlikle bir savunma platformu olmayıp aksine çok ciddi bir saldırı silahı. tüm özelliklerini dikkate alıp uçağa baktığınızda şu aşamada bölgemizde bu uçağı kullanmaya en müsait politik-askeri bakış açısına sahip ülkenin israil olduğunu görürsünüz ki zaten israil f-35'i en erken edinen ortadoğu ülkesi olması nedeniyle şu anda bölgenin en güçlü hava gücüne sahip ülkesi. f-35'i çoktandır fiilen de operasyonlara çıkarıyor ve gerçek savaş ortamında test ediyorlar. abd ile yaptıkları ikili anlaşmalar gereği de uçaklarını ayrı bir statüye aldılar, standart alis sisteminden hariç tutup uçaklar üzerinden tam bir inisiyatif kullanma hakkına sahip oldular böylece kendilerine has değişiklikleri yapabiliyorlar.

    bizim f-35'lere sahip olamayışımızın uçağın üreticisi abd açısından çok güçlü gerekçeleri var. bunlar doğrudur, yanlıştır bu entrynin konusu değil. ben şu açıdan olaya bakıyorum türkiye'nin bu uçağa gerçekten ihtiyacı var mı yoksa alternatifler işimize daha çok yarar mı?

    f-35 uçağını aldığınızda en az 40 yıl boyunca amerika'ya muhtaç olmayı kabul edeceksiniz. bu uçağın tüm lojistik sistemini, sizin üssünüzdeki en ufak depoyu dahi amerika'nın kontrol etmesine müsaade edeceksiniz. planladığınız her görevi amerika'nın görmesine izin vereceksiniz. uçağı belli dönemlerde yurtdışına çıkarıp bakımlarını orada yapmalarına izin vereceksiniz ve herşeyden önemlisi bu derece yabancı kontrolünde olacak bir sistem için normalden kat be kat fazla parayı götürüp her sene amerikalılara teslim edeceksiniz?...

    mantıklı mı?

    peki bunu neden yapacaksınız?

    radarda görünmezlik özelliği için mi? peki bu görünmezlik özelliğini şu anda ya da 10 yıl sonra hangi ülkeye karşı kullanabileceksiniz, bununla ilgili bir orta-uzun vadeli öngörü, politika vs. var mı? mesela şimdi gidip arı kovanına dönmüş suriye üzerinde tanesi bilmemkaç milyon dolarlık f-35'i sokmamızın çatışmanın genel gidişatına müthiş bir etkisi olacak mı? unutmayın ki uzun menzilli hava-hava füzeleri sizin millerce öteden düşmana atış yapmanıza sağlar dolayısıyla idlip gibi bir bölgeye f-35 sokmaktansa uzun menzilli füzelerle donatılan daha hafif avcıların orada cirit atması daha ekonomiktir. belki ilk okuduğunuzda mantıksız geldi bu satırlar ama şunu kabul etmek zorundayız ki savaş da en nihayetinde ekonomi temelli bir durumdur ve savaşırken aynı zamanda ekonomiyi de düşünmek zorundasınızdır...

    görünmezlik özelliği saldırı temelli bir özellik ve farkedilmeden düşmana mümkün olduğunca yaklaşmayı amaçlar. bununla birlikte her etkinin bir tepkisi vardır. yani bir silah yapıldığından onun panzehiri de aslında düşmanca hemen keşfedilir. görünmezlik özelliği konvansiyonel radarları etkisiz kılarken f-35'in sensörlerinin yaydığı radyasyon ve yığınla diğer dalga geliştirilme aşamasında olan farklı cihazlarca incelenip uçağın alternatif tespit-takip metodları geliştirilecektir. çünkü etki-tepki prensibi gereği f-35'in panzehiri de hemen çıkartılacak ve birileri de oradan ekmek yiyecektir ki henüz emekeleyen bu teknoloji sayesinde almanya'da tespit edildiği iddia edilen f-35 olayını unutmamak lazım.

    farklı açıdan bakalım. aynı anda birkaç farklı hedefi tespit edip takip ettiği ya da bir kaç f-35 kombine çalışarak belli bölgedeki hava izlemesini bir awacs'ın yaptığı gibi yapabildiği için mi tercih edeceksiniz bu uçağı? e sadece bu amaç için yapılan, çok daha ucuz ve güvenilir, yönetimi tamamen bizde olacak daha farklı alternatifler mevcut zaten dünyada. onları alıp canavar gibi kullanmak varken kendisi bende ama kuyruğuna bağlanan ipi dışarıda bu uçağı almak mantıklı mı?

    bazı şeylerin tartışılması iyidir. olasılık hesapları, komplo teorileri, çok seslilik vs. şeyler askeri alımlarda mantıklı hareket etmenizi sağlar. türkiye'nin özelliklerine ve komşularına baktığınızda, günlük politikayı vs bir kenara koyuyorum, f-35 bizler için çok lükstür ve daha kötüsü kontrolü bizde olmayan bir lükstür. bunun yerine türkiye'nin coğrafi koşullarına uygun ve hava -hava ve hava-yer kabiliyeti kendisini kanıtlamış olan platformlara yönelmesi daha mantıklıdır. mesela türk hava kuvvetleri'nin ciddi bir f-4 tecrübesi var. bu uçağın bir adım ötesi, halefi ya da ecnebicesi successor'ı f-15'tir. f-15 hem silah çeşitliliği hem dayanıklılığı hem hava kuvvetlerinin f-4'ten alışkın olduğu lojistik özellikler hem de geliştirilebilir potansiyeli ile ülkemiz için harika bir seçim olur(du). bununla birlikte ihtiyaç duyulan avcı uçağında da f-16'nın güncel türevleri bizleri uzun yıllar idare edebilir(di). doğrudan hava-yer görevleri için de ilave olarak a-10 değerlendirilebilir(di).

    (peşin not: sürekli (di) şeklinde yazıyorum çünkü son dönemde karşılıklı bayağı bir samimi olduğumuz rusya sayesinde artık resmen abd ve diğer nato üyesi ülkeler tarafından güvenilmez bir müttefik olarak görüldüğümüzden (bkz: #71313429), bahsettiğim bu uçakları alma şansımız artık sıfıra yakın. sakın bu paragraf yüzünden natocu, zartçı zurtçu diye bana mesaj kasmayın. reelpolitik gereği ve yıllardan beri süregelen politikaların sorumlusu ben olmadığım için olaya sadece mantık çerçevesinden bakmaya çalışan öylesine biriyim. bu satırlar da bu nedenden dolayı böyle yazılmıştır.)

    ama biz ne yaptık? gidip en pahalısını aldık... ve henüz bırakın combat proven olmayı, kendi ülkesinde girdiği testler bile büyük soru işareti olan, hikayesi karmakarışık bir uçağa belbağladık...!

    ne diyeyim, hayırlısı artık.

    pantsir başlığında görüşmek üzere...
  • bizim açımızdan gayet üzücü bir şekilde yoluna devam eden tayyare.

    elbette üzücü lafını uçağın kaderi için kullanmadım. f-35 projesi yığınla soruna rağmen devam ediyor. üzücü lafımın kullanmaktaki amacım bizim f-35 hikayemizin de bir türlü sevdiceğine kavuşamayan fakir çiftçi içerikli, yanık türküler, arabeskler ile dolu bir ferdi tayfur melodramı kıvamına gelmesi.

    f-35.net'i karıştırırken gözümden kaçan şu haberi gördüm.

    biz ki projeye 2002 yılında adım atan bir ülkeyiz. elin polonya'sı ise 2014 yılında karga tulumba projeye atlayan, sovyetlerden kalma döküntüleri değiştirmek için gidip f-35'e yığınla para dökmeyi göze alan bir ülke. gelgelelim bizim müthiş! dış politika hamlelerimiz sayesinde bugün polonya'ya hakkında; "the f-35 will give poland a more advanced air force than some major nato allies " diye bir başlık f-35'in resmi sitesinde atılabiliyor...!!!

    yani ne desem bilemiyorum. ne kadar projenin bazı taraflarına uyuz olsam da bu durum bana çok dokunuyor.

    ama buyrun gençler, geldiğimiz noktada tarihi boyunca ya nordik kabileler ya da ruslar tarafından sürekli işgal edilmekten kurtulamayan polonya gibi bir ülke için yukarıdaki başlık atılıyor, "major bir nato müttefiği" olan türkiye'ye alenen nispet yapılıyor, belki o da yetmeyecek bizim hakkımız olan uçaklar bu adamlara verilecek çünkü bizim 1-2 sene içinde teslim almamız gereken 24 adet uçak şu anda hala üretim aşamasında ve 31 ocak 2020'de polonya'ya 32 adet uçağın satışı onaylandı. biz hala burada çok lazımmış gibi yok hilafetmiş, alfabeymiş gibi abuk sabuk gündemlere boğulurken resmen 100 sene önceki sultan osman+reşadiye olayı tekrarlanıyor, hakkımız elimizden alınıyor!!! ee ne demişler tarih tekerürden ibarettir...

    bu arada birazda mutlaka gelir aşağıya birkaç tane su-57'ci, mmu'cu ve e biyerden başlamak lazım'cı tayfa. onlar için de müthiş bir haberim var. bu haberi okurken bir düşünün lütfen sizin bel bağladıklarınız bu haberde bahsedilen şeyi yapabilecek mi acaba?

    bizim uçakları alamamamız sonucu bölgedeki "en güçlü" hava kuvvetine sahip olan israil, f-35 sistemi ile ortak çalışabilecek bir özel kuvvetler birimi hazırlıyormuş. olayın özünde f-35'lerin yerdeki kara birliklerine gerçek zamanlı bilgi aktarma kabiliyetini kullanmak var. sadece bu haber sanırım f-35'in ne biçim bir makine olduğuna ve potansiyelinin nerelere varabileceğine güzel bir örnek. eksikliklerine, sorunlarına ve bazı sakıncalarına rağmen bu projeden vazgeçmemeli, f-35'i elimizde kaçırmamalıyız. ahirete yatırım yapmaktan fırsat bulabilsek de bu işlere de azıcık vakit ayırsak keşke...
118 entry daha