şükela:  tümü | bugün
  • yaklaşık 20 senedir bilinçli bir şekilde futbolu takip ederim. zaman zaman tribün serserisi olacak kadar yoğun oldu. zaman zaman tuttuğum takımın aldığı sonuçları bile bilmediğim oldu bu sürede. 30'dan sonra daha düzenli bir hale büründü takibim. daha bilinçli ve takım manyaklığı yerini futbol sevgisine bıraktı.

    bunca geçen zaman içerisinde futbola dair en iyi anladığım şey: romantikliğin sadece kandırmaca olduğu. bir takımda herkes işini doğru dürüst yapar ve profesyonelce davranırsa romantizm uydurmaya hiç gerek kalmıyor. süs oluyor romantizm; çeşnisi oluyor oyunun. fakat özellikle türkiye'de işler hiç böyle gitmediği için bol bol yapay romantizme maruz kalıyoruz. forma aşkı, taraftar güzellemesi(gazlaması), takım efsanelerine gönderme vs hiç bitmez. yöneticisinden malzemecisine başarısızlıkta kaçılan dingin bir limandır futbol romantizmi. kaçış rampasıdır freni boşalmış gibi giderken.

    dün gece birçok kişi gibi ben de beşiktaş'ın turu geçecek bir skor üreteceği ümidiyle maçı izlemeye başladım. futbol katili art niyetli bir hakemin maçı bu raddeye getireceğini bilemezdim. her neyse olan oldu. defalarca gördük benzeri hakem performanslarını. insan izlerken(yaşarken) kızıyor ama sonra hızlı bir normalleşme yaşıyoruz. daha önce bizi katledenlere ne oldu ki craig thompson'a ne olsun. geçer gider.

    fakat 4. golden sonra ben orada kaldım işte. [galatasaraylıyım ve örneğin bizde drogba oynarken/sonrasında taraftarla girdiği ilişkiyi samimi bulmuyorum. bu ilişkide herkes istediğini alıyor olabilir. alan memnun satan memnun olabilir. bu beni ilgilendirmiyor. pr çalışması gibi duran hiç bir hareket bana sempatik gelmedi. aynısı melo için de söylenebilir. ikisi de takımıma profesyonelce yaptıkları katkı kadar kıymetlidir.] fabri ağladı ya orada bir zaman damgası gibi vurdu zihnime.

    hakemden ve koşullardan bağımsız olarak kötü/vasat bir performans sergiliyordu bence. ilk golde elini uzatıp ortaya müdahale edebileceğini, penaltıyı çıkarabileceğini, 4. golden önce daha iyi yer tutabileceğini düşünüyordum. tüm bu düşünceler aktı, gitti yok oldu. o yukarıda bahsettiğim sahte romantizmin tam tersi vardı yüzünde. pr peşinde değildi. üzgündü. tıpkı ben ve benden çok daha fazla üzgün olan beşiktaş taraftarları gibiydi. bazen çaresizsindir ve ağlarsın. hiç bir suçun olmayan bir ayrılıkta işleri yoluna koyamadığın için ağlarsın. annen çok hastadır ve ölüm döşeğinde sen hastane hastane, doktor doktor koşmana rağmen cebindeki para kadar çözüm üretebildiğin için ağlarsın. fabri işte böyle bir romantizm yarattı içimizde.

    kaleciliği tartışılabilir. tartışılmalı da (samimi olduğu için başarılı sayılamaz) zaten. ancak beşiktaşlılığı bugünden itibaren tartışılamaz. takımda aynı armayı taşıdığı bir çok futbolcudan daha fazla yakışıyor forma üzerine.

    bunu söylemek bana düşmez ama helal olsun kardeşim sana.
  • bir pozisyon vardı dostlar, havadan gelen topu almak için yükseldiğinde rakip takım oyuncusu faul yaptı yakışıklımıza. hafif sendeleyip doğruldu hemen. o an hepinizin aklından geçti değil mi?
    öteki olsaydı önce suratı büzüşecek, sonra kurşun yemiş gibi bir ifadeyle sol ayağının üstüne doğru yatacaktı. yaklaşık bir 5 saniye kıvrandıktan sonra sağ elini kaldırıp sağlık görevlilerini oyuna davet edecekti, sol eliyle de yüzünü kapatır genelde. bu pozisyondan sonra kamera kendisine her döndüğünde mütemadiyen darbe aldığı bölgenin hala acıdığını belirten hareket ve mimiklerine maruz kalacaktık.

    ki gol yediğinde bahanesi hazır olsun; "ama sakatlanmıştım".

    yazarken afakanlar bastı. sırf şunları yaşatmadığı için bile kalede durması gereken adamdır. açıyı da gayet güzel kapatıyor öne çıkarak. ayağı da düzgün. öteki gibi her diktiği top rakipte bitmiyor.
  • bugun dikkatimi cekti de ceza sahasinda topa elle mudahale ediyor, hatta bu teknik ile kaleye giden toplari da durdurup uzaklastiriyor. boyle bir teknik cok faydali olur besiktas icin, surekli oynamasi halinde gecen seneye nazaran cok daha az gol yiyecektir besiktas.

    edit: wiki'ye baktim da kaleci deniyormus bu tarz oyunculara. oha super bir sey lan
  • biraz önce içinde tribunlerin "fabri! fabri!" diye tezahüratlar yaptığı alanyaspor beşiktaş maçında devre arası oldu ve biraz yorum dinleyeyim diye bir spor kanalını açtım. duyduğum ilk cümle:

    "ben beşiktaş'ın kalesinde muslera ayarında bir kaleci görmek isterdim. bu kalecinin tolga'dan bir fazlası yok."

    bitmedi bunların tolga seviciliği bitmedi. beyler! galatasaraylılar! fenerbahceliler! artık uyanın. durmaksızın tvlerde beş para etmez türk futbolcuları öven ve yerlerine oynayan yabancıları yeren bu yorumcular bu işten maddi kazanç sağlamaktadırlar. net. böyle bir devran var. bir sermaye var ve paylaşılıyor. fabri dünyanın en kötü kalecisi olsa, bu saatten sonra farketmez. fabri oynayacak. hadi yürüyün gidin.

    galatasaraylılar. girin resmi facebook sayfanıza ve kazandığınız maçlardan sonra görsellerde kimin kullanıldığına, kaybettiğiniz maçlardan sonra kimin kullanıldığına bakın. galatasaray yeniliyor, ya da berabere kalıyor. fotoğraf bruma, sneijder ya da josue falan. galatasaray kazanıyor fotoğraf selçuk inan. büyük tezgah var.
  • bu adamla tek kelime dalga geçenin amına koyayım.

    gs.
  • bugün de muslera'dan büyük olduğunu göstermiştir.
  • 40 dakika boyunca gümbür gümbür gelen lyon'a çözüm bulamayan şenol güneş kadar hatalı değildir.
  • kariyerinin sonuna kadar beşiktaş'ta oynamalı ve futbolu da beşiktaş'ta bırakmalı. bize böyle adamlar lazım.
  • 17 kornerden gol yememiş kalecimiz.

    ilginç lan.
hesabın var mı? giriş yap