şükela:  tümü | bugün
  • abd'de gösterime giren belgesel film. başlığı açılmamış olması ilginç
  • ince ince işlenmiş pek güzel belgesel.
    (entry'ye bir görsel bırak)

    bu tarzın türkiye ayağını su yücel yürütüyor birkaç senedir iz tv'de. su'yun seferi programıyla.

    maden işçilerinin aileleri ile beraber baret boyadığı bölüm güzeldir.
  • (bkz: #73731404)
  • dünyanın dört bir yanındaki binalara ve duvarlara dev boyutta fotoğraflar yapıştıran fotoğraf sanatçısı fransız jr ile fransız yönetmen agnes varda'nın birlikte yaptıkları, 33 ödüllü ve oscar adaylı enfes belgesel.

    belgesel, yüzler ve o yüzlerin anlattıklarını, yaşadıklarını, hikayelerini konu alıyor. jr ve agnes'in tanıştığı tüm insanların bir araya gelme noktası, jr'ın, içinde fotoğraf kabini bulunan kamyonu. ikilinin gittiği yerler ise agnes'in hayatında yer etmiş, onun için hatırası olan fransız kırsalını çevreleyen kasabalar.
    jr'ın, agnes'in arkadaşı jean-luc godard'a benzemesi onları başka bir yolculuğa çıkarıp belgeselin acı-tatlı finalini oluşturuyor.

    bugünü, geçmişi, hayatı, belleği, teknolojiyi, yüzleri ve o yüzlerin hayatımızdaki rolünüanlatan, görüntüsü, sahne geçişleri, seslendirmesi müthiş bir belgesel.
  • agnes varda ve jr arasında geçen diyaloglar o kadar samimiydi ki belgesel boyunca sanki aynı yaştalarmış gibi hissettim 50 küsur yaş farkına rağmen. bir de jean-luc godard, agnes'le görüşmek istemeyince agnesi'i mutlu edebilmek için jr'ın gözlüğünü çıkardığı yer çok tatlıydı. izleyiniz efenim.
  • çağımızın en büyük dansçısı ve pop'un değişmez kralı michael jackson'ın black or white adlı şarkısının rap vokal kısmında benzer şekilde geçen sözlerdir.

    ----------------
    see, it's not about races
    just places
    faces
    ----------------
  • sempatik ve samimi bir belgesel. 90 yaşında fransız yeni dalgacının ve 35 yaşındaki bir fotoğrafçının fransız kırsalına yaptığı yolculuğu anlatıyor. bir köşede saklı kalmış ama anlatılması gereken hikayeleri, biyografileri ve yüzleri duvarlara, gemilere, taşlara yazıyorlar. her ne kadar anlatılacak bir şey yokmuş gibi gelse de insanlar kendilerini oralarda görünce seviniyorlar.

    beni en çok etkileyen fransız kırsal kesiminin politik duruşları ve sanata bakış açıları oldu. özellikle hayvancılıkla uğraşan kadın ve ondan sonra gelen adamın üretim ve tüketim merkezli yaşam biçimimizin çevremizdeki canlılarla olan ilişkimizi ve kendimizi beğenmişliğimizi güzel özetlemiş. en sevdiğimse varda'nın ayaklarını trenin üzerinde gören adamın "peki bunun bir amacı var mı?" diye sorması. sevmemin nedeni böyle durumları genelde direkt türkiye bağlamına taşırım ve olay burada olsa ne olurdu diye kendi kafamda bir cevap yazarım. "ne işlerle uğraşıyorsunuz mk" diyen birinin yerine gözlerinde saf merak olan bir adam olmasını sevdim.

    sonunda da godard'ın yavşağın teki olduğunu görüyoruz. kadın göçtü gitti işte, inş görmüştür filmden sonra.