şükela:  tümü | bugün
  • o sıralarda henüz minik ortaokul talebeleri olan biz bayrampaşa anadolu lisesi öğrencilerine alparslan türkeş'in cenazesini dersi bölüp sınıf televizyonlarından naklen izleten, öğrencilerini cimcime veya zekiye olarak çağıran (ben ne yazık ki cimcimeler grubundaydım) , fazla azanları kahraman olmakla suçlayan eski müdürümüz.

    1994 - 2001 yılları arasında bayrampaşa anadolu lisesinde görev yapmış, daha sonra çapa anadolu öğretmen lisesine tayin edilmiştir.
  • bu adamla yaşanmış birçok anektoddan bir tanesini de ben anlatayım:

    son sınıfta okula sürekli geç giderdim. tabii geç gidince de öğrencilerin normalde girdiği yan taraftaki ucube kapı kapanırdı. bu yüzden de okula ancak ön taraftaki kapıdan girilirdi. tabii buradan da her zaman girilmezdi. efendim nöbetçi tanış olacak, tanış olmasını bırakın bir de kapıyı açacak cesaret olacak. sonuçta hemen girişteki sağdaki kapıdan aniden müdür fırlayabilir ve de o anı yakalayabilirdi. böyle bir durumla karşılaşıldığında size klasik kahraman nutku çeker, ardından günün anlam ve önemini binayen bir konuşma yapardı. bu da genellikle geç kalma ve onun ileriki yaşantınıza sosyal ve psikolojik yönden etkileridir. tabii söylediği sözlerden okula girdiğinize girmediğinize pişman olurdunuz. ki sonrasında dışarıya atılır, yan kapının birinci tenefüste açılmasını beklerdiniz.

    efendim, olaya dönecek olursak... neyseki o gün nöbetçi tanıdık çıktı ve bana kapıyı açtı. hemen usulca mümkün olduğunca sessiz adımlarla sınıfa yürürken, üçüncü adımımı atmamla müdür kapısından göründü.

    "ulan, hapı yuttuk" diye içimden küfür ederken çok soğukkanlı bir şekilde ağzımdan şu sözler döküldü:

    -günaydın hocam! (deyip kendimden emin bir şekilde başımı hafifçe önüme eğip onu selamladım.)

    cevap:

    -günaydın.

    biraz afalladı herhalde, işte fırsat bu fırsattır oğlum sinuk. bitirici vuruşu yap:

    -iyi günler hocam.

    afallama devam etmektedir herhaldeki geç kalma olayı aklına bile gelmez:

    -iyi günler.

    ve hiç istifimi bozmadan yürüdüm. merdivenleri çıkarken hala daha arkamdan bana bakıyordu.
  • "namazın kazası var, zamanın kazası yok", "boş ders olmaz, boş kafalı öğrenci olur" gibi vecizeleriyle zihinlerde yer eden, boş derslerde top oynamak için kendisinden izin istemeye gidildiğinde sınıfa gelip türkçe dersi yapan, erkek öğrencilere kahraman, mucit ya da x efendi şeklinde hitap eden bayrampaşa anadolu lisesi eski mi eski müdürü olmasının yanısıra burunlarda kesif bir tütün kolonyası kokusudur fahrettin demir. ben ortaokul yıllarımdan beri ne zaman tütün kolonyası kokusu alsam kendime çeki düzen verme ihtiyacı hissederim gayri ihtiyari, gençliğin getirdiği hatalarla.
  • (yüz yıllık çapa anadolu öğretmen lisesinin yüz yaşındaki pencerelerinden biri sıkışmıştır. fahrettin bey de açmaya uğraşmaktadır.)
    arkalardan iri kıyım bir arkadaş - hocam boşuna uğraşmayın. ben bile açamadım onu.
    fahrettin demir - sen bile kim ulan!
  • öğrencilerin saçlarına jöle sürmeye ayırdığı vakti test çözmeye ayırması durumunda össyi kazanacaklarına inanan efsanevi müdür.
  • oss de 179. olan bunyamin tutak' i hakli sekilde devamsizliktan birakan capa anadolu ogretmen lisesi muduru. bunyamin tutak isimli ogrenci okula 38 gun gelmemis ve tum uyarilara ragmen de raporlarini zamaninda getirmemis. bunyamin tutak a da kocaman bir bravo!! demek ki test cozmekle adam olunmuyormus. nasil bu kadar sorumsuz olur bir ogrenci anlamak zor. simdi kendisi huseyin celikten af bekliyormus. zamaninda raporlarini getirecektin. "namazin kazasi var zamanin kazasi yok"

    kaynak http://haberden.com/…azandi-ama-sinifi-gecemedi.php

    edit : kayip cocugun verdigi bilgiye gore ogrencinin soyadi "tutuk"mus. umarim sorununu cozebilmistir
  • müdürlüğü bırakmış, anadolu yakasında bir yerlerde öğretmenliğe başlamış tekrar, bu durum öğrenciler için iyi mi kötü mü bilemiyorum. müdürlüğü o kadar şok ediciydi ki edebiyat öğretmeni halini unutmuşum.
  • çapa anadolu öğretmen lisesinde müdür iken adını duyan öğrencilerin tüylerini ürpertendir.
  • zamanımda lisemde müdürken kendisine o kadar az, o kadar az değer verirdim ki az önce "ya benim lisedeki müdürün adı neydi?" diye sorunca kendi kendime, zihnin önemsenmeyen bilgileri unutmaya meyilli olduğuna kalpten inandım.

    bir öğretmenden beklenen 10 şeyden en az 9'una sahip değildi bu. öyleydi yani. her hafta sonu ve hafta başı bir saati aşan zaman dilimlerinde yüzlerce öğrenciyi ayakta bekletir, devamlı aynı şeylerden bahsederdi.

    vatan. millet. milliyetçilik. başka bildiği şey var mıydı? ha birde avaz avaz bağırmaktan iyi anlardı.

    ülkücüydü bi de. onun zamanında nerede ülkü ocaklarının başkanının, sapının çöpünün oğlu var çapa anadolu öğretmen lisesine dolmuştur. koridorlarda tespih sallayan öğretmen adayları türemiştir.

    okul bunun zamanında zavallıydı ya. cidden öyleydi. konuşmasını tiyatro salonunda bile yapsa, herkes koltuklarda oturuyor bile olsa herkesi ayağa kaldırırdı. genç öğrencilere koyun muamelesi yapmakta üstüne yoktu.

    iyi öğretmen-hoca-müdür olurdu aslında. ama dünyaya geç gelmiş fahrettin demir. şöyle bir 200 sene filan.
  • 4 sene boyunca dershanelere sayıp söven fakat emekli olduktan sonra bir dershane şubesini müdürlüğünü yaptığını duyduğum, eski çapa anadolu öğretmen lisesi müdürü. kendisinden sadece öğrenciler değil öğretmenler de korkardı.

    lise son sınıftayız, herkes test çözmeye uğraşıyor falan. bir hocamız sınıfa geldi bizi serbest bıraktığını söyledi. ama tahtayı o ders işlememiz gereken konularla doldurdu. müdür bey gelirse çaktırmayın dedi. aslında bunu her sınıfta her ders yapıyormuş. fahrettin demir tam o esnada sınıfı kontrole geldi( aslında sınıfta hoca varken sınıfı kontrole gelmesi de ayrı bir tartışma konusu). bizim hoca, müdür girer girmez, hiç bir şey olmamış gibi yerinden aniden kalktı sanki dersin ortasındaymışız gibi anlatmaya başladı. fahrettin demir bir şey anlamadı, biz kendi kendimize çalışmaya devam ettik, hoca kendi işleriyle uğraşmaya devam etti. yani hocalara bile böyle korku salmış bir adamdı kendisi.

    ama her şeye rağmen dürüst bir adam olduğuna inandım. kendi menfaatine değil ama kendi inandığı şeyler için çalışan bir adamdı.