şükela:  tümü | bugün
  • fault tolerantın daha iddialısı.
  • ilk once içinde george clooney , richard dreyfuss , noah wyle , brian dennehy , sam elliott , james cromwell , john diehl , hank azaria , harvey keitel , norman lloyd , don cheadle gibi isimlerin oldugu kadrosuna dumur oldugum ve daha sonra da konu ve islenisi ile beni cok etkileyen 2000 yapımı siyah beyaz bir stephen frears filmi
  • tv icin hazirlanmis, 85 dk, siyah beyaz, politik gerilim filmi.. 60 yillardaki abd-rusya arasindaki soguk savasi konu alir..
    tamamen bilgisayar kontrollu hava savunma/taarruz sistemiyle yonetilen amerikan bombardiman ucaklari, yanlislikla gelen saldir emri uyarinca, geri donusu olmayan fail safe noktasini da gecerler, moskova'ya 20'ser megatonluk hidrojen bombasi atmaya yeminli pilotlar abd baskanini da dinlememek, kaale almamak icin egitilmislerdir..
    toplam 2 salon ve bir cockpit'de gecen film nefistir.. oyuncu kadrosu da cabasi..
    (bkz: dr strangelove)
  • (bkz: felsefe)
  • ilk fail safe 1962 yilinda yayımlanmış bir eugene burdick ve harvey wheeler romanıymiş, peter george'un 1958 yılında basılan red alert isimli romanına öyle benziyormuş ki peter, george'a dava açmiş, kazanmiş filan...
    her iki roman da 1964 yılında iki ayrı filme konu olmuş (bkz: dr strangelove) (bkz: fail safe) nerdeyse aynı konularıyla...

    1964 yapimi fail safe (sidney lumet yönetmiş), kimilerine göre 2000 yapımından daha iyi bir filmmiş, ben bulamadım izleyemedim...

    2000 yapımı fail safe'i ilk filmden ayiran en büyük özelliği ise (kadrosunun inanılmazlığı dışında) filmin canlı* olarak yayınlanmasi!
    6* nisan 2000 akşamı bu abiler girmişler stüdyoya canli canli 85 dakika boyunca oynamışlar, cbs televizyonu da yayinlanmis. neden böyle bir işe kalkişmişlar, niye bu kadar kasmişlar bilemem ama becermişler, maymun olmamişlar en azindan.
    tabi gönül isterdi ki canli canli izleyelim ama böylesi bile ilginç.
  • 1964 yapımı fail safe filminde amerikan başkanının rusca tercümanı rolünde larry hagman'in gençlik halini görmek mümkün.
  • ingilizce bir terim.

    ornegin, hedefinden sapan bir roketin ya da dusmekte olan bir ucagin, baskalarina zarar verecek ya da istenmeyen bir yere dusmesinin engellenmesi, guvenli bir noktada imha olmasi anlamina gelir.
  • fail safe (fs) sistemler, fault tolerant (ft) sistemlerden farklı olmakla beraber, fs'ler ft'lerden daha iyidir gibi bir genelleme çıkarılamaz. ft sistemlerde oluşabilecek problemlerin "redundancy" ile telafi edilebilmesi sağlanır ve %100 fault tolerant bir sistem yoktur. bunun yanında fail safe mekanizmalar, sistem dizaynı sırasında öngörülen problemlerin oluşumunda felaketle karşılaşmamak için sistemin en az sorun çıkaracak yöne doğru hamle yapmasını sağlar.

    fail safe sistemlere en güzel örneklerden biri, trenlerde kullanılan fail safe fren sistemlerdir. bu örnekte fren sistemi ancak hava kompresörü çalıştıgı sürece doğal akışında çalışır. hava kompresörü sorun çıkardıgında veya frenlerin kitlenmesini engelleyen hava basıncı yitirildiğinde frenler devreye girecek ve trenin bir kazaya sebebiyet vermeden durmasını sağlayacaktır.
  • ırak'ın işgali ve süleymaniye'deki türk özel timine abd baskını sonrasında metal fırtına ve kurtlar vadisi ırak'ın kesif etkisi ve resmen infilak halinde politik-anlatısal bir olay haline gelişi göz önüne alındığında, global politik etkisi muhtemelen daha mühim bir 1962 küba füze krizi'nin benzer yansımalar yaratmış olması garip değil; aksine doğal, biz bu işi zaten onlardan öğrendik. ama 1962 krizinin daha erken bir tarihte vuku bulması, soğuk savaş döneminin tüm hastalıklı, paranoyak atmosferinde bile işin edebiyat cenahında beklenenin aksine bir toyluk yaratmamışken hem metal fırtına'nın hem de kurtlar vadisi ırak'ın politik-analitik kabiliyetindeki acz ve dramatizasyon kusurları bir başka şeye işaret ediyor: "biz size roman yazıp film çekemezsiniz demedik..."

    ama burada kötüyü yermek değil, iyiyi övüp bir ibret tablosu yaratmak istiyorum. lise tarih bilgimizle anlatacak olursak, soğuk savaşın muhtemelen en keskin dönemeci olan 1962 krizi dehşet dengesi'nin şirazesinden çıkmasına ramak kaldığı bir climax'ti, sonra o olay kapandı, soğuk savaş azalan bir şiddetle sürdü. yine de teğet geçilen tehlike kolayca unutulur gibi değildi; amerika zaten olay çıksa da roman yazsak hevesiyle pinekleyen hard boiled artığı, ikinci dünya savaşı gazisi yazarla dolup taşıyordu.

    bu külliyattan uyarlanan filmlerin en ünlü ikisi de 1964 tarihli. ilki, ününün gerisinde bir film olan kubrick'in dr strangelove'ı, diğeriyse lumet'in fail-safe'i. aşağı yukarı aynı meseleden, olası bir nükleer savaş durumunda karşı karşıya gelen asker ve politikacılardan bahsediyorlar ama ilki politik taşlama denen türden, fail safe'e ise politik drama denebilir.

    fail safe'in öyküsü şöyle: bir amerikan uçak filosu, elektronik bir hatadan dolayı moskova'yı bombalama göreviyle yola çıkıp fail safe aşamasını da geçince artık tillahı gelse yolundan dönmez bir kararlılıkla hedefine kilitleniyor, onları yollarından alıkoymak için yapılan askeri ve politik manevralar kar etmeyince amerikan ve sovyet politikacılar kısa bir şüphe döneminden sonra kenetlenip zararı asgari tutma çabasına girişiyorlar. hatta amerikan başkanı moskova'nın bombalanması durumunda kefaret olarak new york'un bombalanmasına bile razı oluyor, tırnaklar her saniye kısalıyor.

    yalnız kubrick filminde politik otoriteyi savaştan ve olası bir yıkımdan sorumlu tutarken lumet savaşa bir mücbir sebep gözüyle bakıyor ve ne amerikalıların ne de sovyetlerin asıl sorumlusu olmadıkları insani bir realite olarak görüyor onu. kötü politikacıları ve vatanseverlik adı altındaki saldırganlıkları karar verme mekanizmalarının dışına atıp yaftalıyor, onları bertaraf ediyorsa da askerler evlerinden ve eşlerinin kollarından çıkıp vazifeye giderken en insancıl hallerindeler; bir gün birlikte yemek yiyelim hayatımlardan sovyetlere tutunulacak tavra, annesi huysuz babasınca tartaklanan oğuldan, bu bir emirdir albay'a statüler değişirken insanlar hep aynı kalıyor ama koşullar onları şuna veya buna zorluyorlar. yapılması gereken şey insan kaynaklı hataların zararlarını bu asgari zarar bir şehrin kaybedilmesi olsa bile asgariye indirebilmek. bu açıdan bakınca kubrick işini daha layığıyla yapmış gibi görünse de lumet savaşın sonuçları hususunda seyircide daha büyük bir manipülasyon yaratabiliyor ve ekranda henry fonda'yı değil, amerikan başkanı'nı izlediğini düşündürebilecek kadar usta bir drama kurabiliyor.
  • dr strangelove'da, soğuk savaşdaki gerilimli dengenin bozulması insan unsuru, hümın fektır yüzünden gerçekleşiyordu. generalin tekinin kafayı çizdirmesi önüne geçilemez olayların tetikleyicisi oluyor, film soruyordu: insanevladı böyle aptalken, soğuk savaştaki gibi pamuk ipliği bir düzeneğe nasıl oluyor da güveniyoruz?

    fail safe'de soru bir nevi tersine çevriliyor. grapes of butcher'ın dediği üzere olayların gidişinde insani faktör, yani nedir, birisinin savaş meraklısı şahin, ötekinin barış güvercincisi olması, yok efendim bir başkasının cozutması çok büyük rol üstlenmiyor. bunların hepsi gerçekleşiyor tabii, ama hikayeyi ve kaçınılmaz olan gidişatı yönlendiren olaylar olarak değil, kaçınılmaz olanın yarattığı gerilimlerin insanlarda yarattığı tepkiler açısından diyelim daha ziyade. lumet'in sorusu şu: bir denge olduğuna inandığımız şey bu derece karmaşıkken, onu kontrol altında tutabileceğimize nasıl inanalım ki?

    filmde bu teknolojik bir gereç üzerinden söyleniyor da: bir elektronik alet çok kompleks bir hale geldiğinde, bir arıza çıkarmaması mümkün değil diyor. aynı şekilde bir pamuk ipliğine bağlı şekilde kurulmuş olan soğuk savaş politikaları da ulaştıkları gerilim seviyesiyle, insan unsuru istediği kadar uğraşsın tersini sağlamak için, arıza çıkartabilir hale geliyor. yaniiii: insanoğlu aptal olmasa bile, soğuk savaştaki gibi pamuk ipliği bir düzeneğe güvenmek mümkün mü?

    fail safe'in tüm seyir boyunca insanı huzursuz eden, kabusumsu bir yanı var. bugünün seyircisini o günün paranoyalarıyla bağlantıya geçirebilen bir yan: o da sanırım herşeyin kontrolden çıkması, elden kayıp gitmesi hissiyle ilgili. bir çeşit güçsüzlüğü, iktidarsızlık halini anlatıyor film sanki. o anlamda hardliner'ın da, barış yanlısının da ideolojileri bu güçsüzlük, kontrolsüzlük halinden çıkmak üstüne kurulu sanki.

    filmde onca karakter arasında sadece iki kişi bu farklı kutupları temsilen seçilmiş ve sadece bu ikisini bir kadınla irtibat halinde görüyoruz. ve iki sahnede de alttan alta cinsel bir elektrik söz konusu. hardliner bir partiden daha evvel tanımadığı bir kadınla beraber çıkıyor. hardliner'ın parti esnasında dile getirdiği sert, tavizsiz ve açıkça savaş yanlısı sözlerinden etkilenmiş görünen kadın bu kendini savaşa bırakma halini cinsel açıdan çekici bulurken, hardliner kadının sırnaşmasını bir tokat aşkederek durduruyor. buna karşılık pasifisti evde karısıyla sabah yeni uyanmış halde görüyoruz, sabah mahmurluğu içerisinde başlayan ve gündelik şeylerden oluşan sohbetleri tutkulu bir öpüşmeyle sonlanıyor. aynı hardliner'ın sovyetlerden bahsederken onları bir makine gibi tanımladığını duyuyoruz, duygusuz, hesaplayan bir makine, rocky 4teki dolph lundgren gibi. insanın aklına şöyle bir okuma geliyor: hardliner'ın savaş çığırtkanlığının ardında yatan şey, zaten kopmaya hazır olan ipleri salıverme isteği, kadınlara karşı olan cinsel arzusunu durdurma biçimiyle, yani "kendini bırakma"yla ters orantılı. ama cinselliği fazla ön plana çıkaran freudyen okumalara girişmemek lazım, ayıp.

    lumet'da bir rahatlama hissi yok, film boyu gitgide insanın içinin yağlarını eriten o kabus atmosferi, akacak bir yer bulamıyor, boğazda düğümleniyor. kubrick'in filminde ise bu kontrolden çıkmışlık hali bir anarşiye dönüşüyor, bombayı sevmek rahatlamanın tek yolu oluyor. belki de kubrick'in filminin gişede çok daha başarılı olmasının sebebi budur, 68i önceleyen o anarşiye yol vermesidir.