1. bizim okuldaki* "türkiye'nin ekonomik ve politik sorunları" dersinin sınavlarında dogru dürüst cevap verebildigim tek sorunun konusu.

    zamanın ötesinde edit: galiba siz onu da yanıtlayamıyordunuz.
  2. efendim, bilindiği gibi üçüncü dünya ülkesi bir devletin gelirleri üzerindeki en büyük hak sahibi onun alacaklılarıdır; faiz miktarının hiçbir şekilde sorgulanması söz konusu değildir, faiz kutsaldır. kutsal olduğu için de ciddi bir şekilde vergilendirilmesi de söz konusu değildir; zaten devletin bir eliyle verdiği paradan öbür eliyle vergi kesmesi düşünülemez ve dünya üzerinde bunun örneği yoktur.

    alacaklı olmayan vatandaşlarının bu devletin gelirleri üzerinde herhangi bir hakkı varsa, o ancak alacaklıların kutsal faiz ödemeleri yapıldıktan sonra söz konusu edilebilir. ilk hak sahibi olan alacaklılar piyasa tabusu'nun kendilerine bahşettiği faiz gelirlerini aldıktan sonra da üçüncü dünya ülkesinin bütçesi fazla verirse, o ülkenin borç yükü azalabilir; bu kavramın üçüncü dünya ülkeleri için bu kadar önemli olmasının ve bu kadar sık gündeme gelmesinin nedeni budur.

    bu konuda görüşüne en çok güvenilecek ekonomistler, faiz geliri elde eden bankaların yönetim kurulu üyeliği olan, bu bankalara danışmanlık ve eğitim veren, bu bankaların sahiplerinin gazetelerinde yazan ekonomistlerdir. bu zatlar konuyla yakından ve bizzat ilgilendikleri için sade vatandaşlara bu konudaki gerçekleri bir bir anlatırlar ve bu konudaki en güvenilir ve açık gazete makalelerini yazarlar.
  3. reel faiz disi fazla tanimi icin (ege cansen'in yazisi):

    http://www.hurriyetim.com.tr/…~9@nvid~234250,00.asp

    basitleştirilmiş faiz dışı fazla
    mahfi eğilmez (radikal, 18/02/2003)

    faiz dışı fazlayı mümkün olduğunca basite indirgeyip anlatabilmek moda oldu son zamanlarda. sanki basitleştirip de anlayınca sorun çözülebilirmiş gibi. önce elden geldiğince basite indirgeyerek anlatmaya çalışayım faiz dışı fazlayı. bütçenin giderleri, gelirlerinden büyükse bütçe açığı var demektir. bütçenin giderleri ikiye ayrılabilir: (1) faiz giderleri, (2) faiz dışı giderler. eğer bütçe gelirleri faiz dışı giderlerden büyükse o zaman faiz dışı fazla var demektir. bir ülkenin bütçesinin denk olması iyi bir şeydir. ama böyle bir denklik yoksa, yani ülkenin bütçesi açık veriyorsa, bir başka deyişle gelirleri giderlerine yetmiyorsa, o zaman o ülkenin bütçesinin faiz dışı fazla vermesi zorunluluğu vardır. çünkü o zaman o ülkenin gelirleri faiz dışı giderlerinden fazla olacağı için gelir fazlası miktar faiz giderlerinin ödenmesinde kullanılabilir. faiz giderlerini karşılamak için de borçlanmaya gidilmesi sıkıntılar yaratır. eğer bir ülkenin gelirleri faiz dışı giderlerini bile karşılayamıyorsa, yani bir ülke geçmişte aldığı borçların faizlerini ödemek için bile borçlanıyorsa, gün gelir o ülke borçlarını ödeyemez. çünkü o ülkenin kamu yönetimine borç veren kalmaz. faiz dışı fazlanın önemi buradan kaynaklanıyor. imf'nin bize faiz dışı fazla verdirmeye çalışmasının ve bu fazlayı mümkün mertebe yüksek tutmaya çalışmasının nedeni budur.
    faiz dışı fazla hesaplanırken bütçe ve bütçe dışı faiz dışı fazlalar toplanır ve gsmh'ye bölünür. bütçe dışındaki faiz dışı fazlalar (ya da açıklar) kamu iktisadi teşebbüsleri (kit'ler), mahalli idareler, sosyal güvenlik kurumları, bütçe dışı fonlar ve döner sermayelerden kaynaklanır. bunların tek tek faiz dışı fazla( ya da açıkları) toplanır ve gsmh'ye oranlanırsa türkiye'nin faiz dışı fazla oranı bulunmuş olur.

    faiz dışı fazla genellikle şöyle bir formülle hesaplanır: gelirler - faiz dışı giderler = faiz dışı fazla / gsmh. yüzde 6.5 olarak tutturulması gereken oran budur. bunun en büyük bileşeni bütçedir. o nedenle de asıl fırtına bütçe çevresinde kopmaktadır. bütçe faiz dışı fazlası olarak imf'nin koyduğu oran 2002 için yüzde 5.5 idi. geri kalan 1 puan da bütçe dışındaki kuruluşlardan gelecekti. ne var ki 2002 yılı bütçe faiz dışı fazlasının yüzde 4.5'te, hatta imf'nin hesaplamasında merkez bankası kârları hesaba katılmadığı için yüzde 3.5'te kaldığı anlaşılıyor. yani yüzde 5.5 olarak konulmuş bulunan bütçe faiz dışı fazla hedefi yüzde 3.5'te kalmış durumda. bunun iki kötülüğü var: (1) 2002 hedefinin tutturulamamış olması, (2) 2003'teki yüzde 5.5'lik hedefin tutturulmasını zorlaştırması. 2002'de eğer yüzde 5.5'lik hedef tutmuş olsaydı o zaman 2003'te önemli şeyler yapmaya gerek kalamayacaktı. ne var ki bu hedef sapması 2003'te yeni vergiler ya da gider kısıntılarını kaçınılmaz olarak gündeme getiriyor. hükümet birtakım yeni gelir kalemleri ve gider kısıntılarını bütçeye monte ederek bu oranı tutturacağını iddia ediyor, imf ise hükümetin bu düzenlemelerinin istenen artışı sağlayamayacağını iddia ediyor. imf'nin tezlerini biraz daha kurcalarsanız başta kdv olmak üzere, vergi oranlarının artırılması ve başta ücretler ve desteklemeler olmak üzere gider kalemlerinin kısılmasını istediği ortaya çıkıyor. imf'ye göre gerçekçi düzenleme ancak böyle yapılabilir. hükümet ise imf'nin afaki bulduğu düzenlemelerinin yüzde 5.5'lik bütçe faiz dışı fazla hedefini tutturacağı iddiasında ısrar ediyor.

    faiz dışı fazlanın yüksek olması iyi bir şeydir, ama kolay değildir. bunu sağlamak için ya gelirleri artırmak veya giderleri kısmak ya da her ikisini birden yapmak gerekir. gelirleri artırmak bütçe açısından vergileri artırmak, mahalli idareler açısından halktan alınan katkı paylarını ve vergileri artırmak, kit'ler açısından fiyatları artırmak, sosyal güvenlik kurumları açısından ise katkı paylarını ve primleri artırmak demektir. bunların hiçbiri iktidar açısından popüler konular değildir. giderleri kısmak ise devletin yatırımlarını azaltmak, memur maaşlarını yükseltmemek, destekleme fiyatlarını artırmamak demektir. bunların hepsinin ucu vatandaşın cebine dokunur.

    özetle faiz dışı fazlayı basite indirgeyip anlatmak mümkündür de basit biçimde uygulamak pek mümkün değildir. bir başka deyişle sorunun esası, olayı anlayıp anlatamamaktan değil, anlayıp da uygulayamamaktan kaynaklanır.
  4. yönetenlerin paradan sorumlu yetkilisi babacan ali toplantıda 2003 faiz dışı fazlayı tutturduk diyor.. ee o zaman bunca insan yalan mı söylüyor? bak terbiyesize hala konuşuyor.... (saat 14.23 ntv canlı yayın, 22 haziran.)
  5. 2005 hedefi gene %6,5'dur.
  6. ing. primary surplus'tir.
  7. faiz di$i fazlayı basite indirgeyelim, oyle deniz gokceye laf atmalar, televoleciler, tanrilar falan aradan bir cikiversin.

    bir ulkenin ana para borcu vardir ve bu borcunu odeyemedigi icin faiz odemek zorundadir. bu odemeyi yapamazsa (yani butcesi fazla verse bile faizin tamamini odemeye yetmiyor ise) yine borc almak zorunda ve bu faiz borcu icin anapara borcunu yukseltmek zorundadir.

    basit bir mantikla, tonlarca borcu olan bir ulkenin borc yapısı artarak $i$iyorsa, bu ulkeye borc veren iki kere du$unur. borclanma kapasitesine, geri odeyebilirligine, otesine berisine bakar. borcunu daha fazla borc alarak kapatan adama pek yuksek faizle borc para verirler. o zaman faiziniz ve borcunuz kar topu etkisi ile cig halini alir onune gecemezsiniz (zaten ekonominiz kotudur, butceniz hep acik veriyordur, para kazanmadan para buluyorsunuzdur - faiz disi fazla falan ne haddinize)

    ancak bu ulkenin ekonomisi iyiye gidiyorsa, t zaman geldiginde (butce acigi) giderek azalacak ve kapanacaktir (faiz odemeleri dahil herseyi iceren bir butce olacaktir bu - hukumet 2006 sonunu hedefliyor bu durumu yaratmak icin). bunu yapabilmenin sirri da basittir. iyiye giden bir ekonomi, faiz disi fazla veren (sadece faiz disi fazla vermek cozum degildir elbet, ekonominizin buyumesi kritik derecede onemlidir - yeni gelirler), butcesi fazlalar yaratan bir ekonomi, eninde sonunda borcunu odeyecektir (odeyebilecektir). boyle havada para kazanılan memleket yeryuzunde bir bizimki oldugundan, borc vermek isteyenler siraya girer. siraya girerlerse eger, bizim her yil dondurdugumuz ana para ve onların faizlerinin borclari; giderek daha az zahmetli bir bicimde saglanmaya baslar (yani onlara odedigimiz faizler duser). faizlerin dusmesi de bu anlama gelir, daha dusuk faizle borclanma, daha dusuk faizle geri odeme, daha fazla fair borcunu kapama, daha az yeni borclanma.

    ekonomisi iyiye giden ulke, ekonomisinin buyuklugunun yuzdece cok kucuk kalmis bir dilimine tekabul eden borcu elinin tersiyle iter (hemen her ulkenin borcu vardir. aslolan, bu borclarin istenmesi degil, borclarin gsmh'ya olan oraninin patlamayacak seviyede olmasidir - patlarsa arjantin gibi olabilir, borclari suresiz odememeyi kabul edebilir - gerci arjantin patlamadi, borcu verenler kabul ettiler "gelirlerinden" vazgecmeyi) ekonomisi buyuyen bir ulkenin gelirleri mali disiplin ile daha da artar. buna bagli olarak, bulmasi gereken borc, kendi geliri veya ekonomisi icin cok dusuk yuzdelerde miktarlarda kalir. gun gelir, faiz disi fazla yaratma kapasitesi, borc verenlerin faizlerini asar (boyle buyuk ve saglam bir ekonomiye, birakin %17 faizleri, % 3-4'ler ile verirler borcu : amerika su anda aynisini yapiyor; deli gibi butce acigini yuzde 4'luk tahvilleriyle finanse ediyor. ama kimse korkmuyor cunku orasi amerika, orasi guvenli liman, illa ki borc oder ve ayaga kalkar) ve anapara borcu odemeye olanak verir. bu surecin devami ise yukaridaki borcun cig gibi artmasina tam tersi bir durum yaratir, borc odenmesi (ana para dahil) hizlanarak artar.

    gun gelir bakarsiniz, borcunuz, sizin ekonominizi sarsamayacak hale gelmi$. biz de o gunler icin calisiyoruz, biraz daha kemer sikacagiz (2005 rakamlari da gayet iyi gidiyor)
  8. "faiz dışı bütçe fazlası"

    faiz odemeleri disinda kalan giderlerin gelirle karsilastirilmasi sonucu ortaya çıkan şey.
    zihin yonetimi icin etkin bir arac.

    netice itibariyle faiz disi fazla hedefine ulasmak icin kemer sıkan ve fedakarlık istenen nedense, genellikle memur, köylü ve işçi oluyor. bütçede değişiklik yapılacağı vakit ilk akla gelen personel giderlerinin kısılması, sağlık, sosyal güvenlik ve eğitime ayrılan kaynağın düşürülmesi oluyor.

    faiz dışı fazla kavramı, imf'yle birlikte yaratilan mitlerden bir tanesidir. imf programlarini uygulayan ülkelerin iktisat politikasinda olmazsa olmazlardandir.

    gundelik hayata pratik olarak fayda-zararina gelince,bu tur politikalarda amaclanan butce giderlerinin (faiz odemesi disindaki) butce gelirlerinden az olmasıdır. bu da, kamu hizmetine (eğitim, sağlık,vb.) ayrılan payın düşürülmesiyle mümkün olmaktadir. sosyal devletin tasfiyesini öngören neo-liberal politikalar iste bu sanal gercege sirtini yaslar.

    günümüz türkiye'sinde faiz dışı fazla, milli gelirin yüzde 6.5’i gibi bir oranina sabitlenmistir.

    (bkz: 2006 mali yili konsolide butcesi)
  9. aslında hiç bir önemi olmayan, önemli bir iktisadi değişkenmiş gibi başımıza kakılan nevzuhur bir icat. ya millet bizim faizciklerimize göz dikerse diye tırsan uluslararası domuzcuklar ve onların yerli işbirlikçileri, bak kuş var diye faiz dışı fazlaya işaret ederler, kendileri köşede malı götürürler. işte budur meşhur faiz dışı fazla.
  10. 2007 yili merkezi yonetim butcesi uzerinden aciklamak gerekirse :

    - butce gideri 204,9 milyar ytl
    - bütçe geliri 188,2 milyar ytl'dir

    bu sene 52,9 milyar ytl'lik bir faiz odemesi yapilmasi ongorulmektedir.

    faiz odemesi, genel giderden çıkarıldığı zaman ortaya 152 milyar ytl gibi bir rakam çıkmaktadır.
    bu faiz odemesi haricindeki giderdir.

    188,2 milyar ytl'lik gelirden bu 152 milyar ytl'lik faiz odemesi haricindeki gider çıktığında ise ortaya 36,2 milyar ytl'lik bir rakam yani "faiz dışı fazla" çıkmaktadır.

    insanlari kandırmanın, yalan soylemenin en pratik yoludur.

faiz dışı fazla hakkında bilgi verin