şükela:  tümü | bugün
  • gelmis gecmis en guzel arka kapak yazilarindan birine* sahip roman:
    "boyle olmasini istemezdim ama hep olurdu. dunyanin butun kizilderilileri yenilir, spartakus kaybeder, gun batarken sararir, kuslar doner, sadri alisik denilen hergele, her filminde aglardi. o agladikca ben de aglardim. nedenimi bilmez aglardim. agladikca sadri'ye kil kapar gicik olurdum. ucuncu sahis olarak kalisina, hep gidici kadinlari sevisine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi durusuna, sadri'nin bu mecburiyetlere, giden kisinin ozgurlugu olarak bakip, ona ihanet etmemek icin kendine ihanet edisine."
  • ilhami algör'ün bu kitabı, bazı şeylerin söylenmesi mi daha iyidir söylenmemesi mi üzerine. aslında çok şey hissedip "çıt" çıkarmamak üzerine. o beni anlar ama, ya anlamazsa üzerine. ve daha birçok şey üzerine.

    "bu ana kadar sessiz kalan, şehirden topladığı hikayeleri, akşamları eve, sevdiği kadına getiren sünepe hikaye kahramanım geldi ve, "abi" dedi, "beni bir yere gönderme, burada kalayım. yalnız bir ricam daha var."
    "söyle" dedim.
    "bir şekilde beni tel cambazı yap abi." dedi. "telin tam ortalarında bir yerde iken, nasıl yürüneceğini unutan bir cambaz olayım. orada öyle gece gündüz takılayım."
    "emin misin?"

    telin ortasında nasıl yürüneceğini unutan bir cambaz... uu beybi. şu lanet olası hayatımız daha iyi nasıl anlatılabilirdi ki?

    edit: filmini de çok beğendim. tel cambazına da yer vermişler. ben demiştim. ehe.
  • derya alabora sürprizi ile akıllara masumiyet'i getirmiş, gülümsetmiştir. hep derim, bir filmde bir orospu rolü varsa derya alabora oynamalı.
  • +çay içer misin
    -birini mi bekliyorsun?
    +her zaman yanımda fazladan bir bardak taşırım hayat bu ne olacağı belli olmaz
    +değişmişsin
    -nasıl değişmişim?
    +halin tavrın değişmiş ama iyi görünüyorsun
    -bunun için kendini tebrik edebilirsin
    -beni neden terkedip gittin müzeyyen?
    +elimde değildi kendime engel olamadım, ona aşıktım seni üzmek istemezdim ama kendimden de vazgeçemedim.
    -değdi mi peki
    +mesele bu değildi ki yaşamam gerekiyordu ve yaşadım ama biliyorsun işte bitiyor her şey en nihayetinde
    -bitiyor
    -çay için teşekkürler
    +gitme, lütfen lütfen...
    +diyelim ki gitmedim seninle beraber olmaya devam ettik ne değişecekti, ne yapacaktık?
    -sevişirdik
    +başka
    -sabahları beraber uyanırdık ben senden önce kalkardım senin uyuyuşunu izlerdim sonra sen uyanırdın, bana gülümserdin
    +sonra
    -sonra sabahları çayı tek şekerli içtiğini günün diğer saatlerinde şekersiz içtiğini biliyor olurdum. o ilk şekeri ben atardım çaya zarifçe eritişini izlerdim.
    +sonra
    -sonra en çok boynundan öpülmeyi sevdiğini biliyor olurdum
    +güzelmiş.
    -sonra dışarı çıkardık. dışarda yağmur yağıyor olurdu, biz şemsiyeyi almazdık. sırılsıklam olurdum sonra sen bana sokulurdun saçağın altına hiç girmezdik sonra sen üşütürdün ayakların buz gibi olurdu sonra ben sana en sevdiğin mavi çoraplarını getirirdim.
    -sonra bayramları babaannenin mezarını ziyaret etmeye giderdik
    +gider miydik gerçekten
    -giderdik. hayatta en sevdiğin kadın için ağlayışını izlerdim senin. hiçbir şey yapmazdım gözyaşını silmezdim teselli etmezdim orada öylece ağlayışını izlerdim senin. başka insanların mezarlarının arasında dolaşarak hayatın ne kadar şahane bi şey olduğunu düşünürdüm sonra sonra hiçbir şey yapamazdık öylece otururduk. çok bilinmeyenli bu sorunun yanıtını arardık. hayat bizi yalancı çıkarana dek bulduğumuz cevapları doğru sanırdık.
    +o zaman bi çay daha içelim mi?
    -daha fazla çay içmek istemiyorum ben.
  • müzeyyen'e bi türlü derdini annatamayan zira kendi de bilmeyen, bilse zaten dükkânı müzeyyen'e devredecek annatıcının ağzından yazılmış, ilhami algör romanı
  • galiba giden, hep kaybediyor, pişman oluyor zamanla. çünkü gidenin gitmesi sona ermiyor, gittiği yerden de başka bir yere gitme ihtiyacı hissediyor. her seferinde yeniden başlıyor. onun bir nedene ihtiyacı yok, hevesini alınca yoluna bakıyor, sonra bişeyleri özleyip tekrar yaşamak için dönmek istiyor
    kalan, neden gitti sorusunun cevabını araştırmanın anlamsızlığını kavradığı anda bitirmiş, çözmüş, huzura ermiş önündeki maçlara bakıyor.
    işte gidenin kaybettiği an tam da bu an...
  • "tütünümü, anahtarımı aldım, tam çıkıyorum bir şeyin eksik olduğunu, eksik olanın ruhum olduğunu fark ettim." cümlesiyle en iyi 'roman giriş cümlesi' dalında ödül almaya layık bir kitap...(keşke buna benzer bir ödül olsa!) böyle bir cümleyle başlayan kitabı bir an önce okuyup bitirmek için derin bir istek duyuyor insan. sonra da bir solukta okuyup bitiriveriyor tadı damağında kalarak.

    müzeyyen, bir ilhami algör romanı... ruhundaki eksiklikleri gören ama bu eksikliği dolduramayan insanların romanı... kimsenin anlamadığı derin tutkular yaşayan ve tutkusunu yalnızlığıyla harmanlayan insanların romanı... "söz gelimi testere ile kesseler sırıtan" insanların romanı... "film bitmiş de herkes salondan çıkarken, aklı son sahneye takılı kalmış, koltuğuna çakılı adamlar"ın romanı... durmadan "tel cambazının tel üstündeki durumu"nu anlatır şiiri hatırlayanların ve turgut uyar'a selam çakanların romanı... sonunda bitse ne olur, bitmese ne diyenlerin romanı... ve elbette benim romanım...

    "nereye gidiyorsun çocuk, dedim içimden, büyümeye mi?"
  • --- spoiler ---

    böyle bir kadın mı arıyordum acaba? hiçbir zamana ait değilmiş gibi duran, yetişecek hiçbir yeri yokmuş gibi kayıtsız yürüyen… pencereden giren sabah güneşlerine karşı birlikte uyanabileceğim… hem biraz sokulgan hem alıp başını giden… hem çapkın hem sadık…
    --- spoiler ---
  • "müzeyyen'deki tuhaflığın ne olduğunu sonunda anlamıştım.

    müzeyyen hiç flört etmiyordu. gözlerini kaçırmıyor, heyecanlanmıyor, dili sürçmüyor, dudaklarını ısırmıyor, kendinden bahsetme konusunda en küçük bir heves göstermiyordu.

    ya beni etkilemek gibi bir derdi yoktu yada beğenilmeye çok alışkındı."
  • fakat yine de bu hayatta kaybeden küçük insanlardan, türk filmlerinden, sigaradan, kahveden, sokak aralarından, ölü aşklardan bahseder. hepimizin içinde olan hepimiz kadar istanbul çocuğu olan duyguları başka bir sesle anlatır. derin tutkuların ölümü kitabın ilk baskısında arka kapaktaki "belki bitmemiştir" yazısının sonraki baskılarda "bitse ne olur bitmese ne" diye değişmesiyle resmiyet kazanmıştır.