şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: fakir baykurt)
  • fakirlik edebiyatı denilir daha çok. yoksulluktan ve peşinde getirdiği türlü adaletsizlikten bahsetmeyi ayıp sayan konformistlerce, uydurulmuş çirkin bir laf öbeğidir.
    çirkin çünkü, tüm sanatların ama özellikle de edebiyatın en büyük esinlerindendir yoksulluk. gazap üzümleri, sefiller, oliver twist fakirlik edebiyatıdır. rus edebiyatının hallice bir bölümü, james joyce, gabriel garcia marquez, jack london, kafka, beckett, borges, calvino fakirlikten beslenmiştir. bir savaşın, bir yolculuğun, bir arayışın, bir kurban edilişin öyküsünü yoksulluktan veya bir yoksunluktan bağımsız yazabilen beri gelsin. borges’in dediği gibi; artık kaderi tanrıların elinde çizilen kahramanların destanlarını yazmasak da, hikayelerin sayısı hala dörttür.
  • mantar gibi tureyen turkuculerin mahsun kirmizigul onderliginde sikca kullandigi halkimin en saf ve temiz duygusu olan zayiftan yana tavir alma ozelligini somurme amaci guden modern cagin voleyi vurma yontemi.
  • edebiyatla zerrece ilgisi olmayan bir durumu betimlemek için kullanılan ve dolayısıyla edebiyatı, edebiyatın sahip olduğu değerleri aşağılayan bir laf ola beri gele. bunu kullanmayı sevenler şunlara da bayıldı;
    (bkz: delikanlılığın kitabı)
    (bkz: felsefe yapma)
    (bkz: caz yapma)
  • aslında kendini acındırma sanatıdır. bir nevi kadere gem vurma oyunu diyebiliriz. özellikle hayattan beklentilerini alamamış kişiler tarafında bolca kullanılır. ben falanca yerden geldim , şu şartlarda büyüdüm, imkanlarım yoktu tarzı cümlelerle konuyu anlattağı kişiye kendini caktırmadan övmektedir aslında. bir bok olmuş gibi yada ileride bir bok olacakmış gibi cümleler katarak konuyu zenginleştirebilir hatta.

    türkiye'de yaşıyoruz ve neredeyse herkezin kendine göre bir fakir edebiyat cizmesi doğru. olan bir şey inkar edilmez ama her önüne gelenede anlatılmaz. kişi eğer güzel şeyler yapıp kayda değer yerlere gelebilmişse bunlarla övünmesi tabikide mantıklı birşeydir. mantıksız olan kendini çok daha fazla büyük yada başarılı gösterebilmek için , herkezin cektiği cilelere birazda abartı ekleyerek anlatılmasıdır.

    özellikle türkiye'de bazı sanatcılarda görülen bir kavramdır. inşaattan geldim, koyun güttüm, ayakkabı boyadım, su sattım tarzı acıklanası yalan yanlış öyküler cizilir. halbuki bu ülkede ne kadar çok insan zaten yapmaktadır bunları. ekonomik acıdan kalkınmamış bir ülkeyiz ve coğunluk olarak ağır şartlarda çalışmaktayız. stresli işler uzun mesailer. bir çok insanın işi zordur. en zoruda mutlu olmayı başarabilip , yakınmaktan kurtulmaktır, biraz pozitif olabilmektir. saygının bir çeşitide böyle kazanilır zaten.
  • bizansli retorikcilerin cogunun sikayeti.
  • bir de böyle bir sey var
    (bkz: garip akimi)
    (bkz: garipciler)
  • verilen isim geregi yoksul insanlara ozgu bir sitem sekli olmasi gerekirken, para icinde bildikleri tum yuzme sekillerini uygulama sanslari olan kisiler tarafindan kullanilan ama eskisi kadar prim yapamayan, hatta tiye alinan bir cesit ovunme sekli.
    arkadas toplantilarinda tesadufen boyle durumlarla karsilasidiginda 'kim daha fakirdi' geyiginin de tavana vurma musebbibidir ayni zamanda.
    -olum biz komsunun penceresinden sirayla dizi takip ederdik..
    -biz bir donem ablamla ayakkabisizliktan okula bile sirayla gittik...
    -o da bisey mi? ben mesela her yaz insaatta calistim ve ingilizce bilen tek amele bendim..hatta ayagima civi batinca oh my god diyordum.
    -peki sen kazandin.