şükela:  tümü | bugün
  • eğer ki falco şu gün falco olmuşsa almanca ingilizce karışık sözleriyle milletin gönlüne, kalbine taht kurup oturmuşsa hep bu albüm sayesindedir. sene 1986, falco bu albümün açılış parçası rock me amadeus'la ortalığı feci sallar. dahası da var vienna calling, jeanny hep bu albümdedir. rob ve ferdi bolland adlı iki elemanın büyük parmağı vardır bu albümde (bkz: gereksiz bilgi)
    her 80ler albümünde öyle veya böyle parçaları olan falco'yu sevelim koruyalım.
  • (bkz: falco gotz)
    (bkz: falconetti)
  • (bkz: anilar 9)
  • eylül 1984'te milos forman, amadeus filmini piyasaya sürdü ve wolfgang amadeus mozart'ın hayatını anlatan forman'ın filmi özellikle eleştirmenler tarafından büyük bir ilgiye mazhar oldu. 1985 yılında düzenlenen oscar törenlerinde amadeus 11 dalda aday olup, en iyi film oscar'ı dahil olmak üzere 8 oscar'ı evine götürerek sükse yaptı. film ile beraber mozart'ın müziği de bir anda popülerite kazandı. filmin soundtrack'i iyi bir satış rakamı kazanırken, bir grammy ödülüne layık görüldü. hatta 1985 yılında soundtrack'in ikincisi de yayınlandı. mozart, sadece müziği ile değil tarzı ile de dönemin sanatçılarına ilham veriyordu. mesala 1986'da elton john, senfoni orkestrası ile avustralya'yı turlarken mozart kılığına girmişti.

    amadeus'un dirilttiği tek avusturyalı müzisyen mozart değildi. viyana doğumlu johann hölzel, daha çocukluğundan itibaren kendini müziğe kaptırmıştı. 1980'lerin başında 23 yaşındayken eline bas gitarını alıp, avusturya barlarında sahne alan gruplara eşlik etmeye başladı. bunlardan en önemlisi avangart bir müzik yapan drahdiwaberl oldu. almanya ve avusturya'da ciddi bir kitlesi olan politik kabare tarzında performans gösteren bu grup, absürt ama eleştirel bir duruş gösteriyordu. hölzel, bu grupta sözlerine mizahı eklemeyi ve kalıpların dışına çıkmayı öğrendi. bir de elbette gece hayatının dibine vurmayı. bu günlerden birinde gruba bütün viyana'nın kokain kullandığını anlattığı ganz wien'i getirdi. bu şarkı hölzel'in ilk kez şarkı söylediği şarkı oldu ve bu esrarlı pop şarkısı hölzel'in sahne karizması ile birleşince onun müzik şirketleri tarafından ilgi çekmesine neden oldu. gelen solo albüm teklifini kabul eden hölzel, kayakçı falko weisspflog'tan esinlenerek kendine koyduğu falco lakabını sahne adı olarak kabullendi ve de 80'lerin cafcaflı popçu kıyafetlerini bir kenara atarak, takım elbiseli, daha ciddi ve cool bir imaja büründü.

    falco'nun macerası ganz wien'in solo versiyonu ve de der kommissar ile başladı. falco, der kommissar ile daha amerika'da bile yeni yeni bir kitle bulmaya başlayan hiphop'ı avrupa kıtasına getirdi. hem de bunu almanca yaptı. böylece pop, rock, hiphop, new wave'i karıştırarak kendi müziğini daha ilk albümünden yaratmayı başardı. tabii ki almanca rap diye bir şey o zaman pek yoktu. falco da ingilizce sözlü kaynaklardan besleniyordu. bu da onun, bu şarkıda sıkça araya ingilizce kelimeler ya da cümleler atmasına neden olmuştu. bunun bir getirisi şarkının amerika'da çok küçük olsa da bir ses getirmesi oldu. falco, mesajı almıştı. ganz wien'i de that scene adıyla yorumladı. falco, amerika'yı gözüne kestirmişti. ama şarkıcının ikinci albümü değil amerika, kendi ülkesi avusturya'da bile ses getirmedi. hızlı şöhretin ardından hızla dibe çakılmış olmanın yan etkisi falco'nun kendini alkole ve uyuşturucuya vermesi oldu. şöhreti kaldiramamiş bir şarkıcı olarak kaybolmasına ramak kalmıştı ki "amadeus" ile dünyanın gözü viyana'ya dönünce falco, mozart'ı bir "rockstar" olarak tasvir ettiği bir şarkı yazdı. doğru şarkı, doğru zamanda yazılmıştı. ama falco, fiziksel ve duygusal olarak bir albüm yapmak için hazır değildi. bu nedenle hollandalı müzisyenler bolland & bolland ile anlaşıldı. bolland & bolland, müziğe bir folk müzik ikilisi olarak başlamış ama 1980'lerde new wave yapmakta olan ve daha sonra status quo'nun dünya çapında bir hit yapacağı in the army now şarkısı ile avrupa'da tanınan iki müzisyendi. bolland'lar ve falco, oturup falco'nun üçüncü albümü falco 3'ı hazırladı. albüm, falco'nun en başarılı albümü olup, özellikle avrupa'da 1980'lerin pop müzik için kilometre taşı bir çalışma oldu.

    albüm, falco'nun en ünlü şarkısırock me amadeus ile açılıyor. albümde the gold mix adlı versiyon kullanılmış ama şarkının birden çok versiyonu var. mesela radyolarda çalan versiyon (ki the american mix diye geçer) kadın vokaller ile açılıyor ve şarkının genelinde de geri vokallerle, kemanlar ile, daha dolu bir düzenleme tercih edilmiş. albüm versiyonu ise daha düz bir pop müzik şarkısı. hatta temposu bir miktar düşük. ama iki versiyonu da çok hoş. şarkı, yukarıda da bahsettiğim gibi mozart'ın hayatını kısaca anlatırken onu bir rock star olarak gösteriyor. tabii ana dili almanca olmayan dinleyiciyi yakalamak için sıkça ingilizce kelimeler ve kalıplar kullanılmış. o yüzden her dinleyini kolayca yakalayabilecek bir şarkı. ama sözleri almanca olduğu için de çoğu insan için egzotik. ayrıca nakaratlardaki koro, şarkının sonundaki "key change" ile şarkının vites arttırması, sonlara doğru daha da artan geri vokaller ve falco'nun scat vokali derken inanılmaz bir şekilde görkemi artıyor şarkının. bugün artık çok bir şey ifade etmese de o dönem popüler olan filmin gazıyla şarkının her yerde çalması ve yine filmden etkilenen kitsch klibinin her yerde gösterilmesi zaten akılda kalıcı şarkının insanların kafasının içine kazinmasina neden oldu. almanca bir şarkının üç hafta boyunca billboard 100 listesinin bir numarasında yer alması ve ancak prince'in kiss'i ile indirilebilmesi çok acayip bir durum. ama bu şarkı gerçekten de kazandığı popülerliği çok hak eden bir şarkı.

    falco'nun amerika'yı fethetmesinden bahsettik. bu dönemde şarkıcının gözlemlediği "amerika vs. avusturya" durumu oldukça eğlenceli america'da anlatılmış. şarkının en önemli özelliği falco'nun şarkıyı viyana aksanında söylemesi. bu nedenle kulağa falco'nun diğer şarkılarından biraz daha farklı geliyor. bu aksanın kullanılması abd'de bir avusturyalı temasını güçlendirmek için olsa gerek. öte yandan şarkının altyapısında mızıkanın büyük bir yer tutması da bu zıtlığı daha da arttırıyor. sonlara doğru bir ara bir klasik müzik temasının çalması da aynı mantığın devamı. şarkıda abd'de bağra basılsa da kendini onlardan farklı hisseden falco'nun yanı sıra avusturya'ya giden bir amerikan turistin hep yanlış anlaşılmasını, hatta kaziklanmasini anlatıyor. müzik olarak da konu olarak da çok eğlenceli bir eser bu. insana pozitif bir enerji vermekte.

    falco, albüm boyunca dünyayı dolaşmaya devam ediyor. tango the night ile arjantin'e doğru yola çıkıyoruz. şarkı 80'lerin meşhur synthesizer'ları ile kaydedilmiş bir tango parodisi. sözleri de müziğin eğlencesini daha da arttırıyor. araya fransızca atılmış almanca kıtalar, ingilizce bir nakarat ile destekleniyor. bu nakarat da meşhur ispanyol nida "olé!" denerek bitiyor. nakarat çok akılda kalıcı olmakla birlikte, ingilizce olduğu için kendisine kolay eşlik ediliyor. kısa bir iyi zaman geçirme şarkısı olsa da aslında beste çok sağlam. daha ciddi bir düzenleme ile etkileyici bir latin amerika şarkısına dönebilirmiş. ama aşırılarda yaşamayı seven. falco'nun bu aklı bir karış havada, matrak yorumu apayrı bir eğlence.

    munich girls, aslındathe cars'ın 1984 tarihli looking for love adlı şarkısının bir yorumu. dönemin new wave sound'unu iyi temsil eden şarkıyı söyleyen the cars vokalisti ric ocasek'in vokal olarak falco'yu ne kadar etkilediğini şarkının orijinalini dinleyince anlayabiliyoruz. sözlere baktığımızda falco'nun münih gecelerinde tüm klası ile çapkınlık yaparken munihli kızları övdüğünü dinliyoruz. elbette bu şarkı da almanca ve ingilizce arasında gidip geliyor. tabii şarkının orijinali ingilizce olunca bazı deyişler direkt orijinalinden ödünç alınmış. albümde 80'ler müziğini en iyi temsil eden şarkı bu olabilir.

    ve geldik beni falco ile tanıştıran o sansayonel şarkıya: jeanny. hatta sanırım hayatımda duyduğum ilk almanca şarkı da buydu. nasıl da vurulmuştum ilk dinlediğimde. o girişteki muazzam piyano ve klavye melodisi, hala her dinlediğimde içime hüzün doldurur. falco'nun aslında şarkıyı soylemeyip onun yerine bir hikaye anlatması daha anlatılanı bile anlamazken içimi ürpertmişti. falco'nun nakarat girerken gerginliği arttırıp bağırması da tüyleri diken diken ediyor. buradaki "du dich? ich mich? oder, oder wir uns?" çok akılda kalıcı. kadın vokallerle güçlendirilmiş nakarat, çok duygulu ve etkileyici. şarkının sonlarına doğru giren "haberler" kısmı da o zamana dek başka bir şarkıda denk gelmediğim, halen güzelliğini yitirmeyen bir numara diyebiliriz. peki müzikal olarak duygu dolu bir aşk şarkısı olan "jeanny" gerçekte ne anlatıyordu? işte burası zurnanın zırt dediği yer çünkü şarkı ona saplantılı bir adam tarafından kaçırılmış ve 14 gündür rehin tutulan 19 yaşındaki jeanny'yi anlatıyor. şarkının sonunda yakalanacağını anlayınca bu sapığın kendini de jeanny'yi de öldüreceği ima ediliyor ama ucu açık bırakılmış. e konu böyle olunca da özellikle batı almanya'da birçok tv kanalı ve radyo istasyonu şarkıyı boykot etti. ama bu tabii ki ters teperek, falco'nun popüleritesinin artmasına neden oldu. bir sonraki albümde falco, coming home adı altında jeanny'nin ikinci bölümünü yayınladı. bu şarkı da bence ilki kadar duygulu olmasa da kaliteli bir eser. daha sonra jeanny 3 olduğu iddia edilen üç tane şarkı farklı zamanlarda yayınlansa da bunların plak şirketleri ve falco fan'larinin spekülasyonlarından ibaret olduğunu söylemek mümkün.

    albümün bir başka hiti ise vienna calling. acayip eğlenceli bir pop şarkısı bu. nakaratı, albümün genelinde olduğu gibi çok akılda kalıcı. sadece falco'nun enerjik vokali değil, hunharca kullanılan geri vokaller ile dolu dolu bir şarkı bu. onun dışında şarkının girişindeki klasik müzik teması, flüt solosu, sonlara doğru giren elektro gitar ile müzikal anlamda da oldukça baharatladirilmiş ama falco'ya çok yakışan bir durum ortaya çıkmış. söz olarak yine dünyanın farklı farklı bölgelerine göndermeler yapılıp, falco'nun kalbinde viyana olduğu anlatılıyor. falco'nun içindeki sevgi ihtiyacı, viyana'nın ağzından dillendiriliyor. bence hit bir pop şarkısının içermesi gereken her şey var bu şarkıda. belki "rock me amadeus" sonrası amerika'da ses getiremedi (gerçi yine de listelerde 18 numaraya kadar çıktı) ama benim için falco denince akla gelen ilk şarkılardan biri.

    albümün sonlarına yaklaşıyoruz ama falco'nun enerjisi pek bitecek gibi değil. männer des westens, tam bir klasik falco şarkısı. oldukça dinamik bir sound. altta hafiften verilen elektro gitar ile bir miktar rock sound'u içeriyor ama şarkının ana melodisini üflemeliler ile vermeyi tercih etmişler. çok akılda kalıcı bir nakarat. kıtalarda falco'nun ses oyunları ile bezeli bir hiphop performansı. şarkının en çok dikkat çeken yönü ise neredeyse tamamen ingilizce olması. "batının erkekleri"ni anlatan şarkının ingilizce olması çok şaşırtıcı değil. batılı erkeklerden örnekler verilmiş ama bu örnekler belli bir tip erkeği anlatmak yerine daha çok cool duyulan isimlerden oluşmakta. "any kind of land" olarak da bilinen bu şarkı albümün en eğlenceli şarkılarından.

    bir önceki şarkının çoğu ingilizce'yken, albümün sonraki iki şarkısı tamamen ingilizce. bunlardan ilki nothin' sweeter than arabia. bir önceki şarkı yüzünü batıya dönmüşken, bu şarkı ise doğuyu oldukça oryantalist bir bakış açısından anlatıyor. benim için tutmamış bir deneme bu. falco, bildiğimizden çok daha farklı bir vokal performansı denemiş. ama falco değil de başka biri söylüyor gibi duyuluyor. gereğinden fazla tiyatral. geri vokaller de yardımcı olmuyor. şarkı albüm boyunca ara ara kafasını uzatan klasik müzikten bir motif ile başlıyor. ama bu bölüm geri kalan beste ile tutarsız çünkü şarkının devamı sözlerine uygun olarak doğu melodileri içeriyor. ama bu melodiler 80'lerin ucuz klavye numaralarında kayboluyor. zaten çok güzel olmayan şarkıyı bir de çok uzun tutmuşlar.

    macho macho, dönemin post-punk şarkılarından biri gibi gitar rifi ile açılıyor ama şarkı ilerledikçe klasik bir 80'ler pop şarkısına dönüyor. bu şarkıda da bir oncekinde söylediğim şeylere şahit oluyoruz. maalesef falco'ya tamamen ingilizce yakışmıyor. almanca söylerken yaptığı ses oyunları bu şarkıda oturmamakta. şarkının sözleri de şarkının kalitesini daha da aşağıya çekiyor. mesela "bak dinle, ben öfkeli bir oğlan değilim ama sen benim kadınıma dokundun ve o benim en sevdiğim oyuncağım ve sen bir maçosun". falco'nun kendi ana dilinden ayrıldığı zaman ne kadar zorlandığını çok iyi gösteren bir eser bu. bir kez dinledikten sonra akılda kalmayan ve bir daha dinlemek için kimsenin can atmayacağı bir şarkı olduğunu düşünüyorum.

    albümün kapanışı bir bob dylan cover'ı it's all over now, baby blue ile yapılmakta. dylan, falco'nun tarzını, şarkılarını,beğenilerini göz önüne aldığımızda oldukça şaşırtıcı bir tercih. orijinal şarkı, dylan'ın 1965'te çıkardığı bringing it all back home albümünü kapayan, mızıka, akustik gitar ve bas gitar üçlüsü ile çalınan çok sakin, çok folk bir ayrılık şarkısı. falco ise bu şarkıyı alıp bir caz şarkısı haline getirmiş. ne dylan'ın orijinaline benziyor, ne de albümün geri kalanına. falco, şarkıya almanca eklemeler yaparak kendi şarkılarına benzetmekten geri kalmamış. bir otel barında şarkıyı hafif sarhoş yorumlayan bir şarkıcı dinliyoruz gibi geliyor. şarkının sonuna ekledikleri bardak çarpmalar ve "a couple of drinks more please" cümlesi de bu imajın yaratılmasına katkıda bulunuyor. cover olarak çok başarılı değil ama hem farklı bir yorum getirmeyi başardığı için falco'yu takdir ediyorum, hem de falco'nun karakterine bu tarz bir yorum yakışıyor.

    falco 3, adına uygun olarak, amerika albüm listelerinde 3. sıraya kadar çıkarak arnold schwarzenegger'dan sonra amerika'yı sallayan ikinci avusturyalı oldu. işin ilginci, aynı dönemde avusturyalı rock grubu opus da live is life ile amerika listelerinde 32. sıraya yükselmeyi başarmıştı (bu arada falco ve opus'un beraber çaldığı bir rock me amadeus yorumu var ki muazzam). yani 80'ler abd'sinde kısa süreli bir avusturya fırtınası esti. ama fırtına schwarzenegger dışında devam etmedi. falco bir sonraki albümüemotional ile almanca konuşulan ülkeler dışında büyük bir ses getirmedi. zaman içinde de popüleritesi kaybolurken, kendini zaten bağımlısı olduğu uyuşturucuya iyiden iyiye kaptırdı. dominik cumhuriyeti'ne yerleşmesi sorunlarından uzaklaşmasına neden olmadı. daha önceki çalışmalarına kıyasla daha ciddi ve karanlık olan out of the dark albümü üstünde çalışırken, alkollü bir şekilde bir gece kulübünden arabayla ana yola çıkarken bir otobüse çarparak hayatını kaybetti. sadece 40 yaşındaydı. geride karizmatik bir imaj ve eğlenceli şarkılar bıraktı. falco 3 de bunların en iyilerini içinde barındırıyordu.

    4/5 verdim gitti
    albümü en iyi anlatan şarkılar: rock me amadeus, männer des westens, macho macho