1. aşağıdaki gazeli yazmış olan şair.

    her doğan ölüyor benim için mi bozacak tanrı kaidesini
    ama her ölümlü duymuyor bir dem olsun ne yazık sesini

    güya bir solukta iyileştirmişler hastaları oku da inanma
    inanma ben de inanmam hiçbiri duymadı ki senin nefesini

    mağmanın soğumasından biliyorlar toprağı ve hayatı
    açıp da görmediler duyup da bilmediler ki göğüs kafesini

    hartaları yalancı, sanıyorlar ki maviler nehirdir yeşiller orman
    orman sözlerindir nehir aklındır bir ben biliyorum o güneş ülkesini

    koca tanrı yaptı da yoruldu altı günde önce gök sonra yer
    yedinci günde sen doğdun hadi çözsünler bu mısraın bilmecesini

    nereye gider ruhları son anlarında dönerler mi hep dönülen yere
    senin etrafında toplanırlar seni severler bilmeseler de elest meclisini

    bilmem ne zaman fethettiler peyk-i arzı hangi yıldızlara gittiler
    ama bilirim ki hiçbiri görmedi kâinatın sana sakladığı busesini

    sen bildin sen ol dedin sen yaptın seninle başladı seninle bitecek
    madem ki görünsün istedin güzelliğin, o hatırlatır, sen de unutma farisini
  2. zamanında kıymetini pek bilemediğim ;bunun için de üzgün olduğum fen bilimleri hocası.çok mütevazi bir adamdır.
  3. özgür edebiyat dergisi, mayıs-haziran 2011 sayısında da yayınlanan hep aynı şarkı şiiri

    "gencecik sevinçler öğrenirdik altını çizerken satırların, eskidendi
    hatırlıyorum göğsümüzü sıkıştıran sözler verdiğimizi
    doğu ekspresi’nden koşarak inen sevdalı yolcuları
    hiç begonvil görmemiş dağ çocuklarının çiçek kokusunu
    hatırlıyorum

    patikalarda acemi taşra yolcularıyla konuşurduk bazen
    sütunlu şehirleri anlatırdık denizden uzakta kalanlara
    yaraların iyileşmek için irin bağladığını zannettik
    ıssız otel odaları ışıyacak gibi olurdu, sarılırdık
    hatırlıyorum

    sessiz rakı içerdik, konuşunca dağılırdı kadehin buğusu
    şarkılar tükenir ağır ağır dönerdi hasredimiz pikapta
    açık penceremizden görünürdü saferan renkli yağmurlar
    yaralı dostların haberleri gelirdi, anlardık yaklaştığını ölümün
    hatırlıyorum

    şehir bir pusuydu, tedirgindik, telaşsızdı saatin sesi
    boş sokaklar, siren sesleri, apansız çalan gece telefonları…
    kapımız her vurulduğunda sessizce vedalaşırdık
    kemerlerimizde ağırlığı kıvıldardı çelikten umudumuzun
    hatırlıyorum

    hüzne kahkahayı verdik, sevince gözyaşını dönendi devran
    göğün laciverdi tetikteyken sular kanadı, berraklaştı yaralar
    kitaplar yere düştü, kelimeler kirlendi, açık kaldı evimizin kapısı
    çiğnendi firketeler ve daktilo şiirler ve te cetveli ve gizli oyuncaklar
    hatırlıyorum

    ve fakat yırtılan afişlerin altından göründü beton duvar
    anlamıyorsun artık, dilimde babil’den beri hep aynı şarkı var
    hatıralar kandan kara üzülmüyorum, özlüyorum belki
    belki yeniden bulacağız o sesi, öğreneceğiz kaybolmuş lisanı
    bilmiyorum

    hatırlıyorum eskidendi, ak begonviller takardın saçlarına
    şefkatin halk çocuklarına yaraşırdı, acının sularında yunmadan önce
    yılmadan önce sevdanın ve devrimin hesapsız şiddetinden
    hatırlıyorum ışıyacaktı neredeyse sokaklar patikalar fabrika önleri"

    şeklinde olan şair.
  4. fen bilimlerinin beşiktaş şubesinde çalışmakta olan çok bilgili bir o kadar mütevazi edebiyat öğretmenidir. kendisi çok kültürlüdür ayrıca da dünyanın pek çok ülkesini gezmiştir (bkz: küba) konuşmasıyla, hareketleriyle kendine özgü bir kimlik oluşturmuş ve öğrencilerin sevgisini kazanmıştır. ayrıca şiir yazmaktadır ve sağırlar için yapılan bir seslendirme etkinliğinde kitap okumuştur.
  5. antakya'da doğmuştur. babası züheyir bey; annesi yüksel hanım'dır. çocukluğu, antakya ve iskenderun'da geçmiştir. üniversiteyi bazı nedenlerden ötürü bırakıp hollanda'ya gitmiştir. bir süre sonra dönüp edebiyat alanında eğitim almıştır. eskişehir porsuk nehri kıyısında edebiyat dergileri satarken görüldüğü vaki olmuştur.
  6. yedinci gece şiiri için:

    yedi gece boyunca aynı rüyada yaşadın, dedi habib neccar. ve öğrendin
    şerh etmeyi günün karanlığında. sol elinde kendi başını tutuyordu ve
    seslendi. ey kaşşaşın sözlerine yemin edenler, ben cüllahın tezgâhına ve
    kazzazın ipeğine yemin ediyorum. silpius’ta kalan bedenime susmuşların
    kabirlerinden kabir seçme. ve korkma hakikatin beyanından. ölüm
    çanaklarımızda buhur gibi dağılır ve yürür ismimiz asırlar boyu.

    sayıklayan mağlubiyetin gözlerine bakakalmasın gençliğin. doğulu
    gözlerinde ve güneyli bakışlarında yeşermesin çürümüş korkular. vakit
    dardır. kurur habil’in kanı unutmak üzereysen. insana gün ver günler ver,
    zeytine el ver eller ver, gerçeğe dil ver diller ver.. taş avlun solar düşmüşü
    kaldırmazsan, ekmek çürür çalışmazsan. dirilsin çelik hıncınla ve haram
    olsun uykular mazluma musallat olanlara.

    sen unutma, kan da bilsin kendi rengini.