şükela:  tümü | bugün
  • modern zaman şehir insanının hatası.
    canı sıkılıyor bu insanın, farklı olmak istiyor,
    (aslında zaten farklı ki herkes birbirinden)
    sonra biçimine yansıtıyor bunu;
    tavırlarına, giyimine...
    eee ne oluyor?
    onun gibi düşünmüş başkaları da, özgün düşünememiş bizimki yine.
    nasıl düşünsün ki, aynı tv aynı hava aynı tava...
    biçimsel farklılığı evet bir yere kadar yapıyor(süper).
    sonra kendine benzeyenlerle kendine göre bir elit yaratıyor
    (oh yalnızlıktan da kurtuldu)
    ama içindeki sıkıntısı bitmiyor
    çünkü farklı olmayı istiyordu
    olamadı.

    bu sebepten tarih tekerrür ediyor. gerçekten farklı bir şey olunca ancak devrim oluyor.
  • herkes gibi olmamak ya da girdigi ortamda "ay ne farklısın"ı duymak steyen insan modelinin uygulamaya calistigi durum. farklı olmak namına, kendindeki pek çok şeyi değiştirmeye yonelik eyleme giren kişi, aslında bu değşiklikleri de bir yerlerden, birilerinden, bilinçaltına itilmiş bir kitap ya da filmden...vs esinlenerek uygulamaya calismaktadir ki, zaten o zaman da bu esinlenilen seylerle aynilastiginin farkinda degildir o an. karsisina kendinin aynisi ciktiginda da tekrar bir farklilasmaya gitmek ister ve sonunda yine eski kendine doner ister istemez...

    (bkz: kısır döngü)
  • söyleyecek daha çok şey var bu konuda.
    adam, adı osman olsun, kendini farklı hissediyor. sonra o farklılığını anlayabilen birileriyle tanışıyor, ki onların anlayabileceğini de onların da mor bere takmasından çıkarsamış. ve bunlar böyle böyle bir grup oluyorlar farklılığı savunan. ama içlerine kendilerinden farklı kimseyi almıyorlar. osman'ın içindeki sıkıntı hiç geçmiyor, çünkü öncelikle kendinin sıradan biri olduğunu farketmek aşaması var önünde. herkesle ortak yönlerinin farkına varmadan ulaşamaz ki özgünlüğüne(ah osman). ama osman küçümsemeyi sürdürüyor kendi gibi olmayan sıradan insanları, ötekileştirmediği insanlardan da sıkılıyor. peki osman nasıl kurtulur?
    "ben farklıyım" kibrini yenerek.
  • "hipermarketlerdeki parfümleri üstlerine boşaltan çapulcular, sübyancı berberler, arka koltuk müptelası liseli kızlar, farklı olmak uğruna aynı marka ayakkabılarla ortalarda gezen caddenin tikky çocukları, birbirinden farklı yüzlerce karakter, figüran, dublör belki de. ama hepsini ortak noktada toplayan bir payda var: kahraman olma arzusu."

    büyük patron
  • umut sarıkaya'nın hammadde olarak kullandığı insanların yönelimi.
  • gözlerinin etrafını simsiyah boyayıp simsiyah giyinen küçücük kızlar... sürüden ayrı olmayı isteyip başka bir sürü oluşturanlar...
  • (bkz: ugg)
  • bu güne kadar hakkında bu kadar laf edip de tek kelime yazmamış olmak bir yana dursun, çok doğru bir tespittir.

    sebebi, farklı olmaya çalışan ama olamayan arkadaşlarımızın, farklı olma arayışını standart - seri üretim ürünler ile sürdürmelerinden olur. evet, sen de, şile bezi pantolon giyen rastalı arkadaşım.

    vücut modifikasyonları zaten saçla oyna, dövme yaptır, piercingten burnuna abide dik, farklı olabilecek şeyler değiller. çünkü, motiftir neticede.. ne kadar farklı da olsa metod aynı.

    ha diyeceksin ki kaç milyon insan var, nasıl farklı olucam.

    git annenin elini öp, hayır duasını al. onun için herkesten farklısın, bunun kıymetini bil, keyfini sür..
  • kendisinin kim oldugnu bilmeyen, tek basina kalmayi beceremeyen insanlar toplulugudur. dusunmekten ve yaratmaktan cok, izlemeyi ve konusmayi severler. bicimci olanlarin sevdikleri dedikodu programlari ve populer basin, kendini biraz daha entellektuel gorenlerin de sevdikleri tartisma programlaridir. bicimci olanlar daha eglenceliyken, bilgili oldugunu dusunenler gayet sikicidir.
  • insanların farklı olup diğerlerinden sıyrılarak "özel" olma isteğini gerçekleştirmek istemesi insani bir durum. {7,6 milyar - 1} tane insanla aynı olmak üzücü geliyor kulağa. diğerlerinden hiç de farklı olmadığımı fark ettiğim zaman yaşadığım hayalkırıklığı oldukça büyüktü. diğerlerinden neden farklı olmak istediğim üzerine düşünüp belirgin bir sonuca ulaşamamıştım o zamanlar. beni diğerlerinden farklı kılacak bir güzelliğe, üstün bir yeteneğe ya da dehaya da sahip değildim. sonra bir şey yapmadım. daha doğrusu, en iyi yaptığım şeye, neysem o olmaya devam ettim. söylemek istediğim şey başka ama.

    beni diğerlerinden farklı kılacak bir güzelliğe, üstün bir yeteneğe ya da dehaya sahip olmadığımı söyledim ya, insanların da pek çoğu bu durumda olduğu için tam bu noktada bir yol izliyorlar: farklı görünmeye çalışıyorlar; çünkü farklı görünenler dikkat çekiyor.

    saçların maviye, mora ya da yeşile boyandığı, yüzün makyajla sıvandığı, tüm vücudun dövmelerle kaplandığı ve piercing ile dolduğu, değişik değişik giysilerin birlikte kullanıldığı ve tüm bunların sosyal medyada her gün paylaşıldığı bir çağdayız. tüm bunların eskiye göre daha fazla kabul gördüğü için yaygınlaşabildiğini kabul ediyorum; ama insanların kendilerini yalnızca böylesi maddi şeylerle ifade edebiliyor olmasına kafam takılıyor. bu bana lisede üniforma giymek istemeyip öğretmenlerle her gün "üniforma bizi tektipleştiriyor; kendimizi ifade edemiyoruz" diye tartışan okul arkadaşlarımı anımsatıyor. bunu o zaman da anlamıyordum; şimdi de anlamıyorum. "kendini ifade etmene okul eteği nasıl engel oluyor?" diye sormuştum şikayet eden arkadaşlarımdan birine. yüzüme bakakalmıştı.

    diğerlerinden sıyrılacak bir görüntüye sahip olmak demek, ilginin üzerine kayması da demek olduğu için farklı görünme çabası bana ilgi çekme çabası gibi görünüyor dürüst olmak gerekirse. bir insanın kendisini makyajla nasıl ifade edebildiğine çok anlam veremiyorum; çünkü birinin kendisini makyaj, yeşil saç, topuklu ayakkabı gibi maddi şeylere indirgiyor olmasına anlam veremiyorum. gerçi ben kendini ifade etmek denildiğinde aklındaki düşüncelerini, beyninde dönüp duran fikirlerini ve yüreğinden geçen duygularını ifade etmeyi anlıyorum. oysa kimse benimle aynı düşünmek zorunda değil.

    kendimizi daha iyi hissetmek için dış görünüşümüze yatırım yapmayı elbette destekliyorum. güzel giyinmek, saçları özenle taramış olmak bizi güzel gösterir; ama onlar olmadan da biz, biziz işte. değil miyiz?

    her ne modaysa onu alıp giyen, dinleyen, okuyan, kullanan ve kendini ifade etmek için maddi şeylere gereksinim duyan insanların diğerlerinden farklı olma yarışı içinde olduğu tuhaf bir dönemdeyiz. farklı olmak hiç bu kadar sıradan olmamıştı.