şükela:  tümü | bugün
  • karen barkey'in `empire of differance, the ottomans in comparative perspective` adlı eserinin türkçe cevirideki üst başlığı. karşılaştırmalı tarih perspektifinden osmanlıları inceliyor.
  • aşağıdaki saptamaların yapıldığı kitaptır

    - fetihten sonra 2. mehmet halefi olduğu roma- bizans kültürü ve devlet yapısını yok etmeyip kendi geleneksel yapısıyla sentezleme yoluna gitti.
    paralel bir rakip oluşturacak her tür aristokrat sınıfı daha işin başında yok etti. yazar, roma'yı roma yapan augustus u örnek veriyor. mehmet'in onu örnek aldığını söylüyor. augustus roma'yı, tüm grup ve elitlerin üzerinde konumlandırmış, kurucu ve güçlü bir figürdü. fatih sultan mehmet de aynı yolu yürüdü. her şeyin üzerinde devlet aygıtının olduğunu gösteren bir mekanizma yarattı. türkmen aileleri kaybedenler tarafında yer aldı. muhtemel güç odakları ezildi. merkezkaç kuvvetlere baskı uygulandı. yabancı aristokrasilerden ve balkan köylerinden gelen yeni bir sınıf sultanın seçkin kulları olarak güçlerini pekiştirdiler.

    - islam'ın getirdiği faiz yasağına rağmen, imparatorlukta kredi kurumlarının dikkat çekici bir gelişme göstermiştir. yazar, geleneksel tarihçilerin narh ( tavan fiyat ) uygulamasının geçerliliğini tartışıp, bunun sadece krizlerde ve olağanüstü dönemlerde uygulandığını bizim bir tarhçimiz şevket pamuk tan alıntı yaparak temellendiriyor.

    - imparatorluktan ziyade yöneticiye odaklanma durumunun bir bakıma diğer emperyal yapılardan osmanlıyı farklılaştırmıştır. meşruyiyet meselesine osmanlılar güçlü bir adalet vurgusu anlayışı ile cevap vermişlerdir. adalet çemberi devlet ile milletin arasındaki meşruiyet biçimini temellendirmesi bakımından önemlidir. (bkz: daire-i adalet)

    - mehmet'in yaptırdığı sekiz medrese ve bir cami, devletin dini avuçlarına almasının sembolü olmuştur. çok uzun bir tartışmanın özeti de budur. osmanlılar ustalıklı bir biçimde dini söylemi kendi meşruiyetleri için kullanmıştır. şeyhülislamlık makamı da sembolik olarak sultanın denetleyicisi, şeriatın en tepedeki yetkili sözcüsü olsa da aslında devletin ve sultanın elinde bir başka araç durumundaydı.

    -seküler otorite ile dini otorite sultanın kişiliğinde birleşmiştir.

    - peki osmanlı devleti neden yabancılara gösterdiği 'hoşgörü'yü kendi dindaşlarına göstermedi? esasında osmanlı devleti eklektik bir dinsel yapıya sahipti.
    imparatorluk saplantı derecesinde 'düzen' fikriyle örtüştü. bu düzen, aslında osmanlı merkezi yapısına gösterilen her türlü tepkiyi yok etmenin siyasal söylemidir.

    celali kavramı yaygın ve uzun süren savaşların doğal sonucuydu. celaliler ve kızılbaşlık yazara göre aynileştirilemez. celali kavramının bir ideolojisi yoktur ve zaten çoğu zaman çete yöneticileri osmanlı bürokrasisi tarafından satın alınmıştır. paşa olarak atanmışlar ya da ezilmişlerdir

    - oysa dinsel motifli türkmen ayaklanmaları ideolojisi olan hareketlerdir. safevi rakip oluşumu osmanlıyı giderek katı bir sünni yoruma yönlendirmiştir. sultan selim bu konuda en sert tedbirleri alan sultandır.

    - osmanlı imparatorluğu heteredoks tartışmaları genel olarak sert bir biçimde ezmiştir. gerek anadolu'da gerekse de istanbul'daki bazı büyük simalar idam edilmiştir. tartışma için: (bkz: osmanlı toplumunda zındıklar ve mülhidler)

    - yazar, 1633 ve 1699 arasında fırtına gibi esen, çoğu zaman sultanların elinde kullanışlı bir idolojik araç haline gelen kadızadileler hareketini ultra ortodoksi diye tanımlar.

    - kitapta ilgimi çeken ilginç bir konu da devşirme sistemi bittikten sonra saray, elit bulma mekanizmasını nasıl çalıştırdı, sorusuna verilen cevapta yatıyor.
    bu dönem 18. yüzyılda başlıyor ve paşa kapılarının nasıl bir yükselme ve merkezi güce paralel bir yapı haline geldiğini anlatıyor. dini müessese olan ilmiye de güçlü ulema kapılarında kendilerine yer edindiler. ulema bu dönemde gerçekten güçlenmiştir.

    ....
  • karen barkey bu sıkıcı ve gereksiz uzunluktaki kitabının sonunda devletin, kurucu ve meşrulaştırıcı paradigmasının aşındığını, bu yüzden de tanzimat la yeni bir meşruiyet zemininin arandığını söylüyor. bu zemin çok etnili bir devlet anlayışı, yani osmanlıcılıktı. ancak tanzimatçıların fazla liberal ve zamansız olduğunu, ulusların buluğ çağına girdiği ve milliyetçilik dalgasının yayıldığı bir zamanda işe yaramadığını belirtiyor.

    abdülhamit'in bu meşruiyet paradigmasına islamın siyasallaşması teorisi getirdiğini yazıyor. islam'ı halkı birleştiren bir modern ideoloji olarak nasıl kullandığını, nispeten bunu başardığını ancak müslümanların gelecekleriyle ilgili korkularını, kuşkularını ve güvensizliklerini artırdığını ifade ediyor. bu arada sonraki gelişecek dinler arasındaki gerilimin de bu yüzden daha da sertleştiğini ekliyor.

    abdülhamit'in islami bir dünya tasavvuru esasında dinin teokratik yapısını dışta tutan son derece modernist bir tavırdı. 31 yıl boyunca buna uğraştı. islamın siyasette bu denli kullanılabilen bir enstrüman oluşunu bu herife borçluyuz.
    boşuna akp dizisini çekmiyor.

    sonunda jöntürkler giriyor sahneye. osmanlıcılığın ve islamclığın nasıl çuvalladığını görüyorlar. kendileri de bir kaosun içinde yaşıyorlar zaten ve onlar da en nihayetinde cumhuriyeti mayalıyor.

    yordu beni bu kitap...