şükela:  tümü | bugün
597 entry daha
  • öncelikle belirteyim ki, solcuların veya sola ucundan kıyısından bulaşmışların faşizm hakkında yaptıkları tüm tanımlar, yorumlar geçersizdir. zira onların bu konuda objektif olmasına imkan ve ihtimal yoktur. faşizm onlar için ideolojik düşman formunda ön tanımlı olarak gelir.

    batı avrupa'da sanayileşme süreci ile beraber köylüler yoğun olarak şehirlere hücum etmişti. eski köylü yeni şehirli bu kitleye biz kısaca lümpen diyoruz. lümpenler ne köylüdürler, ne de kentli; onlar ara türdürler.

    büyük sosyolojik değişimler sancısız gerçekleşmez. mutlaka bu dönüşüm esnasında birileri ağır bedeller öderler. batı avrupa'da bu bedeli ödeyenler ve acı çekenler lümpenler olmuştur. bu da onlarda tepkisel bir enerjinin birikmesine yol açmıştır. zaten köylü oldukları dönemde dahi soylulara karşı aynı türden hislere aşina idiler. ancak köylüler apolitik bir sınıf oldukları için ellerinden pek bir şey gelmemişti. münferit isyanlar da çabucak ve oldukça kanlı bir biçimde bastırılmıştı.

    ancak artık durum farklı idi ve köylüler şehirlere inip lümpen sınıfı oluşturmuşlar ve kesif bir kitle hükmünü alarak politikleşmişlerdi. onların siyasi temsili için gereken ideoloji nihayet üretildi. kolayca tahmin edebileceğiniz üzere bu ideoloji, "sosyalizm" idi.

    her ideolojinin olduğu gibi sosyalizmin oldukça hastalıklı ve ifrat versiyonları da ortaya çıktı. sosyalizmin ütopik olması pratikte kurulu düzenle çatışmaya girmediği sürece sorun değildi. bu sebeple demokratik sosyalizm, düzen sahiplerince nispeten kabul edilebilir gözükürken, ihtilalci sosyalizm ve bolşevikliğin asla kabul görmesi söz konusu olamazdı.

    şimdi düşünün! birileri çıkıyor ve tüm kodamanların iktidarına, mallarına el koymaktan bahsediyor ve bunun için silaha sarılıyorlar. düzen sahiplerinin buna kayıtsız kalması mümkün müdür? normalde ifrat yorumlar marjinal kalmaya mahkumdurlar hep. ancak birinci dünya savaşı işin rengini değiştirmiştir.

    sanayileşme sürecinin belli bir aşamasında ulus devletler ortaya çıkar. milliyet esaslı bu yapılanmanın altında kapitalizmin gelişmesi için gerekli belli pazar büyüklüğüne ulaşma ihtiyacı yatar. kentlerde yoğunlaşmış kitleler, ulus devletlerin kurulmasını, ortak normlara girmesini ve homojen bir pazar oluşturmasını kolaylaştırır. milliyetçilik ideolojisi de işte bu noktada varlık sahasına çıkar. evet, ulus devletler milli ölçekte sanayileşmeyi hızlandırır ve teşvik eder. ancak bir noktadan sonra diğer ulus devletler ile pazar kavgasına girilmesi kaçınılmaz olacaktır. milliyetçi ideoloji burada devreye girip kilitlenmiş olan çatışmayı askeri güçle aşmanın yolunu döşer. rakip ulus devlete boyun eğdirmek için savaşacaksanız ama bunu meşrulaştıracak sebep lazım. yoksa kitlenizi adam ödürmek için mobilize edemezsiniz. "o pis bir fransız'dır, o pis bir alman'dır vs..."

    bilindiği üzere, 1. dünya savaşının asıl sebebi milli devletlerin sanayi üretimleri için girdikleri pazar kavgasıdır. milliyetçilik ideolojisi de kavganın psikolojik altyapısını ve meşruiyetini temin eder. lakin, birinci dünya savaşının tarihte görülmemiş bir şekilde kitlesel katliamlara yol açması kurulu düzenleri oldukça sarsmış ve halkta büyük tepkilere yol açmıştır. sosyalizm bu hengamede kendine yol bulmuş ve normalde asla elde edemeyeceği başarılara imza atmıştır. ancak bir müddet sonra yaralarını saran kurulu düzenler sol ideolojilere tepki vermeye başlamıştır.

    işte faşizm budur. kurulu düzenlerin sosyalizme verdiği tepki, nefs-i müdafaa ve karşı durabilmek için büründükleri geçici bir yüzdür. sosyalizmi ezebilmek için onun silahıyla silahlanmışlar, sosyalizmi her yönde taklit etmişler ve tıpkı onlar gibi kitlesel propagandaya, sokak hakimiyetine önem vermişlerdir. siyasi tasfiye operasyonları pis iştir. bu pis işleri yapacak bir takım psikopatların istihdam edilmesi de elbette söz konusudur. ancak bu psikopatlar, solcuların iddialarının aksine, faşizmin ana karakteristiğini temsil etmezler.

    eski roma'da senato, idari işlerin yürütülmesi için iki tane konsül seçerdi. bunlar devleti idare ederlerdi. ancak olağanüstü durumlarda geçici bir süre için bir tane diktatör atanırdı. kriz aşılınca tekrar eski düzene dönülürdü. demem o ki, roma'daki diktatörlük kurumunun modern çağlardaki karşılığıdır faşizm.