şükela:  tümü | bugün
  • fay grim, evet evet fay grim. sivri dilli, nemfomanyak bir hal hartley karakteri demek yetmez artık çünkü aynı zamanda yeni bir hartley filmi, henry fool'un devamı. ilk kez eylülde toronto film festivalinde gösterilecek. fay'in henry'yi aramak için avrupa'da çıktığı yolculuk (paris, berlin ve istanbul!) üzerineymiş. her ne kadar henry fool'un muğlak sonunu sevsem de, hartley'nin no such thing ve the girl from monday sonrası bildik bir alana dönmesi sevindirici. hartley'nin şirketi possible films'in web sitesindeki filmle ilgili bilgi şöyle:

    fay grim
    a new film written and directed by hal hartley

    fay grim is a single mom from woodside, queens, new york, manically preoccupied with raising her 14 year old son, ned, so he won’t grow up to be like his father.

    his father, henry, is missing.

    seven years earlier, he accidentally killed a vicious neighbor and fled – never to be seen or heard from again.

    fay’s brother, simon, is a popularly vilified and world famous poet (formerly a garbage man) serving ten years in prison for aiding and abetting henry’s escape. in the quiet of his cell, simon has had time to think about the tumultuous years of henry’s presence amongst them – chronicled earlier in the film henry fool (1997).

    simon has come to suspect that henry was not the ego-maniac garbage man, sex fiend, and failed literary genius he appeared to be. he suspects henry’s apparently worthless autobiography – his “confessions” – might just be some sort of coded history of international atrocities committed by various governments throughout the second half of the twentieth century.

    meanwhile, the cia tell fay her missing husband is dead – killed in a hotel fire in sweden days after fleeing america in 1997. they have also discovered the french government have two of henry’s notebooks – drafts of his magnum opus, his “confession” – and they insist the books contain information dangerous to the security of the united states.

    the crafty and suspicious cia agent, fulbright, convinces fay to travel to paris and retrieve her husband’s property. she agrees to do this in exchange for simon’s release from prison. but it turns out to be an enormous con-game which pitches fay deep into a world of international espionage where she begins to learn of the astonishing rumors concerning her apparently worthless husband.

    he is a tremendously wanted man. and she’s not so sure that’s a bad thing.

    from new york city to paris, from paris to istanbul, fay grim – a well intentioned but uninformed american – learns more about the world than any one person should know. and with each new turn of the screw, she is led deeper and deeper into the fantastic history of her misunderstood husband – the only man she has ever truly loved – the incorrigible henry fool – who is not only alive, but in more trouble than ever – the most wanted man on earth.

    can she get to him before the secret service agencies of four different nations try to kill him?

    can she save the hapless airline stewardess and part-time topless dancer bebe konchalovsky who has worked so hard to convince her of henry’s importance to both their lives?

    will she inadvertently lead the cia to the afghan terrorist jallal said khan whom henry is thought to be advising?

    and will she ever be able to go back home to woodside, queens?

    we hope so.
  • yirmi altinci uluslararasi istanbul film festivali kapsaminda gosterilmistir.

    film muzigi tarafinda sinifta kalmis olarak butcenin agirligini oyunculara harcadigi dusuncesini yaratan film. kameranin film boyunda saga veya sola 20 derece egimli olmasi fazla sanatsal kacmaktadir.
  • ilk yarisi boyunca hal hartley'nin eski mizah anlayisina geri dondugunu dusundurtmus film. malesef ikinci yarida bu fikrim kayboldu istanbul'un sokaklarinda...
  • başlayışı ile bir kara mizahın beni beklediğini sanıdığım ama film ilerledikçe 'ee, nerede mizaha bağlayacağız, hani bizim bildiğimiz hal hartley mizahı' sorusunu sorduran filmde çoğu zaman gülmeye yeltendikçe birileri öldü. garip bir film ama arada 'yuh' dedirtse de yine de izletiyor.
  • her seyiyle 80'lerin kara kuru turk filmlerini andiriyor. didaktikligiyle dahi.
  • hatrı sayılır bir bölümü istanbul tarihi yarımadada geçmektedir. filmde sibel kekilli gibi birkaç türk oyuncu da yer almıştır. henry fool'un tadını vermese de onla ilişkisiz bir film olarak izlendiğinde gayet akıcı ve prodüksiyon olarak daha güçlüdür. fool'un marmara denizine bir tekneyle açılması ayrı bir hoşluktur.
  • filmi sevdim ama yine de beklendiği ölçüde iyi olmadığını itiraf etmek lazım. daha önce söylendiği gibi ilk yarısında ağızlara bal çalıp ikinci yarıda gereksiz laf kalabalıklarına girerek hikayesine uygun bir arka plan oluşturmaya çalışıyor ve tempo kaybediyor; film bourne ya da bond serisi gibi kendini ciddiye alsa bu anlaşılır bir şey ama yönetmen hal hartley olunca mesele değişiyor, insan ister istemez detaylı casusluk hikayesi yerine o özgünlüğü bekliyor. hartley'nin godard'a göndermeler yaptığı bilinir, bu bağlamda hikayesinin gerçekliği zorladığı anlarda fotografik imajı tercih etmesi ironik ve güzel bir tercih olmuş ama film boyunca dengemizi sikerten dutch angle'ın biraz dozajı kaçmış gibi geldi bana. bunların haricinde bir de parker posey var ki casus filmine bile erotizm katmayı başarıyor, izlemeye doyamıyorsun.
  • film boyunca parker posey nin canlandırdığı fay grim e bol bol gülerek filmin başarısızlığını unuttuğumuz,yarattığı garip karakterlere bir yenisini daha eklediğini gösterdiği,sadece onun için izlenmesi gereken film.yamuk kadraj ise filmin içeriğini kurnazca anlatmaktadır film boyunca.alın size sinemayı sevmek için kocaman bir sebep daha.
  • devam filmlerinin başarı oranının düşük olduğunu bildiğimden tereddütle izlediğim film. evet olmamış.