şükela:  tümü | bugün
  • morningside albümünden çıkan lucky girl ile hızlı çıkış yapan norveçli.
  • lucky girl isimli parçayı söylemeye gözlerimin içine bakarak başlamasını, nakarat kısmına geldiğinde ise kendisiyle gökkuşağına çıkıp çılgınca dans etmek istiyorum.

    tanım : tame impala tarzına benzerlik gösterdiğini düşündüğüm, dinlerken kokain çekmiş gibi hissetiren 24 yaşındaki şarkıcı.
  • tame impala tarzına hiç benzemeyen, psychedelic indie üzerine icraat gösteren bir hanım kızımız
  • underrated kalmaya devam etmesini içten istediğim müthiş grup.

    take it slow.*
  • lucky girl'ün klibi oldukça güzeldir. az parayla nasıl yakışıklı iş yapılır:

    https://www.youtube.com/watch?v=my4j3vgfxbe
  • asıl adı amelia murray'dir ve sanılanın aksine norveçli değil yeni zelandalı'dır kendileri. fakat gözler yalan söylemez, genlerde kesinlikle ya endonezyalılık ya da filipinlilik var. şarkıları gibi kendisi de bir o kadar tatlıdır. aynı topraklarda doğsaydık bence aramızda bir şeyler olabilirdi. *

    2014 yılında çıkardığı ep'de daha sert tınılar kullansa da debut albümü olan morningside'da kesinlikle psychedelic ve shoegaze havası hakim. buralar değerlenir diyecem de değerlenmesin ya, bu onu daha değerli kılar bence.
  • annesi endonezyalı, babası avrupalı ve yeni zelandada yaşayan müzisyen. asıl adı amelia murray.
    soruyorum ey ulu tanrım şu klibi izleyip de bu kızcağıza aşık olmamak elde midir ?
    sana yakışır mı kuluna sahip olamayacağı şeyi ''gösterip de vermemek'' !
    ancak biline ki artık amelia murray'in kudreti benim için her şeyin önündedir.
    varoluşun çaresizliğinin belki de tek hakiki umut kapısıdır.
    bu yüce hedef uğruna yapılacak her şey mübahtır.
    şu an hiç çekinmeden evimi ve arabamı satıp çoluk çocuğumun rızkını bu karıya yedirebilirim.
    nitekim bunu yaptım da...
    işimden istifa edip, karımı boşayıp, çocuklarımı yetimhaneye verip yeni zelanda'ya dönercilik yapmaya geldim arkadaşlar.
    ve itiraf etmeliyim ki içimde en ufak bir vicdan azabı ve pişmanlık yok.
    ben sadece auckland'da amelia ile yalnız olmak istedim. ufak bir homestudioda müzik yapmak istedim. onun gözlerinin içine saatlerce bakabilmek istedim. onun çizgili retro tişörtüne başımı yaslayıp boynunu koklamak istedim. onun o kırmızı fender mustang'i ile şarkı söyleyişini dinlemek istedim.
    kendimden ve etrafımdaki her şeyden feragat ettim sırf bu yüzden.
    amelia'yı görebilmek için auckland sokaklarında it gibi süründüm aylarca..
    iki yıl boyunca çöplerden bulduğum fish n chips artıkları ile beslendim.
    burada anlatamayacağım o kadar çok şey var ki...
    ancak bu çırpınışlarımın sonucu olarak içinde bulunduğum anın hazzını bana yarım kilogramlık saf kolombiya kokaini bile veremezdi...
    şu an amelia yanıbaşımda bana patik örüyor... (şimdi bana bakıp gülümsedi)
    beraber hem survivor izleyip hem de yeni albüm için kayıt alıyoruz.
    sanırsam akşam yemeğinde bana yerel bir endonezya yemeği yapacakmış...

    o tüm asaleti, yeteneği, güzelliği, anaçlığı (ve libidosu) ile bana kendini teslim etti beyler...
    hadi şimdi defolun...
    amınıza koyayım sizin hoşt !
    sittir..