şükela:  tümü | bugün
  • kadıköy, hayat kahve'de köşesi olan; briç, bezik oynayan kadınlar/adamlar arası söz demleyen, bir "çocuk ve allah", adam gibi şair..
  • ilk kitabi havaya cizilen dunya 1935 lerde yayinlanmis derler. cocuk ve allah ise tum zamanlar yayincilik tarafindan 1994'te tekrar basilmisti...siirle arasi iyi olmayanlari bile duraklatacak kadar sakin, bir o kadar da yalindir dili. kahvede tavla oynarken siir yazdigini soyleyenler var...
  • gerek şiiri, gerek fiziği, gerekse bir insaniyet timsali olan altın kalbiyle, edebiyata meyilli her vatan gencine örnek teşkil etmesi gereken şair. ayrıca, adı da 'petrarca' ile şık bir kafiye oluşturuyor...

    "oturabilir miyim dedi genç,
    yarısını gülümsedi kız,
    yarısını oturdular."
  • 1914 istanbul doğumlu. kuleli askeri lisesini ve harp okulunu bitirmiş. önyüzbaşı mertebesine kadar yükseldikten sonra ben askerlik yapmayacağım şiir yazacağım diyerek askerlikten ayrılıyor. eskiden istanbul akszarayda bir kitabevi vardı adı kitap. günaşırı oraya yeni yeni şiirlerini asar ve gelen geçen okur hayran kalırdı. ancak 1970de kapatmak zorunda kaldı. türk dili dergisini çıkardı. uluslararası şiir forumu tarafından 1967 yılında, türk şiirinin yaşayan en büyük şairi seçildi.
    çocuk ve allah en bilinen şiiri...

    çocuklar korkunç, allahım
    elleri, yüzleri, saçları.
    uyurken bütün gece
    yok sana ihtiyaçları
    çocuklar korkunç allahım
    bebek yaparlar, haçları.
    aşina değiller hatıramıza
    severken aynı ağaçları
  • "allah olmasaydı onu ben bulurdum" diyen şair.
  • "butun antolojilerde $iirleri yer alan fazil husnu daglarca nedense benim antolojilerimde yer almak istemiyor. on ikinci basimda adam yayinevi ile bana kar$i actigi dava surmekte. degerli $air basin yasasinin 34 uncu maddesi ile antolojilere taninan yayin hakkini benim kullanmami uygun gormuyor.

    oysa icinde fazil husnu daglarca olmayan bir antoloji eksiktir.

    $airden bo$ kalan sayfalarda, bir gun her$eyin yerli yerine konmasini ozleyerek, cemal sureya 'nin unlu incelemesi ile, dogan hizlan 'in iki yazisini, nurullah atac , ya$ar nabi nayir , vedat gunyol 'un degerlendirmelerini sunuyoruz."

    memet fuat .

    ic. cagda$ turk $iiri antolojisi , 1. cilt, adam yayinevi , 5.b., istanbul-ekim 2000, s. 207.
  • yedi başlı ejderha şair

    bahçesindeki ağaçların
    manolya olduğunu
    bilmemesi de
    ilginçtir hani.
    öylesine içindeki kuyuya
    bakar durur
    oradan kovayla şiir çıkarır.

    istiklal harbi kahramanlarındaki o
    vakur ve nahif şairadam.
    uzun mu uzun bir adam
    yekpare muazzam bir kütle.

    karanlık bir yanı da var:

    asû'da yazar onu.

    (bkz: asu)
  • "türkçem,benim ses bayrağım" adlı şiirini yıllar önce okuduğum ve çok sevdiğim ozan gibi ozan.
  • ustanın son kitaplarından ''tapınağa asılmış gövdeler'' 'deki ''koşu'' şiiri süzsüz,pürüzsüz yalın bir türkçenin en güzel örneği olabilme gücündedir;şöyle ki,
    ''biri ölüm biri sevgi / ikisi de tez/ sanki çocukturlar / ağlamaları ağlatmaları tez / bizler yarıştırırız onları / bilmeden bilinmeden tez / sevgi önde gider hep / ölüm ulaşır tez..,,
  • 1. alayın sancaktarı oğuz

    alaca gök, alaca alaca

    -ben 3. tabur imamı durmuş
    koştuar söylediler komutnım
    oğuz vurulmuş
    1. alayın sancaktarı
    kapmış sağlık erleri getirmişler
    can vermiş daha yolda upuzun
    alaca gök alaca alaca

    yetiştik hemen
    toprağa varmıştı çam gibi
    ağzı, mağara gibi ağzı yok
    ağzı soluksuz
    doğrulduk bir
    çektik besmelesini
    alaca gök, alaca alaca

    kurtlara kuşlara koymayalım dedik yiğidi
    kazdık gömütünü üç adım
    sığmadı
    5 adım
    sığmadı
    alaca gök, alaca alaca

    kazdık 20 adım
    sığmadı
    31 adım
    sığmadı
    kazdık 50 adım
    sığmadı
    71 adım
    sığmadı
    80
    85
    kazdık 90 adım
    sığmadı
    kazdık
    95
    99
    100 adım
    sığ-
    ma-
    dı.
    alaca gök alaca alaca

    alay kumandanı yalaz yalaz
    kalktı yerinden
    önüne kattı imamı
    gittiler
    kara toprağı kapladığı yere
    oğuz'un
    alaca gök alaca alaca

    şaşırdılar
    niye sığmıyor diye şaşırdılar yeniden
    100 adımlı yere
    3 adımlık boyu
    saygıyla evirdiler
    çevirdiler saygıyla
    yurt güzelini, sanki yemyeşil
    gördüler, bir bir saydılar, gülümsediler saygıyla
    yaşamadan dışarı
    alaca gök alaca alaca

    gördüler ki
    101 yarası varmış sancaktar oğuz'un
    alaca gök alaca alaca