şükela:  tümü | bugün
  • kendisinin bu kekre dünyada isimli çalışmasını dinlerken farkettiğim olay. eserin giriş melodisi johannes brahms’ın üçüncü senfonisinin poco allegretto bölümünün girişine inanılmaz derecede benziyor.

    kendi kulağımla duymadan inanmam diyenler için birer link bırakıyorum. bu brahms eseri:

    brahms başkan

    bu da fazıl say’ın çalışması:

    fazıl

    youtube linkleri:

    üstat brahms youtube

    fazıl yutup

    internette bestecinin adını aradım brahms’ın adının geçtiğini görmedim. eğer böyle bir şey varsa büyük skandaldır. direkt brahms’ın motifini almış araya bir iki nota serpiştirip benim diye çıkmış gibi geldi.
  • (bkz: #44804498)
  • fazıl'ınki daha güzel.

    ek: esinlenme denir buna. çünkü brahms'ın eserindeki aralıkların tamamen aynısı kullanılmamış, 1.5 ses aralığı kullanılmış motiflerde. kusura bakmayın ama intihal demek kulaksız ve kötü niyetli olmak lazım.
  • bach'ın* buxtehude'den* hacılaması gibidir; olur öyle.

    (bkz: çaldım veli miri malı çaldım)

    ancak klasik müzik dinleyicisi olmayanları şaşırtacak işlerden.
  • kendisinin de bunu inkar edeceğini düşünmüyorum. uyarlama yapmaya çalışmış da olabilir. eserlerin gidişatları da aynı çünkü.
  • aslında zaten basit ezgiler. karmaşıklık yok. ayrıca evet basbayağı arak bu. öyle ikili üçlü sıra benzemiyor bayaa almış girişin bi kısmını dehlemiş eserine.
  • beni pek şaşırtmamış olan ‘hacılamadır’, malumunuz klasik müzik bestecilerinin başka bestecilerden melodi veya armoni hacılaması az görülür bir şey değil, ama sanırım bu hacılamak gerçek anlamda bir hacılamak olmuş, bu kadar benzerlikten sonra başlığa ismi yazılırdı brahms’ın.
    şaka bir yana, “fazıl say’ınki daha güzel” entrysini gördüğümde çok sağlam bir kahkaha attığım başlık. ekşi sözlük enteli her konuda yorum yapabiliyor tabi ne yazık ki, ama yine de bozuk teyip gibi sayın entelimize öneriyorum, esinlenmeden vesaire bahsetmişsin, lütfen bilmediğin konular üzerine fikir belirtme.
    bakın şimdi ekşi sözlük entel feridun sendromu teşhisli kardeşlerim, brahms romantik dönemin, yani 19. yüzyılın, orkestrasyonuyla en önemli isimlerinden biri. liszt, tchaikovsky, berlioz, schubert gibi önemli isimlerin yanında anılan bir besteci, ve burada bariz görüldüğü üzere senfoninin 3. bölümünün ana temasını sanırım “çalmış”. senfoninin ana teması brahms’ın “frei aber froh” (özgür ancak mutlu) mottosunun ilk harfleri olan f-a-f notalarının motifleştirilmesi. oldukça eroika olan bu senfoni, ilk iki senfonisi gibi beethoven etkisinde kalmış ama yine de brahms’ın bu etkiden daha fazla uzaklaştığı görülebilir. [buraya kadar gelmişken, esinlenmek budur. neredeyse tüm romantik dönem, beethoven ve schubert orkestrasyonundan ağır bir biçimde esinleniyor, ancak yine de bütün bir melodiyi belirli kurallar altında değiştirmeden kullanıp parçanın ismine esinlendiği kişinin adını bulmayan büyük besteci bulmak çok zor. örnek vermek gerekirse, orkestrasyon adına yeni bir dönem başlatan beethoven’ın 3. senfonisi, mozart’ın son 3 senfonisinin (özellikle 39.) yine ağır etkisinde] o yüzden saygıdeğer brahms’ın orijinalliği konusunda pek yorum yapılamaz sanırım, ve böyle yaratıcı ve muhteşem bir orkestrasyonu dinledikten sonra “fazıl say’ınki daha güzel” diye yorum yaparsanız klasik müziği insan gibi dinlemiş her birey için alay konusu olursunuz, malum fazıl say’ın eserinde neredeyse ilgi çekici hiçbir şey yok. esinlenmeyle çalmak arasındaki farkı incelediğimize ve eserleri şöyle bir süzdüğümüze göre, en iyisi stravinsky’nin bir sözünü inceleyelim:
    “lesser artists borrow, great artists steal.”
    öncelikle böyle bir harekete esinlenme denemez: fazıl bey, gördüğünüz gibi, dümdüz melodiyi ve armonik ilerleyişini birkaç tane ornamentasyon ekleyerek ve çeşitli “şopenesk” ya da cazımsı diyebileceğimiz hareketler yaparak aynı temayı hafif farklı bir biçimde ve farklı bir enstrümanda bize sunmuş, ki bu çalışı haşa ödünç alışı bize esinlenme diye sonmak çok büyük flamboyantlık olur, fazıl say, son 10 senedir, yarım akıllı ekşi sözlük entellerine hitap edip popülizmini yapmak için kendisinin yaptığı klasik müziğin ve kayıtların seviyesini çok düşürdü, klasik müzik dediğimiz heykelimsi sanat eserlerini çamura daldırıp çıkararak bu konularda bedevi gibi yaşayan halkımıza put olarak sundu. tabi bizim halkımız anlam veremediği her şeye tuhaf tepkiler verebiliyor, ve klasik müzik denen bu “sağ elimde şarap boynumda sarılı fular” kavramı da gözünde oldukça büyüttü, putlaştırdı; ve tabi ki fazıl say’ın heykeli al, çamura batır, sun eserleri de onun kulağına biraz uyunca klasik müzik dinlediğini düşünerek ihtişamın yanılgısıyla süzülmeye başladı. fazıl say’ın senfonileri hariç eserlerini, ki bazıları iyi gibi; çok dinlemedim, ama şundan eminim ki biraz daha derin baksak beethoven’ından clementi’sine oradan mahler’ine bir sürü “esinlenme” buluruz.. kendisinin zaten “beethoven orkestrasyonu” denemesi videosu başlı başına burada rezalet başlığı açılacak bir görüntüydü, ama durup dururken ekşi sözlükteki çok “entellektüel” kardeşlerimizin o çok yaratıcı küfürlerini ve sonsuzluktan yağan beğenileri görmek istemedim.
    edit: edit.
  • hacılamak değildir zira böyle benzerlikler biz fanilerin bile gözünden kaçmıyor iken, hayatını müziğe adamışların kulağından hiç kaçmazdı ve birisi çıkıp, naapıyon la fazıl, demişti çoktan.

    böyle eserlere arrangement diyorlar. örneği de çoktur ama en bilinen (ve güzel) örneğini yapıştırayım buraya:

    j.s. bach - prelude in c minor

    g minor bach by luo ni