şükela:  tümü | bugün
  • gelmis gecmis en deli makarnacilardan. bir sahil kasabasi olan rimini'de dogdu. ilk once karikaturistti. ardindan sinemaci oldu.
    la strada (1957) (sonsuz sokaklar)
    la dolce vita (1960)(tatli hayat)
    otto e mezo (1963)(sekiz bucuk) (bence en iyi filmidir.)
    guiletta della spriti (1965) (ruhlarin guilettasi)
    satrycon (1969)
    amarcord (1971)
    roma (1972)
    gibi basyapitlari vardir. seyretmek elzemdir.
  • bundan tam 8 sene önceydi, trt2'de gecenin bi saati amarcord'u izlemiştim, we o gün hayatım deişti we sinema sapığı oldum, bence en iyi awrupalı yönetmen, onun o kenidne özgü garip, fantazilerle dolu, uçuk dünyasını sewiyorum...
    en sewdiim filmleri: beyaz şeyh
    la dolce vita
    sekiz buçuk
    satyricon
    roma
    amarcord
    kadınlar kenti
    bide gemi gidiyor...
    muhteşem ötesi bi deha, fırsatınız olursa bütün filmlerini izleyin, ben italyadan getirmeye uuraşıyom filmlerini çok zaametli oluyo...
  • filmleri bir elestirmence idin cilgin dansi olarak tanimlanan enteresan insan
  • sinemada düş gücüne en fazla önemi veren büyük göğüs takıntılı yönetmen.groteski sinemasal anlatıma ustaca monte etmiştir.
  • onun ilahi kalçalı kadınları, onun sisli rimini'si, onun faşist palyaçoları, onun içinden mutlak bir film geçen kerhaneleri, onun yüzlerine bakıp 'nanik' yapılası papazları, onun üç kuruşluk kumpanyaları, onun üzerinde büyü tarifleri yazan reklam panoları, onun her daim aşık eşcinselleri, onun yapış yapış şölen sofraları, onun tartaklanabilir melodram yüzlü çizgiroman aşifteleri... bir avcının kibirinden çok tuzağını kendi kuran bir avın mağrurluğunu taşıyan ve ille de italyan yönetmen.
  • metresini ve karisini ayni filmde oynatmis hatta filmde metresine metres rolunu karisina da sadik es rolunu vermistir. fellini, kisaca budur belki de.
    duslerde yankilanan kahkahalari, uzaktan isitilen konusmalari, sessizlikleri kullanarak kendi sirkini yaratmistir. aydinin bunalimini anlattigi filmleri cok kopya edilmeye calisilmistir. ancak fellini filmlerinin ana dislisi olan surreal sirk havasi gozden kacirildigi icindir ki taklitleri pek tatsizdir. mesela celebrity filminde woody allen resmen kicustu oturmustur.
  • satyricon filminin baslarinda ilhan mimaroglu'nun muzigi esliginde bir orhan veli kanik siirini kullandigi planda arzuladigi buyuyu yine kotarmistir bu womanizer.
  • turk dilinin yabanci tinisini filmlerine alet eden tek yonetmen de degildir. antonioni red desert filminde monia vitti'yi laz gemici ile karsilastirip, konusturmustur. laz gemici aynen soyle der monica vitti'ye amacsiz gezindigi limanda "bacim birine mi bakmistin?"
  • satyricon'da yer alan turkce siiri filmde duyunca cok sasirmis ve sahneyi tekrar izleyip not etmistim. kelime kelime aklimda olmasa da, asagi yukari soyle bir seydi:

    denizlerimiz var isik icinde
    agaclarimiz var yaprak icinde
    sabah aksam, aksam sabah gider gider geliriz
    denizlerimizle agaclarimiz arasinda yokluk icinde.

    siirin yer aldigi sahne, son derece abartili, bayagi, mide bulandirici tipik bir roma usulu ziyafettir. konuklar birbirinden abartili ve bayagi, maske gibi makyaj ve kiliklar icinde, patlayana kadar yemektedirler. ziyafeti veren, konuklarin en az birkac kati bayagi sahis -ki sanirim politikaciydi-, yemek yerken yunanca dinlemeye bayiliyorum diyerek, ozanlarin iceri alinmasini emreder. bembeyaz pudrali, ifadesiz yuzlu bir kadin ve adam iceri girerler ve kadin, son derece agir, monoton ve ifadesiz bir sesle yukaridaki siiri okur, bu da gayet tuhaf, urkutucu ve kabusumsu bir atmosfer yaratir...

    ne derece isabetli bir tahmin olur bilmiyorum ama, bu sahneyle birlikte amarcord'da yunanca hocasinin epey bir karikaturize edildigi okul sahnesini hatirlayinca, insan fellini'nin okulda yunanca derslerinden ve hocalarindan muzdarip oldugunu ve/veya bu dilden hic hazzetmedigini dusunuyor.
  • humphrey bogart için yatağa bile kravatla girer ve hiç zevk almaz herhalde lafını sarfetmiş yönetmen.