şükela:  tümü | bugün
  • varoluş bunalımı ve hayatın anlamı üzerine düşünceler insan tarihi kadar eski olsa gerek. yazının keşfinden bu yana anlam çabası üzerine birçok eserin yazıldığını ve felsefenin de bu kavram üzerine kurulu olduğunu düşünüyoruz.

    felsefe, insanın var olma amacını keşfindeki en önemli araçların başında geliyor. düşünebilme yetisi bir lanet gibi insanın üzerine yapışmış olsa dahi bir "zorunluluk" olarak da kullanma becerisine sahiptir.
    anlam üzerine en sevdiğim felsefi yönelim varoluşçu düşüncedir. "insan özünü kendi yaratmalıdır. yarattığı öz ise onun kendisi olacaktır. demek ki insan bu dünyada özgürdür ve bu özgürlük her ne kadar ona bahşedilmiş olsa da bir bunaltının da nedenidir." çünkü insan, kendi varlığından sorumludur. kendini yaratmak zorundadır ve bu oluş ve olmayışlardan da sorumlu tutulacaktır.

    psikolojide ise varoluşçu düşünce tarzının avrupalı temsilcisi şüphesiz viktor e. frankl'dır. varoluşçu psikoterapi ya da kendi geliştirdiği logoterapi ile insanın anlam arayışı üzerinde durmuş ve hayatın anlamsızlığı üzerine düşünen insanlara bu terapi yöntemleri ile yol göstermeye çalışmıştır. frankl, anlamın insana özgü olduğunu, kişinin kendi içinde yarattığı kavramların anlamı bütünsel bir şekilde oluşturduğunu savunur. anlam arayışındaki insan ilk önce kendi içine bakmalıdır. bunun için de kendini tanımalı, dahası kendini yaratmalıdır. bu noktada da varoluşçu felsefe ile buluşuyoruz.

    özetle anlam kavramı ne sadece felsefe ile ne de psikoloji bilime açığa çıkarışamayacak kadar komplike durumdur. insan, var olma sorumluluğundaki kişi, anlamı da özü de kendisi yaratmak zorundadır. bu da ortak bir evrensel kurala bağlı olmadan insanın kendi içinde bulunan kişisel öz ve inançlardır..