şükela:  tümü | bugün
  • aşağıya fasıllar halinde kısaca özetleyeceğim ( kısaca özetlemek ) güzel kitaptır. bu yazıyı durumu olmayanlara ve içinden- dışından okuyanı siksinler diyeceklere sevgiyle ithaf ediyorum

    1. kısım

    - felsefenin baş yapıtı olan aristoteles in metafizik i çok doğru bir cümleyle başlar: ''tüm insanlar yaratılışları gereği bilgiye ulaşmak isterler.'' aslında felsefenin yaptığı, doğal bir itici güç olan bilgiye varma tutkusunu tam olarak geliştirmekten ne daha çok ne de daha az bir şeydir...

    - felsefe diğer bilgi alanlarının yanı sıra özel bir bilgi geliştirmek amacını gütmez, o yalnızca görünür bir yararı olmasa da insanın doğasındaki bilgi isteğini mükemmelleştirmek arayışındadır.

    - biz herhangi bir işte zirveye çıkmış insana usta deriz. yunanlılar sofos yani bilge derler. filozoflar bilgi de ustalaşmak ister. bu ulaşılması güç bir zirvedir. platon a göre tek başına sophia yeterli olmayacağından philo-sophia yani bilgeliği sevmek de şarttır. philo eki, içinde yaşanılan şimdiye de vakıf olmayı ifade eder, erişilmesi imkansız olan için çabalamayı değil. platon a göre bir philo-sophos bir philo-mathes tir aynı zamanda. öğrenmekten haz alan ve bıkmayan kişidir.

    - yunan felsefesinin doğduğu bölge olan doğu akdeniz havzasının önündeki tepeler, daha önce söylediğimiz gibi mısır ve babil olmuştur. zaten yunanlılar da bilm ve felsefeyi icat edenlerin kendileri olmadığını kabul ederler ve bu başarının mısırlılara ait olduğunu söylerler. hiçbir yarar sağlamayan bilgiyi sonuçta ancak birincil arayışı fayda olmayan kişi elde edecektir. yaşamak için gerekli olan temel ihtiyaçlarını karşılamış oldukları için kendilerini güvende hissedenler - bu, bütün bir toplum için veya belli bir toplumsal kesim için de geçerlidir - yaşamak için gerekmeyene, yani felsefeye dönmek için zaman ve huzur bulurlar. aristoteles, metafizik' in giriş bölümünde felsefe için gerekli olan bu sosyoekonomik koşulu yerine getirenlerin mısır'daki rahipler olduğunu yazmıştır.

    -mitostan logos a geçiş bir günde olmamıştır.
    sokrates felsefede bir hat kabul edilir. ondan öncekiler doğada, kozmosta bir düzen ve mantık ilkesi aramışlardır. ilk olarak doğa felsefesi, kozmoloji ve din eleştirisi biçiminde başlayan felsefi yaklaşım, daha sonra her şey üzerine, ''ne'' üzerine bir düşünce olan ontoloji ( varlıkbilim) ve doğru bilginin olasılığı üzerine bir düşünce olan epistemoloji bilgi kuramıyla devam etmiştir. insani gereksinimlerin ortaya çıkmasıyla siyaset, retorik ve poetika da düşünce alanında yerini almıştır

    - ilk filozofların dört temel terimi vardır:

    physis doğa
    arche zamanın, oluşumun, iktidarın başlangıcı veya kaynağı anlamındaki ilke
    logos kavram ve kanıt, sorumluluk, düzen, akıl, söz, konuşma ve dil
    kosmosdüzenli ve düzeni sayesinde bilinmesi olası dünya

    miletos un doğa felsefesi

    thales genel ilkeyi aramıştır. su demişltir ilk ilkeye. ilk dinsel eleştiriyi onda buluruz. depremlerin tanrı poseidon un değil suyun hareketlerinden dolayı olduğunu ifade etmiştir. hizmetçisi dalga geçermiş thales le. göğe bakıp duruyormuş. sana merhamet edeceklerine bırak seni kıskansınlar daha iyi, sözünün sahibi. m.ö. 28 mayıs 585 teki güneş tutulmasını hesaplamıştır.
    fakirken astronomi bilgisine dayanarak o yılki zeytin rekoltesini hesaplayıp iyi bir vurgun yapmıştır.

    anaksimandros thales in akrabası, öğrencisi ve ardılı. su genel ilke ise su neyin üzerinde duruyor diye beyin patlatmıştır. su değil şu veya bu yahut da o, başka bir şey diye cevaplarsa işin sonuna varılmayacağını anlamış ve temel ilke, cevher düşüncesinden vazgeçmiştir. dünya bir boşluk içinde yüzer. aslında modern düşünceye en çok o yaklaşmıştır denilebilir. sınırsız ve sonsuz olan aperion ilkesini ortaya koymuştur anaksimandros. otantik metin olarak elimize ulaşan en eski cümle anaksimandros a aittir.

    'var olan şeyler nereden oluşuyorsa, bunların yok oluşu da bir gerekliliğe bağlıdır; çünkü zamanın düzenine göre adil olmadıkları için karşılıklı olarak birbirlerine adil bir dengeleme yapmayı borçludurlar.''

    ilk evrim fikrini de o sahneye çıkarmıştır. insan cinsi, insan olmayan ve suda yaşayan canlı hayvanlardan meydana gelmiştir

    anaksimenes hocası anaksimandros ile thales' in fikirlerini sentezledi. 'hava' yı genel yaşam ilkesi olarak kabul etti.

    ksenophanes mö 570 yıllarında doğdu ve gezgin bir ozan olarak yaşadı. aynı zamanda bir tür bilim adamıydı, yukarıdaki diğer üç bilgenin düşüncelerini bir potada birleştirdi, oluşan her şeyin özünün toprak ve su olduğunu söyledi. din eleştirisi ve felsefi teoloji alanlarında radikal bir yaklaşım sergiledi. gök kuşağının doğal bir şey olduğunu ileri sürdü, oysa mitolojik söyleme göre gök kuşağı tanrıça iris in suretiydi. burada artık mitos'tan logos'a bir geçiş olduğu görülmektedir. tanrılar tanrısal değildir, onlar halk topluluklarının düşsel bir üretimidir diyerek bu konudaki radikal söylemini geliştirdi.

    aslanlar, atlar ve sığırlar resim yapabilselerdi kendilerine benzeyen tanrılar çizer dedi.

    ilginç bir biçimde tek tanrı yı savundu. bu yine de felsefi bir tanrıydı. üstün, mutlak, tek ve her şeyin devindiricisi olan 'yüce' . tek tanrı akıldır ve her şeyin sahibidir o.

    pythagoras

    kendisi yazılı bir belge bırakmadı. mistik, düşünür, matematikçi ve müzik kuramcısı. kurduğu okula kadınları aldı. onu takip edenler birçok tabu ortaya koydular ve aralarında mal ortaklığı ve koşulsuz bir ahlaki dostluk kurdular. felsefeyi bir eğitim ve yaşam programı olarak sistemleştirdiler. pythagoras ın bir tür guru olarak görüldüğü kesin, hatta neredeyse bir tanrının karizmasına sahip görünüyor. mısırlıların etkisinde olsa gerek, yunan düşüncesine büsbütün yabancı ruh göçü ve ruhu olan şeylerin bir bütün olduğu inançlarını öğretmekteydi. kendisi de önceki hayatlarını anımsıyordu, et yemek kesinlikle yasaktı. kenon adında sonsuz bir boşluğun olduğunu kabul eder. ilk dört sayı ve onların toplamı olan 10 sayısı yetkin bir sayıydı: kutsal dörtlülük bir kozmolojik sayı öğretisi geliştirdi. ona mal edilen dik açılı üçgen formülü aslında babilliler tarafından biliniyordu

    herakleitos

    mö 450'lı yıllarda efesli soylu bir ailede doğmuş. aforizmalarla sivriltilmiş özdeyişler halinde bir form kullanır. karanlık, bilmecelerle konuşan sıfatlarla anılmıştır. logos temel ilkedir. insanlar sağırdır. onlar vardır ama yoklar demiştir. doğada kendisini gizleme eğilimi vardır.

    öncelikle bir cevher vardır, bu sonsuza dek sönmeyen bir ateşte bulunur. enerji !
    ateşin sürekli yanmasında devinim oluşur
    zıtlar birbirleri ile etkileşim halindedir. buna o savaş adını verir, bu tüm şeylerin babası ve kralıdır
    her şey akmaktadır sözü herakleitos a ait değildir
    aynı ırmakta iki kez yıkanılmaz sözü onundur

    heraklietos için ırmak, bir taraftan 'doğa felsefesi' ve 'varlıkbilimsel' olarak gerçekliklerin tümünde hiç durmadan süren değişimin sembolü diğer taraftan bilgikuramsal olarak değişende değişmeden kalanı düşünmenin ve bilmenin olasılığını gösteren bir simgedir. herakleitos a göre her şey değişimdeki düzenliliğe tabidir.

    parmenides ve zenon

    elea doğumlu yasa koyucu ve hakim. ontolojinin babası. varlık oluşmamıştır ve ölümsüzdür, birdir ve aynıdır, değişmez ve yetkindir. onun provokatif varlık bilimi kendisinden sonraki tüm felsefeyi etkilemiştir.
    platon'un idealar öğretisi, aristoteles in ilk muharrik'i, leukippos ve demokritos un gerçekliğin ne küçük cisimcikleri olarak ortaya koydukları kavram da parmenides in etkileri vardır.
    duyuların sağladığı deney ve logos ( evrensel akıl ) sayesinde varılan bilgi arasında kesin bir ayrım yapmıştır. sadece logos gerçek bilgiye ve ölümsüzlüğe götürür insan. peki bilge deneyden gelen bilgiye neden itimat etmiyor, o öncü bir rasyonalist midir, ya da belki parmenides'in karşısına kelime anlamıyla görmenin ve işitmenin kaybolduğu bir gerçeklik mi çıkmıştır? parmenides aşkın ( deneyim ve duyunun düzeyini aşan ) ve aynı zamanda aşkınsal ( duyulur olanın dışında olan, tam anlamıyla ussal olan ) gerçekliği keşfetmiştir. o çokluk ve farklılık sıradan dünya görüşünü yansıtan söylemleri yanıltıcı bulmuştur ama yine de bunlarla meşgul olduğu görülecektir.
    onunla alay edenlere karşı öğrencisi zenon ünlü paradokslarını sahneye çıkaracaktır. akhilleus ile kaplumbağa arasındaki mesafenin hiçbir zaman kapatılmayacağını anlatan hikayesi hareketin olmadığını veya aslında bizim sağduyu olarak gördüğümüz şeylerin kesinliği hakkında kuşkulara sahip olmanın bilgece bir yaklaşım olduğunu söyler.
    havaya atılan bir ok aslında devinim içinde değildir. ok sonsuz zaman noktasında duracaktır.
    aristoteles zenon'un paradokslarını 'sonsuz'un iki anlamı arasında farkı göstererek çözmüştür. sonsuza yayılma ve sonsuz bölünebilirlik. yayılma bakımından sonu olan, fakat bölünebilirlik bakımından sonsuz olan zaman ya da mekan çizgisi, sonu olan zaman içinde koşarak geçilebilir.

    empodokles anaksagaros ve atomcular

    empodokles soylu olduğu halde demokrasiyi savunur. aristo'ya göre retoriğin empedokles'tir. ama o daha çok evrenin dört değişmez öğesi su, hava, ateş ve topraktan oluştuğunu bildiren öğretisiyle ünlüdür. bu unsurlar değişmezdir ama birbirine karışma oranları değişebilir . doğum ve ölüm aslında unsurların yer değiştirmesidir.
    atomos bölünmeyen demektir. atomlar boşlukta devinen unsurlardır. ruh ve akıl çok hafif, neredeyse maddesel olmayan ve çok hareketli ateş atomlarından meydana gelir. anaksagoras'a göre devindirici güç olan akıl -us nous da en ince ve hassas tözden oluşmuştur

    sofistler

    paralı öğretmenlerdir. soylu değillerdi. soylu çocuklarına belagat retorik dersleri veriyorlardı. yurttaşlık hakları yoktur ve yunan site halkı onlara pek güvenmezmiş. aristo ve platon onları eleştirmiştir. bu laf ebeleri kavramlarla öyle iyi oynarlardı ki sonunda elinizde sağlam hiçbir şey kalmazdı.

    sofistler kötü ünlerine rağmen temel değerde şeyler başarmıştır

    evren merkezli düşüncenin yerini insan odaklı bir yaklaşım alır
    felsefeyi sokağa taşımışlardır
    dili kullanarak retorik sanatını geliştirdiler, bir tür dil felsefesi yaptıkları aşikardır
    ahlak ve adalet konusunda fikirler geliştirmişlerdir.

    sokrates

    mö 470 -399 komedi yazarı aristeophanes bulutlar adlı güldürüsünde sokrates in ateist ve sofist olduğunu söyleyerek ile alay eder. platon sa onu göklere çıkarır. aristo bir tür ebelik yaptığını söyler. hemen her şeyin genel geçer tavrını sorgular, aslında kemikleşmiş yargılarımızın o kadar da değerli olmayabileceğini bize anımsatır. zamanın dinsel söylemine ters düşen bu tuhaf adam yargılanıp öldürülür.

    platon

    atinalı zengin bir aile çocuğu. o kadar kitabı var ama hayatı hakkında fazla bir şey bilinmiyor. bir ara politik felsefesiyle sirakuza tiranını etkilemeye çalışır başarılı olamaz. atina yakınlarında akademia yı kurar. bin sene ayakta kalacaktır kurduğu okul. çok güçlü bir metin olan phaidon sokrates'in son gününü anlatır.

    ruh ölümsüzdür
    bilginin bir hatırlama eylemi olduğunu söyler.
    bir argümantasyon tiyatrosu da diyebileceğimiz diyaloglar o kadar ustalıkla sahnelenmiştir ki, bu dramayı 'nefesi kesilerek' izlemek için filozof olmaya hiç gerek yoktur

    bilgi: idealar. idea, dış görünüş, form anlamındadır. platona göre ise idea görünür olmayan, fakat tüm görünür şeylerin temelinde yatan saf formdur. platon bu terimle iki derin sorunun yanıtını bulmak ister: bunlar sayılar ve geometrik biçimlerin, giderek iyi, doğru ve güzelin nasıl nesneler olduğunu; diğer taraftan pek çok bakımdan farklı olan şeylerin nasıl aynı olduklarını soran sorulardır. birbirinden değişik insanlar nasıl olup da insan ve farklı masalar yine masa olabilmektedir?

    platon'un her iki sorusunu da tek bir başlık altında toplayabiliriz:

    algılanabilir olmayan şeyler hakkındaki bilgimiz nereden gelmektedir?
    birinci sorunun hedefi hiçbir şekilde algılanmayan şeylerdir; ikinci soru da algılanabilir nesnelere ait algılanamayan genel kavramları hedeflemektedir. aristoteles, platon'a ters düşerek bu kavramlara genel kavramlar , evrensel olanlar , genel geçer olanlar demiştir

    bu karşıt görüşten ortaçağın sonlarına doğru ortaya çıkan bir tartışma olan evrenseller sorunu doğmuştur. (bkz: tümeller tartışması)
    demek ki platon iki farklı dünya kesiti ortaya koyar. bilinen şeylerin dünyası- ideaların dünyası.
    idea ilk örnek özdür. şeylerin çokluğu içinde tek ve genel olandır. nesneler idealara yaptıkları katkıyla gerçeklik kazanırlar. bu nedenle her iki dünyaya uyan temelde farklı iki tür bilgi vardır. sıradan, bildik şeylerin algılanması'na ve ideaların saf düşüncesine ait olan bilgi. idealar dünyası içinde bir sıradüzeni vardır ve zirvesinde iyinin ideası bulunur
    platon ünlü mağara alegorisinde bilginin çok katmanlı niteliğini açıklamaya çabalar.
    platon devlet adlı kitabında hırslı ve kışkırtıcı fikrini savunur: ya filozoflar kral olmalıdır ya da krallar filozof!
    onun devlet'inde özel mülkiyet, evlilik, aile kurmak yasaktır. duyguları tahrip eden müzikten uzak durulmalı ve çocuklar devletin malı olmalıdır. sadakatleri sadece devlete karşıdır. böylece ütopik karakterli bir devlet öngürmüştür
  • 2. kısım

    aristoteles

    kuzey yunanistan da bir yarım ada olan stagira da doğmuştur. mö 384 -323
    büyük iskender in öğretmeni. atina ya yerleşmiş bir yabancı. her şey ile ilgilenen büyük bir usta. ona göre sanat mimesis ( taklit-öykünme) dir. mantık, kanıt kuramı, doğa felsefesi, kozmoloji, etik, politka, şiir, retorik, varlıkbilimsel kuram, teoloji..alanlarında yazmıştır. eseri ansiklopedik çaptadır. yeni çağın aristocu düşünürlerinden biri olan hegel onun 'gelmiş geçmiş en zengin en derin bilim dehalarından ' olduğunu söylemiştir.
    tümdengelim yönetimini geliştirmiştir. zoolojiye büyük katkılar sağlamıştır. araştırmalarının odak noktasına değişimi ve devinimi koymuştur. madde- form kavramları hakkında yazmıştır. onun ereksel neden teleoloji - erekbilim yaklaşımı orta çağ'da kıyasıya eleştirilse de biyolojide canlıların bir erek uğruna davranması aristo'nun en azından bu konuda haklı olduğunu ortaya koymuştur. aristoteles tüm bilgilerin zirvesine sonraki yüzyıllarda bilimlerin kraliçesi olan, daha geç yüzyıllarda ise alay edilen hatta kümümsenen metafiziği yerleştirmiştir. metafiziği tanrıdal olanın ilimi olarak geliştirdiğini söyleyebiliriz, doğadaki tüm devinim ve değişim, devinimi olmayan bir güce borçludur. tek tanrıcılığın eskizini yapmış gibi görünüyorsa da onun tanrısı kişileştirilmiş bir tanrı değildir. o, domino taşın ilk dokunandır diyebiliriz.

    etik kitabında standart ana kavram mutluluk -eudaimonia- ve tekil ama tek başına olmayan insanın edimlerini ayrıntılı olarak ele alır.
    politika'sında ise insanın politik bir yaşam içinde olmasının nedenlerini, vatandaşlık kavramını, politik kurumları, ve yasaları inceler, ideal bir siteyi -polis- meydana getiren unsurları araştırır. insanın doğası gereği politik olduğunu söyler. bunun biyolojik doğumla ilgisi yoktur. bir mekanizmanın içinde birey kendi güçlerini fark etmelidir. kişi, özgür ve eşit bireylerin olduğu bir sitede politik yeteneklerini bulacaktır. ancak herhalde köleler ve kadınlardan söz etmiş değildir. ana yasa kavramını ev ekonomisini, istikrarlı bir devlet oluşumunu irdelemiştir. üç negatif devlet biçiminden söz eder. tiranlık, olgiraşi, ve demokrasi. tabi onun demokrasisi bugün anladığımız modern tanımında değil, yasa tanımayan ve yoksullara öncelik tanıyan demokrasi.

    platon un okulu akademia idi. aristo'nunki lise. sonraları başka okullar kuruldu atina da.
    epikuros okulu
    kuşkucular
    stoacılar

    epikuros

    bugün bir insanı epikurosçu diye tanımladığımızda onun keyfine düşkün biri olduğunu söylemiş oluruz. epikuros için zevk ( mö 341- 270) bedensel acılardan uzak, ruhsal heyecanlardan kurtulmuş olmaktır. insan dört temel korkusunu yenmelidir:
    tanrıdan korkmak gereksizdir, çünkü tanrı dünya işlerine karışmaz
    yerine gelmeyecek arzulardan korkulmaz, çünkü azla yetinmeyi bilmeliyiz
    büyük acılardan da korkmamalı, onlar asla sürekli değildir.
    ölümden de korkmamak gerekir, çünkü her şey duyumlara bağlıdır acılar da öyle, o geldiğinde duyuların olmayacağı için ölmekten korkmanın bir anlamı yoktur
    nietzsche şöyle demiş: küçücük bir bahçe, biraz incir , bir parça peynir, birkaç da arkadaş - işte buydu epikuros'un zenginliği
    seneca gibi filozof rakipleri bile onun yaşam tarzını örnek göstererek övmüştür. o platon ve parmenides'in aksine duyu algılarına itibarlarını geri vermiştir. acı veren duyumdan nasıl eminsek, diğer algıların da yanılması mümkün değildir.
    epikuros varlıkbilimsel yaklaşımı ile demokritos'un atomculuğunu geliştirmiştir.
    bu duyumculuk merkezli düşünceler onun ahlak felsefesine de yansımıştır: çabalamaya değen tek şey acıdan kaçıp hazzı aramaktır
    eğer verdiği bir zevk yoksa ahlaken iyi olanın içine tüküreyim ben demişliği vardır
    ancak o itidali önermiştir. dostluk için iyi şeyler söylese de gizlilik içinde yaşa diye akıllıca bir nasihat vermiştir

    antik kuşkuculuk
    ilk çağlardaki kuşkuculuk o kadar radikaldir ki, yeniçağ'da mantaigne ve hume tarafından yeniden keşfedilmesine karşın, onun katılığına erişmek mümkün olmadığı gibi, aşılması da olağan görünmemektedir. elisli pyrhon (mö 365-275 ) dan itibaren kuşkuculuk yalnızca düşünsel düzeyde kalmayıp bir yaşam biçimine dönüşmüştür. kuşkucu tüm yargılar askıya alır - epoke - ve tüm diğer yargılarından vazgeçerek bir edilgenliğe bırakır kendini, böylece iç huzuruna - atariksia- kavuşur. augustinus asla kuşku duyulmayacak şeylerin olduğunu söylemiştir, hiç kimse yaşadığından, anımsadığından ve yargılarından kuşku duyamaz: kuşkulansa da yaşıyordur; kuşkulanırsa neden kuşkulandığını anımsar... ve kuşkulanırsa aceleci davranıp onaylamaması gerektiği yargısına varır...''

    stoa

    bugün birine stoacı dediğimizde o insan için yaşamın tüm acılarına soğukkanlı bir biçimde göğüs gerdiğini söylemiş oluruz. oysa bir çok alanda etkili olmuş bir akımın adıdır stoa
    kıbrıs'ın kition adlı bölgesinde doğan zenon (bkz: kitionlu zenon) tarafından kurulmuş bu okul. stoacıların bilgi kuramı, mantık, retorik, dil felsefesi, fizik ve ahlak konularında çalışmaları olmuştur.

    mantık: nesnel bilginin olabileceğini savunurlar ve ılımlı bir duyumculuğu kabul etmiş görünüyorlar. ruh, doğum sırasında tertemiz bir levha gibi ortaya çıkar. dışsal olgular zi bırakır. dil feslefesi açısından katkıları büyük olmuştur. sofistlerden bu yana dilsel göstergeler ile gösterilen gerçeklik arasındaki ilişkinin doğadan mı yoksa sadece uzlaşmadan mı kaynaklandığı sorusuna yanıt ararlar.. stoacılar nesnelerin niteliğinin sesler tarafından taklit edildiğini, sözcüklerin de nesnelerin doğasının bir kopyası olduğunu düşünmüştür. etimoloji bugün bunun gerçekçi olmadığını ileri sürer

    zenon, bilgiyi bir ele benzetmiştir
    bilimsel mantık konusunda aristoteles'in gölgesinde kalmışlardır ama bugün modern önermeler mantığının öncüsü olarak da anılırlar
    stoacılar tüm dünyayı iki ilke üzerinden açıklamışlardır: töz ve logos
    töz edilgen fiziksel varlık logos ise evrensel yasadır. logos tanrısaldır. onlar için bu anlamda panteist- tümtanrıcı sıfatını kullanabiliriz. tanrının varlığı düşüncesi doğadaki evrensel uyumun güzelliğinden doğar

    etik görüşleri doğaya uyumlu bir yaşam ekseninde gelişir. idealize edilen tutum devasa acıların önünde bile sarsılmazlık ilkesidir.
    seneca şöyle der: bilge kişinin korkak ve çekingen olmasına gerek yoktur, kaderle boy ölçüşecek güveni ve cesareti tamdır onun

    epiktetos ölümün kendisi korkunç değildir senin ona yüklediğin anlamlardır korku verici olan.

    marcus aurelius her gününü son gününmüş gibi geçirmek, öfkeden, ikiyüzlülükten uzaklaşıp gücünü kaybetmeden ahlaki yetkinliğin gerçek göstergesidir
    zenon bir dünya devleti tasarlamıştır

    neoplatonizm yeni platonculuk

    plotinos porphyrios proklos yeni platonculuğun en önemli temsilcilerdir

    felsefenin dinselleştirildiği ve tanrı kavramının çok önem kazandığı bir düşünce akımıdır.ağırlıklı olarak yaşam pratiklerinin öne çıktığı helenistik okullara karşılık, bu felsefede teori yeniden önem kazanmıştır, hatta teorinin değerlendirilmesine abartılı bir idealist tutum eşlik ettiği için, tehlikeli bir durum da söz konusudur.

    yeni plantonculuğun etkisi muazzamdır. kilise babaları vasıtasıyla hıristiyan felsefesini, geç antik çağın ve ortaçağ'ın ilahiyatını, hatta islam ve yahudi düşüncesini de etkilemiştir

    helenleşmiş bir yahudi olan philon eski ahit inilk kitabını alegorik biçimde yorumladığı metinde yahudi felsefesini platoncu felsefeyi birleştirmiştir. ona göre tüm varolnalarda aşkın neden tanrı'dır. ve idealar dünyanın yaratılışı öncesinde de var olan tanrının ölümsüz düşünceleridir. schelling ten hegel e kadar birçok düşünürü etkilemiştir philon.

    plotinos

    dünyanın ilk nedenini sorgular ve bu tanrıdır der. ben terimini ilk defa felsefede kullanan kişidir. tüm var olanlar en yüce bir özden ve bu özün taşmasından üremiştir . idealar 'bir-iyi'den ve nesenler de idealardan türemiştir. aşağıdan yukarı bir evrim değil, yukarıdan aşağı, zamansal olmayan bir çoğalmanın meydana geldiğini anlatır. tüm gerçeliklerin varlıkbilimsel olarak en yüce ilkeye bağlı olduğunu savunur. gerçeklikleri olan temel anlamına gelen hyposstatis yani tözlere ayırır. baba oğlu kutsal ruh tan oluşan teslis düşüncesinin arka planında da bu sezilir.
    bir-iyi en yüce basamaktır. evrensel ışığın kökenidir. tanrısal ruh bu kaynaktan çıkan ilk dalgadır ve tanrının ölümsüz düşünceler, idealar, şeyler ve zaman giderek soluk biçimler halinde aşağılara doğru sarkar. bu arada bir zaman tanımı yapılmış ki hastası oldum: zaman çokluklara ayrılan ve ruhun kendinden yetkinleşmesiyle oluşan ölümsüzlüğün suretidir. plotinos estetik düşüncesini de yine bu zeminde değerlendirir. madde bir-iyi'den ve formdan nasiplenemediği için salt yetersizlik ve eksikliktir. madde ilk kötüdür.
    plotinos'a göre en üstten alta doğru inen beş basamak üzerine kurulmuş olan dünya, içinde öznel insan ruhunun rol aldığı bir tiyatro sahnesidir. maddenin dünyasına giren ruh bir düşüş yaşar ve varoluşsal bir karar vermek zorundadır. ruh maddeye yani kötüye mi teslim olacaktır; yoksa çok katmanlı bir arınmadan geçerek kendisini maddeden kurtaracak mıdır? ikinci seçeneğe yönelen insan yurttaşlık erdemleriyle duyuların tutkularını sınırlayacak, düşünsel bir sıçramayla duyuları aşıp kavramsal düşünceye, oradan da duyular üstü iç görüye kavramların üstünde olana ulaşacaktır. bu anlık bir şeydir. bir-iyi ile birlik hali. düşünsel hayranlık içinde esrime yani kendinden geçme aanıdır. asla bir hayal değildir. meister eckhart ın mistizminde görülen ve nietzsche'nin 'arzu edilen en naif ve en inandırıcı' diyerek övdüğü aşamadır.

    porphyrius plotinos un öğrencisi. ve onun yaşam öyküsünün yazarıdır. onun geliştirdiği üçlü tanrı tasarımı kilise babalarını etkilemiştir.

    proklos yeni platonculuğun üçüncü büyük düşünürü. hegel onu diyalektiğin asıl öncüsü olarak görmüştür

    gnosis

    bilim demektir aslında. kilise babaları ile bir çatışma yaşamıştır. insan kötüdür, beden de kötülüğün tezahürüdür. madde ve ruh taban tabana bir zıtlık oluşturur. düalistik bir yapısı vardır. ruh ve madde; tanrı ile dünya hep keskin karşıtlıklar içerir
  • 3. kısım

    hindistan ve çine'e bakış

    hint düşüncesinin üç ana okulu vardır. hinduizm budizm jainizm
    bunlar dinle ilişkili disiplinlerdir. tanrının mutlaka yaratıcı yönünün olması gerekli görülmez.

    çin düşüncesindeyse ana ekoller taoculuk, konfüçyüsçülük ve yasacılıktır. bunlar kısmen dinsel kültür kısmen yaşam pratiklerinden doğan akımlardır. öğretilerde kutsal metinler ve kutsal kişilikler önemli bir yer tutar.

    hindistan düşüncesinde batılı anlamda ortaya çıkan mitos ve logos ayrımı oluşmamıştır.
    karma öğretisi yapılan tüm iyilik kötülüğün karşılığının alınacağını ifade eder ve nihai bir adalet düşüncesi geliştir. karma kader, eylem özveri anlamına gelen sanskritçe bir kelimedir. samsara öğretisi de ruh göçünü savunur ve bu düşüncenin bir parçasıdır. insanın şu anda evrendeki yeri daha önceki hayatlarında yapıp ettiklerinin bir karşılığı olarak ona verilmiştir.

    vedalar kutsal metinlerdir. mutlak ve kusursuz otoriteleri vardır.
    mahabbarata adlı destanın bir parçası olan bhagavadgita hinduların amentüsü gibidir ve insanın doğruluk dharma , zenginlik artha, haz kama, ve selamete çıkma, kurtuluş gibi mokscha dört unsurdan oluşan yaşam amacını dile getirir.

    insan bedeninde tutsak kalmış bir tür çekirdek boyut vardır, zarar verilmesi imkansız bir öğeye atman denir ve onun özgürlüğüne doğru gitmesi ve ilk kaynağı olan brahman la birleşmesi gerekir.
    bhagavatgita, o zamandan bu yana geçerliliği hiç değişmeden kalan eş değeleri üç kurtuluş yolu öğretmektedir:

    1. dharma : ahlaka ve dine uygun bir yaşam

    2. bhakti : tevazu ve sevgiyle tanrıya teslim olma

    3. juana : meditasyon

    mö den 500 lü yıllarda iki yenilikçi hareket göze çarpar
    reformist budizm ve jainizm. bu ikisi vedalar hakimiyetine ve kutsal kast sistemine karşı çıktıkları için dışlanmışlardır

    budizmmö 566 ile 486 arasında yaşadığı düşünülen genç bir soylu siddharta , budizmin kurucusudur. 29 yaşında lüks hayatından bıkar ve çileci bir yola gider. kast sistemi onun aradığı huzuru da verememiştir. bir tür derin içe dönüş ve acıyı da hazzı da sıfırlayan meditasyon uygulamaları sistemleştirir. buda aydınlanmış, selamete ermiş ruhtur. atman fikrini reddedip insanın ölümlü ve geçici olduğunu, tüm yaşamın acı deneyimi olduğunu ileri sürer. ölüm, yaşlılık, hastalıklar korku ve keder, en iyi hayata karşı duyulan hastalıklı arzunun terk edilmesidir. öteki bir dünya söz konusu değildir. niravana kurtuluşu getirir. ölüm bir lambanın sönmesi gibidir. kurtuluşun kutsal yolları sekiz maddede toplanır:
    zevkleri terk et, doğru konuş ve doğru davran, yani erdemli bir hayat, öldürme, yalan söyleme, çalma, zina etme ve sarhoş olma!

    jainizm

    vardhamana kasyapa ( mö 550-477) çağdaşi buda gibi ikinci kasta dahildi. içsel kurtuluşa erdiği için 'her şeyi bilen' anlamına gelen 'kevalin', büyük kahraman anlamındaki mahavira ve muzaffer ( jina, bu nedenle mritlerine jainist denmiştir) adlarıyla anılır. mahavira yeni bir düşünce tebliğ etmemiştir, bir öğretiyi yeniden kurmak istemiştir. yaralanmamak, çalmamak, doğruluk, iffet ve kanaatkarlık, beş temel olarak ilke olmuştur.

    çin'de üç ana akımdan söz edilebilir. toplumu savunan muhafazakar konfüçyüsçülük; toplumu eleştiren taoizm; hukuka ve devlete bağlı yasacılık
    doğacıların veya kozmologların okulu olarak da bilinen yin-yang ekolüne ait fazla bir bilgi ve belge bulunmamaktadır, en önde gelen temsilcileri zou yan dan kalanlar birkaç fragmandan oluşur. onun düşünceleri birbirine karşıt iki ilke tarafından belirlenir. karanlık, yumuşak, edilgin ve dişi olan yin; etkin, sert ve eril olan yang ( güneş ) ünlü değişimler kitabı bir tür kehanetler kitabı olup gezegenlerin konumuna göre doğaya uygun davranışın kurallarını anlamamıza yardımcı olur. siyasette atılan yanlış adımlar depremlere sel gibi felaketlere neden olur.

    konfüçyüsçülük mö 551- 479 arasında yaşayan çincede kong usta anlamına gelen kong zi ya da konfüçyüs bir gezgin ve serbest bir öğretmen olarak yaşamıştır. onun sonradan derlenen eseri sözler toplamı -lunyu -, feodal çağın ataerkil düzenini de içine alana çin geleneğini, öğrenmenin gücüne ve tümden evrenselci ahlaka ilişkin güvenle birleştirmiştir. lunya çin kültürünün temel kitabıdıryin-yang ekolü ile birleşen bu düşünce devlete yön veren temel öğretiyi meydana getirmiştir.

    taoizm ( daojia ) lao zi ya da laotse ( yaşlı usta ) konfüçyüs'ün çağdaşı olduğu söylenir. tao, yol anlamına gelir. kozmik anlayış bakımında tao en üstün dünya ilkesidir. o bir evrensel akıl ya da tanrı olarak anlaşılmamalıdır.

    laotse'den sonra en büyük düşünür zhuang zi dir.. ve adını güneyin çiçek ülkesinin gerçek kitabıadlı eserden almış ve wu wei- eylemsizlik- düşüncesini açıklamıştır. kasap bir hayvanı o kadar doğru yerden parçalamıştır ki et ve kemik kendiliğinden ayrılır. burada söz edilen edilgenlik değil, mevcut düzene uymak suretiyle hedefe zahmetsizce varmak yaklaşımıdır. taocu düşünce, konfüçyüsçü düşünceye ters olarak toplumu uygarlığın bozduğunu ileri sürer. bu durum j. j. raousseau nun tezlerini akla getirir.. taoculuk servet ve ünü küçümser, her şeyi kurallara bağlamak kozmostaki ahengi bozar, hesapçı düşünce doğa ile insanın arasındaki dengeyi sekteye uğratır. taocu yaklaşım köklere dönmeyi talep eder.. bir çocuğun doğal halindeki rahatlık, kolaylık ve önyargısızlık hali etkileyicidir ve aslında toplumun düzgün yönetilmesi için bir örnek görünümündedir.
    kişi ya basit bir köylü yaşamı seçecek ya da doğanın sağladığı tek başınalık duygusu içinde, mistik bir içe dönüşle yitirdiği ilkeyi yeniden keşfedecektir

    yasacılık ne tao ne de konfüçyüs der. bir hukuk ve devlet düzeni şarttır. sert cezalara, disiplin ve ödül sistemi vatandaşı sisteme uymaya istekli yapacaktır.. bunları yaparsak yasaları da kaldırırız. hükümdar da sarayının arka odalarına çekilebilir. yasacaılık sonraki dönemde konfüçyüsçülükle birleşmiş görünüyor.
  • 4. kısım

    aziz augustinus

    hıristiyanlığın ortaya çıkışı yeni bir vizyon yarattı. felsefenin karşısında şimdi vahiy vardı. vahiy tanrıdan geliyorsa kutsal metinlerin gerçekliğini araştırmak gereksizdi. ilk kilise babalarından olan tertullianus atina'nın kudus'ü; platon'un akademisi ile kilise arasında hangi ortak yanların olduğuna ilişkin bir tartışma başlattı. hıristiyanlığa göre tanrı dünyayı hiçlikten yaratmıştı, insan kökel bir günahla doğar ve dünyadaki iyi işleri sayesinde bundan arınırdı, bu dogmalar hıristiyanlar için artık tartışılır değildi. yine de filozof ''dükkanını kapatmamalıdır '' der heidegger , çünkü düşünür onlara sunulan verilerin doğruluğunu yalnız felsefi yollarla araştırmazlar. büyücünün çırağı örneğinde olduğu gibi, düşünsel araçlar da kendi yasalarına tabidir ve kendi dünya görüşlerini ortaya koyar. din pagan felsefesi için hem bir yardımcı araç olarak kullanmış hem de ona meydan okumuştur.

    hıristiyanlık ve pagan felsefe arasındaki ilişkiyi belirleyen en az sekiz model geliştirilmiştir; bunlar kısmen birbirini tamam, kısmen de karşılıklı olarak birbirini yadsır. bu modellerin çoğuna islam ve yahudi felsefesinde de rastlamaktayız.

    1. ilgilenmemek: dinsel düşünce gerçeği zaten bulduğu için başka bir hakikate lüzum duymaz

    2. bastırma : dinsel gerçeklik biricik gerçek olduğu için pagan düşüncenın yerini almıştır

    3. üstünlük: imanla elde edilen bilgi felsefi bilgiden üstündür

    4 ders verme ve uyarma: felsefenin hıristiyanlık öğretisine karşı ilgisiz kaldığı durumlarda, hıristiyanlık kendi dinine inanmayanlara daha büyük bir gerçekliğin yolunu açmaktadır.

    5. entegrasyon: hıristiyanlığın en önemli gerçeklerini felsefe daha önce bildirmiştir.

    6. alt düzeyli yardım: ( aşağı düzeyli uşak ) felsefenin kavram ve kanıtlarında kullandığı düşünsel araçlar nörtdür, din bunlardan yararlanabilir. felsefenin kanıtlarından kendi hakikatini göstermek için yararlanılabilir.. bu bağlamda diyalektik , üniversitelerde alt fakülteler; tanrı bilim ise tıp ve hukuk ile birlikte üst fakülteler arasında sayılmıştır

    7. otonom yardım: uşaklık eden felsefe. ortaçağda felsefe efendisi ilahiyatın arkasından eteğini tutmakla kalmamış, çoğu zaman meşaleyi efendisinden önde taşımıştır. ( kant ) teoloji ancak feslefenin yardımıyla gerçekliğe ulaşabilmiş ve önemli unsurlar söz konusu olduğunda hıristiyan inancı onun yardımıyla çözümler üretmiştir

    8. özerk feslefe: hıristiyanlığın üstün gerçekliğine karşın, doğruya bağımsız yoldan ulaşabilen özerk bir us/akıl mevcuttur.

    ortaçağda felsefenin görevi inancın öner sürdüğü görüşler üzerinde çelişkiye düşmeden, inandırıcı bir biçimde düşünmek olmuştur. felsefe dinin yönergelerini meşrulaştırmak zorundaydı. yatatılış öğretisi teslis gibi öğretilere dayanak olma. islam'da da yahudilik'te de benzer işlevler üstlenmiş felsefe

    aristo ve platon a özel bir yer verilmiştir
    bu çağda pagan/putperest antik düşünceyi hıristiyanlaştırma misyonu güdülmüştür.
    antik çağın hıristiyanlaştırılması aynı zamanda dinin de helenleştirilmesini gerektirdiçağın yeni felsefesinekilise babaları dönemiveskolastikolarak ikiye ayırabiliriz.patristik` adı da verilen kilise babaları dönemi aslında geç antikçağda başlamıştır.
    skolastik dönem ise 1500 lü yıllara kadar sürmüştür. bu dönem kendi içinde karolenj rönesansı - önskolastik, erken skolastik dönem 11. 12. yüzyıllar, yüksek skolastik 1200-1350 , ve geç skolastik 1350 den 1600 lere uzanan adlar almıştır

    hümanist petrarca nın haksız bir biçimde karanlık çağ olarak nitelendirdiği bu süre içinde, feslefenin merkezi akdeniz havzasından arap-fars kültürüne; kuzeye, frankların ülkesine ve britanya adalarına kaymıştır

    augustinus

    ms. 354 -430 arasında yaşamış vaiz, teolog, filozof ve piskopostur. latin köenli en büyük kilise babası,antikçağ düşüncesinden ortaçağa geçişte köprü rolü olan büyük düşünür. onun meydana getirdiği eser kelimenin tam anlamıyla bir çağın ruhuna damga vurmuştur.
    özellikle insan zihninin tanrı'nın ışığıyla aydınlatıldığına ilişkin öğretileri ve sürekli bir mutluluğun tek güvencesinin tanrı olduğu yönündeki düşüncesinin etkisi çok güçlü olmuştur. zaman, iradenin özgürlüğü, kökel günah ve inayet, teslis, iki krallık ( dünya ve tanrı krallığı ) hakkındaki öğretilerinin; ayrıca dünya tarihini kurtuluşun tarihi olarak yorumlamış olmasının çağın üzerinde bıraktığı etki çok büyüktür. bu öğretileriyle dünyevi yaşamın değerini büyük ölçüde azaltmıştır. insanın kişisel selameti daha önemli olduğuna göre, bu dünyadaki siyasi kurumların dağıttığı adalet için duyulan endişe arka plana itilmektedir artık. tanrının bağışlayıcılığı ve insanın yazgısının önceden çizildiğine ilişkin öğretilerinin etkisi yeni çağa kadar uzanmış; heidegger ve husserl de onun zaman teorisinden esinlenmiştir. felsefede ve dinde kaydettiği gelişimi itiraflar isimli eserinde dile getirmiş; bu yapıtıyla felsefe alnında yeni bir ebedi tür yaratmıştır

    zaman tartışmasını yapar, zaman ve sonsuzluk sorunsalını tartışır. bu açıklamada yeni platonculuğun bariz ve güçlü etkisi görülür. zaman hem bildiğimiz hem de bilmediğimiz bir kavram, bir boyuttur. zaman nedir bana kimse sormasa bunu biliyorum ama benden açıklama istendiğinde onu açıklayamıyorum, der. zaman zihin deneyiminin bir uzanımıdır. tertullianus un polemiğini umursamaz ve felsefenin temel düşüncelerini hıristiyan öğretisinin içine sindirerek kullanır. çok temel sorunlardaysa yanıtlara sadece us ile varmak istemez; varılan sonuçlarda önceliği hıristiyan öğretilerine tanır.
    augustinus, yanılıyorsam bile varım demiştir. tanıdık geldi sanırım. descartes i çağdaşları kopya çekmekle suçlamışlardır. augustinus platon gibi gerçek bilginin temelinde ideaların zihinsel dünyasının yattığını düşünmüştür. ama ondan farklı olarak philon ve plotinos ta olduğu gibi ideaların tanrının düşünceleri olduğunu ileri sürer.. o aslında sadece iki bilginin peşindedir: tanrı ve ruh. tanrım senin içinde huzur bulana dek huzuru olmayacaktır kalbimin.''

    kilisenin dışında hiçbir kurtuluş yoktur onun için...

    insan hem kendi eylemlerinden sorumlu, hem de tanrının inayetine bağlıdır.
    peki bu ikisi nasıl uzlaşacak. augustinus orta yolu arar. insan iyiyi istemekte özgürdür ama kökel günahı yüzünde iyiyi gerçekleştirme gücü yoktur. bu sadece tanrının inayetiyle mümkündür.

    de civitate dei tanrının devleti

    bu eser roma'nın gotlar tarafından yakılıp yıkılmasının - ms. 410 -günahını hıristiyanlara fatura eden paganlara verilen bir savunmadır. 380 de ilan edilen hıristiyanlığın devlet dini olması ile roma imparatorluğunun devlet düzeni arasındaki uyumun nasıl sağlanacağı sorusuna cevaplar arar. günahkar dünyanın temsil edildiği devlet babil krallığıdır. tanrı devletini ise kudüs temsil eder. aslında dünyevi devletler tanrı devletinin kötü bir kopyasıdır. sonsuz barış ancak tarihin sonunda tanrı devletinde gerçekleşecektir. onun bu yaklaşımı siyasi kurumların değerini düşürerek yalnızca insanın kişisel adaletini vurgular. siyasi augustinusçuluk öğretisi, ortaçağda hukuk ve devlet teorisiyle uzun süre çok az ilgilenilmesine yol açmıştır.

    skolastik

    bu felsefeye skolastik denilmesinin başlıca nedeni, bu eğitimin maddi bir yarar uğruna değil, sadece güçlü bir bilgi edinme arzsununun hilafına hizmet etmesidir.
    iman ve vahye dayanır.
    akıl ve otorite iki temel kaidedir.
    doğal akıl ve doğa üstü otorite arasında ortaya çıkan sorunlar, düşünceyi zorlayacak bir dolu çözümün ortaya çıkmasına neden oldu . abelardus önce kanıt sonra iman demiştir. sonunda aklı ve inanç arasında bir denge kurulmaya çalışılmıştır
    credo ut intelligam. kanıta ulaşabilmek için inanıyorum!

    canterburyli anselmus skolastiğin babası ünvanını almıştır. tanrı, o'ndan daha büyük bir şeyin düşünülmesinin mümkün olmadığı şeydir diyerek çok ünlü ontolojik kanıtını yazmıştır. bir nevi sadece düşüncede olan bir tanrı tanımıdır bu. sonraları kant, bir şeyin kavram olarak var olmasının onun var olmasını gerektirmediğini söyleyerek ikna olmadığını bildirmiştir
  • 5. kısım

    islam ve yahudi felsefesi

    islam düşüncesi el-kindi den ibni sina ve ibni rüşd e dek dört yüz yıl parlak bir dönem yaşadı. onlar da taassuba karşı mücadele vermek zorunda kaldılar. islam ilahiyatı kelam olarak bir okul haline geldi ve bu okulun rasyonalist bölümü mutezile de 860 lı yıllarda ezildiğinde akılcı islam hadise ve geleneğe dayanan düşünce karşısında büyük bir darbe aldı.

    harun reşid in oğullarından biri olan halife me'mun 830 yılında bağdat'ta beytül hikme - bilgelik evi- adlı akademiyi kurdu. burada platon, aristo, plotinos, porphyrios ve poklos'un felsefi metinleri dışında, kısmen yunanca kaynağından, çoğunlukla da süryanice çevirilerinden matematik ( eukleides), gökbilim ( ptolemeus ve en önemlisi de tıp metinleri hippokrates , galenos tan tercümeler yaptırdı.

    el-kindi ilk arap düşürlerindendir. bir felsefe dili kurmaya çabaladı. akıl üzerine adlı kitabında yunan düşünürlerinin kur'ana ters bir şey söylemediklerini ileri sürdü. örneğin tanrının varlığı hiçlikten yaratması akıl ile ulaşılabilecek fikirdir. akıl ve kur'an çatıştığında kur'an seçilmelidir.

    farabi (865- 925) için felsefe ve din gerçekliğin iki yönüdür. aristo'nun organon adlı eserini yeniden düzenlemiştir
    ibni sina (780-1037 ) kitabu'ş şifa en önemli felsefi yapıtıdır. el kanun fi't-tıb da onun tıp alanında yüzyıll boyunca başvuru kaynağı niteliğindeki çalışmasıdır. öz ile varoluşu ayırır. dünyanın olumsallığını vurgulayarak onun ötesinde bir yaratıcıyı kabul eder. ancak dünyanın ebedi olduğunu ileri sürer. . tanrı yaratma edimine devam etmektedir. insanların yeniden doğaca inancına karşı çıkmıştır. özgür iradeyi vurgulamış bir insanın duyuları olmasa bile zihinsel bir varlık olması halinde kendi varoluşunu bilebileceğini iddia etmiştir. uçan adam metaforu

    sonra gelen ve islam ilahiyatında tartışmalı bir etkiye neden olan imam gazali 1058-1111) mantıktan düşüncelerini temellendirmek yolunda faydalansa da felsefeyi kıyasıya eleştirmiştir. 1095'te yazdığı tehafütü'l-felasife de filozofları eleştirirken onları bazı yönlerden kınamıştır.

    gazali dokuz felsefe öğretisinin dinsel olarak hatalı ve yanıltıcı olduğunu ileri sürmüştür. üç tanesinin de tekfir gerektiğini hatta bunu söylemenin ölüm cezasını hak ettiğini de söylemiştir.
    - dünya yaratılmamış ve ebedidir.
    - tanrı genel olanı bilir özeli, bireyseli bilemez
    - ölümden sonra diriliş yoktur

    gazalinin birçok düşüncesi islam felsefesinin ölüm emri olarak tartışılmıştır. en azından bundan sonra müslüman filozofların işi zorlaşırken islam mistiklerinin altın çağı başlamıştır. örneğin bir mistik olan iranlı attar (öl.1230) kuşların öğdü adlı çalışmasında ruhun kendi özünü bulmak için yaptığı çile dolu yolculuğu anlatır.

    yeni platoncu bir şair, hekim ve filozof olan ibni bacebilginin cisimlerin görüntüsünün algılanmasından itibaren başlayıp basamaklar halinde tanrısal akla doğru yükseldiğini söylemiştir

    ibni tufeyl arap metninin en tanınmış eseri olan hayy bin yakzan adlı eserini ibni sina nın bir öyküsünden alarak kendi bilgi kuramını temellendirdiği bir hikaye olarak yazmıştır. bir robinson hikayesidir bu. ıssız bir adada yaşayan hayy kendi özünden taşarak tanrıyı bulur. bir peygamberin rehberliği olmadan aydınlanmıştır

    ibni rüşd (1126- 1188)

    hakim, filozof, varoluş zamanın bir noktasında gerçekleşmemiştir der. başlangıç zamana bağlı olmadığı için evren ebedidir. ibni sina nın varlık ve varoluş arasındaki yaptığı ayrıma karşı çıkar. koyu bir aristocudur. bireysel ruhların üstünde evrensel ve kozmik bir ruhun olduğunu, kur'an ın katmanlar içerdiğini ve bu katmanların çeşitli anlam varyantaları taşıdığını söyleyen ibni rüşd
    imam gazali ye tutarsızlığın tutarsızlığı adında bir reddiye yazmıştır. onun öğretileri yüksek skolastik dönemde hıristiyan ilahiyatında etkileri büyük olmuştur. ibni rüşd ün ardından bir duraklama dönemine girmiştir islam düşüncesi.

    yahudi felsefesi

    yahudi düşünce sistemi helenistik çğda yunan kültürüyle ilişkiye geçince başlamıştır. iskenderiyeli philon devrinde parlak bir dönem yaşamıştır. yahudi filozoflar genelde arap dilinde yazmış daha çok akıl ve vahiy ilişkisi üzerinde durmuşlardır. islam filozofları gibi onlar da yeni platoncu düşünceden etkilenmiştir. ishak israeli saaca ben yusuf, salomon ibn gabirol , yuda halevi, abraham ibni davut ve ibni meymun öne çıkan yahudi filozflardır.

    ibni meymun ibni rüşd ün çağdaşıdır. haham moşe ben maimom yahudi filozfların en büyüğü olarak değerlendirilir. yolunu şaşırmışlar için rehber adlı eseri yazmıştır. ibranicesi : more nebukim bu eserinde pagan inançlar, felsefe ve bilim yüzünden imanından kuşku duyan yahudilere hitap eder. eser üç bölümden oluşmuş ve kahire'de arapça ama ibrani alfabesiyle yazılmıştır. ilk bölüm de negatif teoloji yapılmıştır. tanrı pozitif olarak belirlenemez.. ikinci bölüm aristo nun etkisindedir ve devindirici bir tanrıyı açıklar . dünyanın yaratılmış mı yoksa sonsuz mu olduğunun cevabının mantıksal bir cevabı yoktur, kafat dindar bir yahudi olan meymun yaratılmş olarak kabul eder. üçüncü bölümün konusu insandır ve burada yahudi inancı olumlanır. iyilik, doğruluk ve erdem ile en büyük iyi olan tanrının bilgisine ulaşılır. eserin latince çevirisi albertus magnus, thomas aquinus, duns scotus ve yeniçağda spinoza üzerinde etkili olur.
    hem bir filozof hem de sofu bir yahudi olarak ibni meymun üç soruyla ilgilenmiştir: uygun bir şekilde ve mesafede tanrıdan söz edilebilmelidir; felsefenin dünyanın sonsuzluğunu ileri süren öğretisini yaratılışa inanan yahudilikle birleştirmek nasıl mümkün olur ve ahlaka uygun davranmak nasıl kanıtlanmalıdır. imanlı bir yahudiye yaradılış sorusunu bir öğrenciden aha fazla kişinin önünde açmak yasaklandığı için, rehber'i öğrencisi yasef ben yuda'ya mektup formunda, ancak ezoterik bir dille yazmıştır. onun ölümünün ardında iki kol sürüp gider; biri felsefenin sularında gezinirken diğer kabala 'ya vurgu yapar

    kabala daha birinci ve ikinci yüzyılda bir tür hahamlara özgü bilinircilik ( gnosis = edinilmiş bilgi olmayan, iç vahye dayanan, erenlere özgü düşünce sistemi ) olarak ortaya çıkmış ve on ikinci yüzyılın ikinci yarısında gelişme göstermiştir.

    musa'nın beş kitabı olan thora nın 'sırlarını' on kökel sayının ( pythagorasçı ) ve ibrani alfabesinin yirmi iki harfinin yardımıyla çözmeyi ve tanrının sayısız ismi üzerinden meditasyon yaparak tanrıya ve ibranice sözcüklerin sihirli gücüne yaklaşmayı amaç edinen kabala'nın kutsal yazınsal metninin bir yorumu zohar ( parıltı ) moşe de leon tarafından yazılmıştır.

    albertus magnus
    alman kökenli kilise babası.ibni rüşd e yanıtlar vermiştir.

    thomas aquinas

    elli yaşında öldü. doctor angelicus. bilgikuraminda hakim augustinuscu öğretinin yerine thomas, aristoteles ten esinlendiği öğretiyi kurmuştur. bütün bilginin kaynağı duyumlarla başlayan algılardır. zihin duyu algılarını soyutlar ve bilgi düşünsel bir forma dönüşür.

    tanrı kanıtları

    beş akıl yürütme yolu kullanır. quinque viae
    ex motu - devinim kanıtı: her hareketin çıktığı bir neden vardır. geriye doğru yapılan bir akıl yürüme bizi bir ilk nedene götürecektir. ılk neden tanrı'dir.

    ex ordine causarum- nedenler kanıtı: var olan her şey zorunlu olana bağlıdır. nedenler bir hiyerarsik düzen içindedir.bunlarin üstünde bulunan bir ilk neden vardır.

    ex corruptibilitate- kozmoloji- evrenbilimlsel kanıt: var olan her şey olumsaldır
    ( zorunlu değildir)
    zorunlu olmayan ise zorunlu olana bağlıdır. bu da, kendisi artık zorunlu olana bağlı olmayan bir ilk zorunluluğun olduğunu öngörür.

    ex gradibus pervectionum- değer öğretisi kanıtı: yeryüzünde iyi.dah iyi, kötü veya eksik seylerin varlığı dünyada mükemmel olanı da şart koşar.

    doğada bir ereksellik vardır, demek ki bu süreci izleyen saf bir akıl da mevcuddur.
    etil anlayışına göre mutluluk sadece öbür dünyadadır. us teoloji erdem sayar: inan, umut ve sevgi. insan politik bir canlıdır ve devlet toplumun mükemmel bir kurgusudur.

    evrenseller çatışması ve dil eleştirisi

    11. yüzyılın ikinci yarısında başlayan bir tartışma önem kazanmış ortaçağ'ın sonlarına dek hatta günümüze kadar ulaşmıştır . çatışmanın konusu: düşünmek-dil- dışsal ( nesnel ) gerçeklik üçgeni içinde veya başka bir deyişle özne- gösterge- nesne arasındaki ilişkidir.
    tür, (örneğin canlılar) veya cins kavramları ( örneğin insan ) gibi tümeller hangi formda var olurlar ve tekil nesnelerle, örneğin bireysel bir insanla münasebeti nedir?

    tümeller tartışması bilgi kuramını, dil ve doğa felsefesini, varlık bilim ve tanrı bilimi de ilgilendiren bir konudur ve kökeni antik çağ'a, özellikle platon ve aristoteles arasındaki görüş ayrılığına kadar uzanır.

    platon tümellerin olduğunu söylemiştir. bunlar tekil nesnelerden önce gelir
    aristo tümelin tekiller içinde olduğunu söylemiştir
    boetius tartışmayı ortaçağ'a taşımış ve iki görüşü karma yapmıştır: tümel'in nesneler içinde olduğu ve nesnelerden önce var olmadığı doğrudur. kafat düşünme edimi her zaman nesnelerden önce tümeli keşfeder.; nesneleri bilmeye uygun olarak düşünceye sunan tümellerdir. öylece tümel, şeylerden önce bilinmektedir.

    adcılık - nominalizm - şu yukarıdaki fikre itiraz eder. sizin tümel dediğiniz şeyler sadece düşüncede ve dilde var olur. gerçek olan yalnızca tekil şeylerdir
  • 6. kısım

    - rönesans, ruhun yücelmesi için bedenin acı çekmesi yaklaşımını temel alan katolik düşüncenin, feodal toplumun ve bütün bir orta çağ düşüncesindeki çarpık hiyerarşinin mengenisinden insanı kurtarmak ister. ilk ve özgün yüceliğe dönüş mitini taşır.

    - rotterdamlı erasmus ( 1469- 1536 ) filolog, ahlak filozofu papaz ve siyaset adamı. thomas more' a adadığı gülmece ve taşlama kitabı delilğe övgü sahte bilge keşişleri alaya alır ve iyi bir hıristiyan olmanın ve gerçek bilgeliğin niteliklerini açıklar

    - giordano bruno zeki ve kuşkucu napolili, özgürlük şehidi olarak anılacaktır. yeni platonculuğun etkisinde kalmıştır. tanrı'nın insan şeklinde gelme inancını -erkarnasyon- inkar eder. güneş merkezli kopernik tezlerini kabul eder. gezgindir aynız amanda. insan mikrokozmosdur. sofuca bir yaklaşımın yerine tanrısal doğanın bilgisinden taşan bir ahlak önermiştir.

    - niccolo machiavelli floransalı, devlet adamı. siyasetin kendi doğası ve ahlakı olduğunu savunan tartışmalı kişilik. kötümser ve pragmaya dayanan bir siyaset tezi geliştiren cumhuriyetçi

    - thomas more 1478- 1535 ) özel mülkiyet ve parayı ütopik bir ülkede gereksiz olacağını yazdı. marks'ın sınıfsız toplum düşünün esinleyicisi olmuştur. ütopya'da filozofun siyasetle ilişkisini de tartışır. lordlar kamarası başkanlığına seçilen ilk kilise dışı kişilik. sekizinci henry nin kilise siyasetine karşı çıkar ve idam edilir. 1935 te aziz ilan edilmiştir.

    - 16. yüzyıl da filozoflar ve bilim insanları kaotik bir zamanda yaşadıkları için her zaman sağlam bir zemin bulma dürtüsü duymuşlardır. descartesmatematik bir yöntemle bilgi kuramını geliştirmiş ve rasyonalist bir zemin inşaa etmiştir

    - francis bacon bir hukuk adamı doğa bilimci ve filozof. 1561- 1626) . kant tan önce akılcılık ve deneyciliği birleştirmeye çabalamıştır. aydınlanmanın habercisi olduğu söylenegelmiştir. bilgi kuvvettir diyerek sistemini özetlemiştir. yeni atlantis adlı romanı da ütopik bir metindir

    - descartes otuz yıl savaşlarının kaos ortamında felsefesini kurmuştur. düşünceyi sarsılmaz bir temelde kurmak istemiştir. analitik geometrinin de kurucusu olarak matematiğe katkısı büyük olmuştur. deneyciliği aklın bir destek sistemi olarak kabul etmiştir. yürüttüğü düşünce deneyince kuşku duyan bir varlığın oluşunu var olmaya kanıt olareak görmüştür. matematiği ve doğa bilimini neden dolayı metafiziğe dayandırdığı eleşitirilmiştir

    - pierre gassendi descartesin çağdaşı ve hasmı. matematikçi, doğa filozofu ve ilahiyatçı. mutlak iddiasında olan kartezyen bilgi kuramına karşı çıkmış.

    - montaigne edebi değeri yüksek denemeler inin yanında avrupa ahlakçılığının öncüsüdür. ancak dayatmacı bir ahlak değildir bu, insanı olduğu gibi kabul eden bir ahlakçıdır o. hayvan haklarından bile bahsetmiştir

    - thoma hobbes rasyonalist - akılcı bir filozof olsa da felsefesinde deney ve duyuma - ampirizm- da yer vermiştir. felsefi sisteminin temel kavramı matter in motion devinen maddedir. insanlar gibi hayvanlarda da devinim ve algılar vardır ancak insan us/ akılla da donatılmıştır. kaos dolu bir zamanda inglitere deki yaşamı onun sert ve ödünsüz bir devlet gerekliliğine eğilimli yapmıştır. aslında devlet de yapay bir insandır. tevrat'ın eyüp kıssasında geçen deniz canavarı leviathan hobbes'un meşhur devlet otoritesini temsil eder. mutlak güçlü devlet görüşü eleştirilse de sözleşme söylemi bugünkü siyaset felsefesinde ona bir yer ayrılmasını gerekli kılmıştır

    blais pascal (1623- 1662) kalbin kendi kanıtları vardır ve akıl bunlardan habersizdir. dinsel söylem ile hayattaki mantıksal çelişkileri aşmak ve yüce olanın izlerini görmek için matematiksel yöntemi kullanmayı seçer. basit ama hayati bir bahis açar. evet , dünyada bir tanrıyı görmek zordur ama ebedi bir saadet için tanrıyı seçmek en iyi bahistir.

    baruch de spinoza radikal rasyonalist. o artık kuşkuları giderme peşinde değildir. iyi olana yönelmektir asıl amaç. tanrı ne descartes'te olduğu gibi doğrunun güvencesi; ne de pascal da olduğu gibi 'yakup'un ibrahim'in tanrısı'dır. tanrı yetkin ve tek bir töz'dür. her şeydir ve her şeyin içindedir. causa sui sebebi kendinden olan tanrı.
    devletin görevi barışlı güvence altına almaktır. gücü sınırlanmalıdır. ifade ve konuşma hürriyeti esastır. olabildiği kadar çok insanın kurduğu örgütlerle devlette bir denetim mekanizması oluşturulmalıdır.

    john locke ingiliz ampirizminin kurucusu. doğuştan gelen bilgi olmaz, sadece bazı yetenekler doğuştandır. insan zihni doğduğunda boş bir levhadır. insan sosyal bir varlık olarak yaratılmıştır, tanrı bu yüzden insana dil vermiştir. dille anlaşma sağlanır.
    devlet ve kilise başka kurumlara burnunu sokmamalıdır. devlet kiliseye karışmaz ve kiliselerin de iktidar yetkileri yoktur. toplum sözleşmesine vurgu yapar ve kuvvetler ayrılığı ilkesini savunur.
  • 7. kısım

    george berkeley 1685- 1753 )

    - teolog ve filozof. 1710'da (bkz: insan bilgisinin ilkeleri üzerine) adlı eseri yazmıştır.
    bilinçten bağımsız maddesel bir tözün olduğunu kabul etmez
    duyularla algılanabilen şeylerin varlığı -esse- , bunların algılanmasına - percipi- bağlıdır. yani şeylerin varlığı onları algılayan zihinden bağımsız olamaz.
    bu idealist fikri çürütmek için kant, arı usun eleştirisi nde özel bir bölüm ayırmıştır. atezmi alt etmek isteyen berkeley, felsefi konumu tartışmalı bir düşünce olan tanrı'nın var oluşu üzerine kurmuştur. sonlu bir zihin tarafından algılanmasalar da nesnelerin var oldukları yönünde yapılan itirazlara karşı, nesnelerin sınırsız bir zihin, yani tanrı tarafından algılanmalarının mümkün olduğunu iddia etmiştir

    david hume ( 1711- 1776)

    insani bilimlerin newton'u olmak istemiştir.bu sebeple mantık- matematik gibi sistemli disiplinlerin dışında kalan bütün bilimlerin, hatta felsefenin bile ''deneysel'' yani ''gözlem ve deneyi üstüne temellenen yöntemselliğe'' uymak zorunda olduğunu ileri sürmüştür. hume ayrıca locke ve berkeleyin duyumculuk felsefesinden kuşkucu çıkarımlara varmıştır. bu kuşkuculuk nedeniyle bilgi kuramı bilgi eleştirisine dönüşmüştür.
    hume, bilimdeki gelişmeleri de psikolojik süreçlerle ilgili olduğunu söylemiştir. bilgi eleştirisinin özünü nedensellikteorisi oluşturur.
    nedensel düşünme eyleminde iki olay arasında zorunlu bağlantıyı kuran unsurlar bulunur. bu bağlantıyı kuran ilk unsur zamanda önceliği olan olay veya etki kendinden sonraki tepkinin nedenidir. şimşek, gök gürültüsünün; ısı da karın erimesinin nedenidir. hume ise bu durumun bilgisine deney yoluyla ulaşılamayacağını ileri sürmüştür. zorunlu nedensellik ilişkisini öğrenmek mümkün değildir.
    hume, bilimin nesnel bir temeli olduğunu reddetmesine rağmen radikal bir kuşkucu sayılmaz. ılımlı bir kuşkucu diyebiliriz onun için. gündelik hayatımız dolduran alışkanlıklar önemlidir ve biz insanlar belli bir nedensellik ilişkisi içinde yaşamaya alışırız. common sense sağ duyu iyidir ama hume insan aklının pek de matah işlemediğini söylemek ister, belki de.
    onun bu ılımlı kuşkuculuğu kapsamlı bir din eleştirisi yapmasına da sebep olmuş ama yazdıklarını kilise ile uğraşmamak için ölümünden sonra basılmasını istemiştir.

    - insanbiçimçi tanrı anlayışını eleştirmiş ve kabul edilemez bulmuştur.
    - dünyadaki planlı düzenden hareketle bütün evrenin düzenli ve planlı olduğu bilgisine varılamaz
    - görünür düzeni ölçü alarak bu düzenin bir aklı tarafından inşa edildiğini, ileri süremeyiz.

    ımmanuel kant

    rastyonalist ve ampiristler kavgasına son vermek istemiştir. bunu yapmak için ve metafizik'i ''bilimin güvenli yoluna'' sokabilmek için tanrı, özgürlük v e ölümsüzlük gibi metafizik soruları o an için geriye atarak önceliği şu soruna verir:
    metafizik gerçekten bir bilim olabilir mi

    o eski metafiziğin temellerini sarsarken yeni bir metafiziğin temellerini atmıştır ve bu cümleden olmak üzere üç soru sorar:

    - ne bilebilirim ? aklın sınırları, işleyişi, yargılanması
    - ne yapmalıyım ? hukuk, nasıl davranmalıyım, ahlakın ilkeleri nelerdir
    - ne umabilirim ? tarih ve din

    bu üç soru insan nedir sorusuna yanıttır. ve özetimizin de sonudur