şükela:  tümü | bugün
  • ihsan edici ağız..üstadın ağzı.. sağlam bir mehaz.. meşk ettmek için... fem-i üstaddan ahz etmek...telemmuz etmek..öğrenmekten ziyade almak ya da kapmak için başvurulan sağlam kaynak...

    gurur ve sadakat üzerine kurulan bu pedagojik övünç, karşılığını her disiplinde bulur..

    ehli birilerinden tekmil etmek ama diz döğe döğe
    fem-i muhsin yani tedkik ve taklid eyleminin aracıdır. o ustanın rahle-i tedrisine diz çökünüz
  • terbiye edilmiş bir ağız da diyebiliriz efenim. salt okumak hiçbir şeydir, doğru icrâ ve doğru telâffuz ise her şey. bu icrâ biçimini prensip eylemiş hânendelerden mûsikî, hâfızlardan da kur'an dinlemek ne lâtiftir. öğretenin rahle-i tedrisine yüz sürmek ise elzemdir.

    (bkz: mahreç)
  • mahmud erol kılıç hocaya göre; kuran'ın ilk olarak hemen yazılı kağıda dökülmek yerine ezberlenmesinin de sebebidir. mânâ koşa koşa yazıya geçirmek yerine hıfz edilip içselleştirilmeli ve böylece fem-i muhsinden fem-i muhsine aktarılmalı, araya şeytan girmemelidir.
    çünkü aslında elimizde tuttuğumuz kitap da kur'an değil, mushaftır.
    kur'an, insanla ikiz olan ruhtur. ete kemiğe bürünürse insan olur, kağıda bürünürse mushaf. bu yüzden mana maddeden önemlidir, ilk olarak yazılmak yerine ezberlenmiştir.
  • ağız anlamına gelen fem ile işinin ehli olan kişiyi ifade eden muhsin kelimesinin terkibiyle oluşmuş kavram/deyim. işinin ustası, güzel ve ehil ağız yani.
    "musiki fem-i muhsinden öğrenilir" der üstad bekir sıtkı sezgin. ruberu yani yüz yüze eğitimdir işin aslı. sanat, erbabının bir araya geldiği meclislerde öğrenilir der nazife şişman da ekrandan öğrenilmez.
    aynı şekilde "ilim mahfil işidir" sözü de benzer bir noktaya işaret eder. ilim, sanat, felsefe ortam işidir, meclislerde olgunlaşır, pişer. ustanın dizinin dibinde, rahle-i tedrisinden geçerek sanatkar olunur, youtube videolarından izleyerek değil.