şükela:  tümü | bugün
  • tek bir hamleyle adamın ciğerini söküp, yere atarak, kırmızı topuklu ayakkabısının on santimetrelik topuğuyla ezen kadındır.

    ‘’merhaba, yakın bir zamanda ağzınıza sıçacak kadın benim.
    önce doymak bilmez egonuzu beslemeye başlayacağım. ağır ağır çıkacağım merdivenleri. pes etmeyeceğim. siz yavaş yavaş, belki farkında olmadan yenilirken ben kadehimi dudaklarınızdan sızan kanla dolduracağım.
    kelimelerimin büyüsüyle eridikten sonra, gözlerimi devreye sokacağım. hatta gerekirse ellerimi. önceleri değersiz iki çakıl taşı gibi duran bu gözler yavaş yavaş hafızanızın en derin kuytusuna mıhlanacak. farkında olmayacaksınız ama bir ergen edasıyla, anlamsız şiirler bile yazacaksınız bu gözlere. ellerim ise yeri gelecek güvercinlere yeri gelecek kelebeklere benzeyecek.
    sonra birden bedenim ilginizi çekmeye başlayacak. sıradan bir kadından farkı olmayan bu beden, kusursuz bir michelangelo heykelini hatırlatacak size. altında sizin için atan bir kalp olduğunu sandığınız sol göğsüme kilitleneceksiniz önce, sonra egemenliğinizi ilan etmek istediğiniz bir kutsal toprak olarak gördüğünüz kasıklarıma. siz çıldırdıkça ben zevk almaya başlayacağım. ve işte o an geri çekileceğim. bir kere tadını aldığınız mor salkımların lezzeti dünyayı yaktıracak hale getirecek sizi. delireceksiniz.
    ben kaybolacağım bir süre. siz on evrelik bir bağımlılıktan kurtulma operasyonuna girdiğinizde, daha ikinci evrede geri geleceğim. aklınız karışacak ama dayanamayacaksınız muhteşem varlığıma. sizi dünyanın en mesut adamı yapacağım. aşktan çiçek açacaksınız.
    artık zehrin bir panzehiri olmadığını anladığımda, kanınız temizlenemez bir şekilde kirlendiğinde yok olacağım. gitmeden kalbinizi kıracağım. paramparça olacaksınız. ama nefret edemeyeceksiniz benden. en fazla gözyaşı dökecek ve kendinizi suçlayacaksınız. size tavsiyem o gözyaşlarınızı biriktirmenizdir. zira ardımdan kendinizi vuracağınız rakı sofralarında, rakınıza su olacak o gözyaşları. öyle bir vuracağım ki artık rakının tadı bile kalmayacak böylece.
    üzüleceğim ama geçecek.’’ diyebilen kadındır.
  • hayat karartır.

    bundan 20 sene kadar önce, bir arkadaşım öğretmenliğinin ilk günlerinde bir kız meslek lisesine tayin edildi. yakışıklı biri. doğal olarak öğrencilerin dikkatini çekiyor. bir tanesi gelip gidip yakınlaşma eğilimi gösteriyor. bizimkisi de zaten konumu gereği dikkatli olmaya gayret ediyor, bir de öyle taraklarda bezi olmayan bir kişilik sahibi. kız bir geliyor, iki geliyor. bir gün merdiven arasında bunu yalnız yakalıyor ve "ben size deli gibi aşığım, düşünmeden edemiyorum, nolur aşkıma cevap ver, seni şöyle mutlu ederim, böyle mutlu ederim" diyor. bizimkisi kıza nasihat ediyor. yaptığının yaşına bağlı bir duygusal sapma olduğunu, akıl ve mantıktan uzak olduğunu, bir öğrencisiyle böyle bir şeyi asla düşünemeyeceğini, zaten de düşünmediğini, kendi yaşıtı birisiyle sözlü olduğunu ve evlenmeyi düşündüklerini tatlı bir dille, kızın kalbini kırmadan anlatmaya çalışıyor. kız boynunu büküp ağlayarak uzaklaşıyor. bizim çocuk kurtulduğunu zannederken, kız daha da saldırgan bir üslupla etrafından dolanmaya devam ediyor. uyduruk bahanelerle, gömleğinin düğmeleri iliklenmemiş, eteği neredeyse beline kadar çekip sharon stone tarzı hareketler filan... bizimki nasıl yapıp da kurtulacağını düşünürken, kız bunu bir gün yine tenhada kıstırıyor. kendisiyle hemen şehvetli bir şekilde öpüşmezse çığlığı basacağını, üstünü başını parçalayıp kendisine tecavüze yeltelendiğini haykıracağını filan söylüyor. çaresiz bizimki yanağına bir öpücük kondurup, "biraz sabırlı ol, güzel günler bizi bekliyor" diye kızı kandırarak uzaklaşıyor.

    sonra?

    o gün istifa edip öğretmenliğe veda...
  • baştan çıkaran,kötü yola iten kadın demektir.diğer bir deyişle şeytanın sağ kolu gibidir.
  • kadınların çoğunda bulunan bir moddur bazılarında dogustan on dur.
  • fettan kadın.
  • hukumet gibi hatun, entrika kadini etc
  • bir femme fatale’ in çantası: göz kalemi, ayna, peruk, diş, ruj, tabanca, pasaport, güneş gözlüğü. bir femme fatale’ in masası: bir kadeh armagnac, bir paket gauloises, şehir meydanı manzarası, cep telefonu. bir femme fatale’ in yatak odası: et ve parfüm kokusu, ayakkabılar, duke ellington plakları. bir femme fatale’ in yatağı: çocukluk anıları, beyaz çarşaf, kullanılmış prezervatifler, kibrit çöpleri. bir femme fatale’ in ezberindekiler: fotoromanlar, babanın yüzü, annenin mezarı, les chants de maldoror’ un beşinci şarkısı.
  • gizemli kişiliklerin ilgi çekmesinin en öne çıkan psikolojik açıklaması, ilgi duyanın, kendisini o gizemin ya da bir tür bilmecenin çözücülüğüne kendisini layık görmesinden dolayı, bir başka deyişle egosunun anlık haz ihtiyacının giderilmesidir. bu karmakarışık bilmeceyi çözdüğünde, o karmakarışık bilmecenin yaratıcısının büyük bir saygı duyacağını ve onun da bilmeceyi çözeni kendisine layık göreceği umuduna kapılır. bir de femme fetale diye bir kavram var, fettan, baştan çıkaran şuh, hadi biraz daha ağır bir dille ifade edelim: yatakta orospu olan kadınlar. film noir dediğimiz karanlık filmlerin vazgeçilmez karakterlerinden biri olan femme fatale'lar erkeği hırs ve tutkuları aracılığıyla kendilerine bağlayıp sözüm ona düzenli hayatlarının içine ederler, ailelerini dağıtırlar ya da en kötü ihtimalle öyle bir aşık olur ki bu erkekler, o kadını bir anda hayatlarının en merkezine yerleştirmekten kaçamazlar. kaçamazlar desem de o kadında kendilerini sürekli çeken bir güç vardır, anlamlandıramazlar da. birlikte olmaları gereken kadın, toplumun ön gördüğü saten, dantelli gecelik giyen, giyinmesini oturmasını kalkmasını bile hanım hanımcık bir kadındır halbu ki. ama eşleriyle el ele dolaşırken gözleri, kalpleri ve bilimum başka organları o koyu renk ruj sürmüş, ağır göz kalemleri kullanmış, g-string ve jartiyer giymiş, bir elinde içkisi diğerinde sigarası olan serseri marla singer'lara kaymaktadır, hani o yanına yakıştıramadığı ve birliktelik yaşasa da yakın çevresinden saklamaya özen gösterdiği femme fatale'lara. edward norton bu yüzden kişilik bölünmesine uğradığı fight club'da marla ile sevişirken bu misyonu her zaman alter ego'su tyler durden'a yüklüyor. lost highway'de bu yüzden fred bir anda karşımıza pete olup çıkıveriyor. blue velvet'ta jeffrey oedipus kompleksi bir aşama daha ileri götürüp gereği annesini bir orospu olarak görmeyi arzuluyor. foucault, femme fatale'lara duyulan bu gizli tutkunun psiko-analizini şu şekilde yapıyor: cinselliğin toplumda bastırılması ve düzene sokulması nasıl fethedilmesi gereken gizemli, nüfuz edilemez mevcudiyet olarak cinselliğin kendisini yaratıyorsa, ataerkil erotik söylem de erkek kimliğinin karşısında kendisini öne sürmesi gereken bilinçaltısal bir tehdit olarak femme fatale'ı yaratır. kuşkusuz, femme fatale'ın halüsinasyona yol açtığını düşünebileceğimiz, onun bir erkeğe bu direk yaklaşımının yine mazoşist bir erkek fantazisinin gerçekleşmesi olarak görebileceğimiz gibi hegel farklı bir paradoksla yaklaşmış konuya: bazen, bütünsel kendi kendini teşhir ve kendi kendine saydamlık, yani arkada herhangi bir gizli içeriğin olmadığının farkında olmak, özneyi daha da bilmecemsi kılar. bazen bütünüyle açıksözlü olmak ötekini kandırmanın en etkin ve kurnaz yoludur. bu nedenle, neo-noir femme fatale karşı konulamaz baştan çıkarıcı gücünü zavallı eşi üzerinde uygulamayı sürdürür - stratejisi ona doğruyu açıkça söylercesine içgüdülerini direk göstererek onu kandırır. erkek bunu kabullenemez, o soğuk yönlendirici yüzeyin arkasında "kurtarılması gereken altın bir kalp" olduğuna inanır. çünkü maruz kaldığı toplumsal ve ahlaksal diktalar nedeniyle femme fatale'ı asıl yaşamak istediği yaşama kavuşamamış ve akabinde kendi içerisinde başka bir kişilik olarak görmeye başlar. bir altın kalp, sıcak insani(!) duygular, onun soğuk yönlendirmeci yaklaşımının sadece bir savunma ve saklanma stratejisi olduğu inancına umutsuzca tutunur. hegel'in paradoksu şudur: "aslında sadece soğuk yönlendirmeci bir sürtük olduğun halde, neden bana sadece soğuk yönlendirmeci bir sürtükmüşsün gibi davranıyorsun?" üst ve alt sınıfların sorumlu tutulmadığı o ahlak kurallarının yoğun baskısı altında toplum bireyleri, kendilerini topluma ,gerçekte oldukları kişi olarak değil başka bir formda göstermektedir zira. femme fatale konusunda en hoşuma giden benzetmeyi ise slavoj zizek yapmış: "femme fatale; doğrudan, dilsel ve fiziksel olarak açık sözlü saldırganlıkla, doğrudan kendi kendini objeleştirmesi ve kendini kullanmasıyla bir orospunun bedenindeki pezevenk zihniyeti olarak betimlenebilir. çok yalın ve mantıklı bir benzetme, pezevek orospusunu pazarlamak ister, beğendirmek ister. orospu kendi kendinin pezevenkliğini yaptığında ise kendini pazarlayan ( negatif anlamda pazarlamak değil) bir orospuya dönüşmekte. sabah sabah lan ben neyse, işte bunlar hep aksiyon
  • fr. ölümcül kadın
  • (bkz: lou salome)