şükela:  tümü | bugün
  • turkcesi gorungubilim'dir
  • telaffuz ederken semsi pasa pasajinda sesi buzusesiceler etkisi yaratan, beyinde hasara yol acan sozcuk.
  • herseyin kendine dönme girisimi oldugunu söyleyen,güncel yasamdaki nesne ve olgulara radikal yaklasimlari kapsayan felsefi akim
  • husserl'e ait olan fenomenoloji olgular dünyasını algılamada "nomen"ler ve "fenomen"lerden yararlanır.. bir nevi kainata "mana-i harfi" ve "mana-i ismi" cihetiyle bakar..
  • dilimizin ucuna kadar gelip söyleyemediğimiz şeyleri irdeleyen bilim*. *
  • husserl fenomenolojisinin felsefe görüşü şöyle özetlenebilir: pozitivizmin en büyük hatası, yalnız duyusal ve bireysel verileri ele almış olmasıdır. oysa fenomenoloji genel objeleri düşünme ile kavramak ister. yani, fenomenolojinin ele aldığı konu, algısal ve deneysel nesneler dünyası değildir, tersine nesnelerin özüdür. bir örnekle; "önümde duran masayı ben duyularımla kavrıyorum. bu deneysel bir kavramadır. ama masayı bütün duyu verilerinden soyutlarsam, geriye yalnız masa ideasi kalır ki , bu masayı masa yapan düşünsel özdür. başka bir deyişle, masayı bana bildiren duyusal niteliklerinden, renginden, sertliğinden, mekanda yer kaplamasından soyutlarsam, geriye kalan fenomen denilen özdür. fenomenoloji bu özleri araştırır.
    fenomenolojinin peşinde olduğu kesinlik sokrates’ten beri ardına düşülmüş bir kesinliktir. öyle ki, husserl’e göre felsefedeki sokates-platon devriminde olduğu gibi, yeni çağın başlarındaki skolastiğe karşı bilimsel tepkilere, özellikle descartesçı devrime böylesi tam bilinçli bir kesin bilim olmayı isteme egemendi.
    pozitivizme ve ampirisizme karşı çıkan fenomenoloji, bilgi, varlık, değer felsefeleri gibi alanların hepsiyle uğraştığı için tümel bir nitelik taşır. bazılarına göre ise bir felsefe akımı olmaktan çok, bir felsefe yöntemidir. bu akım da diğer felsefe akımları gibi öz-nesne ilişkisinden yola çıkar. neden-sonuç ilişkisi içinde ele alınan doğa yasaları, husserl’e göre, belli bir takım koşullar altında elde edilen sonuçlar ışığında bir kesinlik değeri taşırlar.. koşullar değiştiğinde ise, farklı sonuçlar elde edilecek ve doğa yasalarının genel geçerlilik iddiaları söz konusu olamayacaktır. bu nedenle de nesneler dünyası ancak rastlantı kategorisiyle kavranabilir husserl için. ampirik olarak algılanan nesneyi yadsımayarak, tam tersine onu kayıtsız şartsız kabul eder ve dünya her türlü kuşku ve yadsımaların üzerinde varolarak, dünyanın bu biçimde kabulüne fenomenoloji ‘doğal tavır’ gösterir. dünyanın varoluşunu bu şekilde kabul eden doğal tavır içeriğinde adeta naif ve dogmatik bir realisttir. bu da pozitivizm ve ampirisizm ile buluşan bir düşünce izlenimi yaratır.
    husserl’de fenomenolojik bakışın üç basamağı vardır. birinci basamak, reel içkin ya da aynı şey demek olan tam kendine verilmişliğin kuşku dışı bırakıldığı, her türlü aşkın koyumun dışarıda bırakılıp fenomenolojik indirgeme yapıldığı aşamadır. (‘verilmişlik’, var dediklerimizin olsa olsa özneye, bilinç edimlerine verilenler olduğu, bunun ötesinde bir varolandan söz edilemeyeceğini anlatmak üzere kullanılmış bir kavramdır.) ikinci basamak, descartesçı cogitiatonun fenomenolojik indirgemeye tabi tutulduğu basamaktır. descartes, kesin bilgi arayışında, kendisinden yola çıkılacak şeyin ‘düşünen ben’ olduğunu söylemişti. husserl’e göre ise zihinsel etkinlikte bulunan ben, nesne, zaman içindeki insan, şeyler arasındaki şey vb. saltık verilmişlikler değildir. zihinsel etkinlikte bulunan ben de fenomenolojik indirgemenin alanına girecek, ayraç içine alınacaktır. üçüncü basamak, saf apaçıklığı veya kendi kendine verilmişlik çerçevesi içinde bütün verilmişlik biçimlerini ve tüm bağlaşımların araştırıldığı, sonra da hepsi üzerine aydınlatıcı bir çözümlemeye gidildiği aşamadır.
  • bilimde iki tip teori vardır. birincisi mikroskopik teoriler ikincisi fenomenolojik teoriler (ikincisini ağzında bisküvi varken söyleyebilene aşkolsun).

    birincisi sistemin yapı taşlarından başlayarak yukarı tırmanır. misal eğer psikolojiciler akıllı olsaydı ve diyebilseydi ki "arkadaşım beyinde neron hücreleri var, buradan madde giriyor, şuradan elektrik çıkıyor dolayısıyla sen böyle akıl fikir yürütüyorsun, sen şöyle düşünüyorsun" işte bu mikroskopik bir teori olurdu. dadından yinmezdi.

    halbuki sistem bunu yapabilmek için müsait değil. anasının amı gibi. o noktada öyle bir yapıtaşı uydurup öyle varsayımlar sallıyoruz ki deneysel verileri hiç olmazsa öyle açıklayalım. "efendim süperego alttan tazzik yapar, bilmemne kompleksi üstten iter dolayısıyla bizler böyle davranırız" diyen bir kişi fenomenolojik teorilerin adamı olmuş demektir. bu tip teorilerle alttan yukarı tırmanmaz, yukarıdan başlayıp alttaki yapı taşlarına varırız. misal yarın birgün adamımız der ki "süperego tazziki yalanmış meğer. on tane tontoroton yan yana geldiğinde süperego-imişçesine davranıyormuş bazen".

    fenomenolojiyi hakir görüyorum gibi zannedilmesin. haşa. diğerinden çok severim. alabildiğine sallamak zevkli. çözmeye uğraştığın şey daha karmaşık. aksiyon daha fazla. bir de akıllı olmak lazım: mikroskopik teoriler biraz bilek gücüyle işliyor. oturup tane tane atom sayıyorsun.

    betonarme bina da daha sağlam mesela, ama güzel değil.
    barış ve kardeşlik rüzgarları essin bir de.
  • felsefede ilk kez lambertin neues orgonon eserinde kullanılmıştır