aynı isimde "ferhat ile şirin" başlığı da var
şükela:  tümü | bugün
101 entry daha
  • sekizinci bölümüyle final yapmasına karar verilmiş.

    cansu dere ve tolga sarıtaş bu berbat senaryoyu nasıl kabul etmiş, aklım almıyor. fazilet hanım bile çoook daha düzgün, tutarlı bir diziydi. bu dizide aşırı saçma, aşırı zorlama klişe olaylar oluyor. hüsrev'in birinin taklidi yapmak istermiş gibi çıkardığı sahte kalın ses en büyük falsolardan. mafya takımının tamamı 3 paralık kötü oyuncular. hüsrev'in oğlu oyunculuk açısından aşırı berbat, 100 lira daha verip daha yetenekli birini oynatsaydınız. istanbullu gelin'deki konağın rengini değiştirip içine sıçmışlar bir de.
  • senarist tanıdık da değil ama banu karakterini yazarken benden başka kimseden ilham almış olamaz.
    böyle buzlar kraliçesi bir kadın, masum delikanlı ayaklarına yatan ikiyüzlü bir sinsi yılan karşısında ancak bu kadar kaportayı dağıtabilirdi.
    ulan kırk yıllık masumiyet müzesi gibi kızkardeşi laf anlatmaya çalışıyor, banu fikirsizi gidip üç günlük dallamaya inanıyor, niye, çünkü çok süper harika bi insan ferhat, çünkü pırlanta gibi çocuk, yalan söylemez, oyun oynamaz, arkadan iş çevirmez, yanlış yapmaz! ya sen ne de güzel kendini kandırıyorsun banucum ya, ne güzel de ipe sapa gelmez açıklamalar uydurup vasıfsız herifi baş tacı ediyorsun.
    herkese kök söktürüp bir tane sahtekarın elinde mundar oluyorsun...neyse, elbette sen de yere çakılıp kendine gelirsin.
    işte bu dizinin tutmamasının en önemli nedenlerinden biri de bu, karakterlerde en ufak bir derinlik yok. yoksa klişelere boğulmuş olması bir şeyi değiştirmez, hele de elimizde klişelerin tillahıyla dolu rezil bir dizi olmasına rağmen tutan bir zalim istanbul örneği varken.
    banu gibi güçlü bir karakter yazıp çeyrek bölümde ferhat gibi bir kütüğümsüye aşık ediyorsun, ama bu izleyiciye geçmiyor. yoksa mesele tiplerin uyuşmaması da değil, öyle güzel hikaye yazarsın ki, fatmagül’ün yengesiyle behlül bile uyumlu bir çift olur. ama yazamayınca güzel kadınla yakışıklı adamı bile tutturamıyorsun birbirine.
    şirin hanım tasavvuf müziğiyle ilgileniyor, ney üflüyor, beri yandan dünyanın en yüzeysel insanı, beş yaşında çocuk gibi ortada dolanıyor. neden o bebeyle nişanlı, neden mücevher tasarımcılığı okuyor, bir kez olsun felsefesine dair bir kelam duyamadık. ben bu şirin’in mi ferhat’ına kavuşamamasına üzüleyim?
    ben o bencil, kaba, faydasız, oyunlu ferhat’ın mı anasından ayrı düştüğüne yanayım, sevdiği kız yerine ablasına abanmak zorunda kalmasına dertleneyim? bu ferhat banu’yla halvet olmadan, şirinle yakınlaşarak da gayet o ailenin içine girebilirdi. bu ferhat her boktan anlıyor da neden bir okul okumamış? anasını yıllardır arayan adam bir buçuk bölümde geldiği aşamaya çoktan varamaz mıydı?
    banu hanımzade yıllardır aile bildiği, burnunun dibindeki hüsrev’in şehnazla yaşadığını nasıl bilmez? kaç sene evvel şehnaz’ı arayan kadın nasıl olur da bir ipucu bulup sonuca ulaşamaz? yoksa ferhat’ı işin içine çeken baştan beri o mu?
    biz bu banu’nun pis işlerini bile bile, ona neden acıyalım ki bir erkeğin elinde oyuncak oldu diye, kadın zaten kaçakçı, mafyatik bilmemne. bize ne onun kırılan kalbinden?
    yiğit denen sünepe neden babasından nefret ediyor? ortada banu faktörü varken şirinle evlenip ne elde edebileceğini sanıyor?
    hüsrevle ilgili en ufak bir sorgulamaya girmiyorum, zira şu ana dek kendini en detaylı ifade eden karakter o oldu. daha ilk bölümden karalı ailesini öldürüp ferhat’ın babasının başını yakanın o olduğu alenen ortada. bari bu biraz gizemli kalsaymış.
    koskoca ışıl yücesoy’u işlevsiz bir babanne rolü için o kasvetli köşkün salonuna hapsetmenize ise hiç değinmek istemiyorum.
    ayh neyse, yine procrastination aşkına bir şeye sardım, allah’tan o da bitiyor.
  • kadro da sorun var cansu dere cok iyi ama tolga saritas miydi o cocuk olmamis
    diger kizda cok itici
    biraz daha derinlik lazim diziye tek konu az dusman eksiklik var hikaye cabuk cozulebilecek cinsten sasirtmiyor fazla