şükela:  tümü | bugün
  • kolombiya'da doğmuş galiba ama italya'da yaşamış uzun seneler. şişko şişko insanlar çizer, şahanedir. şişko mona lisa'sı da vardır.
  • kendini "ben kolombiyalı sanatçıların en kolombiyalısıyım" diye tanıtan süper süper postmodern ressam. tombik mona lisa'sının yanında tombi isa'sı ve elma yanaklı toparlak veletleriyle "familia" eseri de pek güzeldir.
  • eserleri en son roma'da sergilenen,sisko insanlar cizen,renkli bir sanatci.
  • son olarak ebu gureyb olaylarını resmetmeye karar veren yaşını başını almış ressam. bissürü insana sorsan ölmüş ressam kategorisinde bile anar kendisini, başarısından ötürü. başarısına başarı katmaya karar vermiş şimdi de ebu gureybde acı çekenlerin resimleriyle. hem politically correct de, satmayacakmış bu resimleri başkasının acısından para kazanmak istemediği için, özel koleksiyonunda saklayacakmış. zaten bu resimleri sergilemek de pek kolay olmamış, italyada falan sergilenicekmiş de şimdi ancak niyorkta sergilenebilmiş... bu sergi klasik bir ifade özgürlüğü vakası olabilir gibi geliyo. sonuçta orada resmedilen insan hakları ihlalleri ressamın hayalgücüne değil amerikan askerlerinin sapkın hayellerine dayanıyo. ama bunu gözümüze sokan ressam. ve ressam, bunu kör göze parmak ve şişko adamcıklarıyla bir yandan unutmamıza izin vermiyo ama sanki bir yandan da normalleştiriyo. ve ilk bakışta unutmamıza izin vermemesi politik mesajının kuvvetli yanı, normalleştirmesi ise sisteme teslim olmuş tarafıymış gibi geliyo. ama başka bir taraftan bakarsaki tam tersi olduğu da iddia edilebilir:

    foucault surveiller et punir kitabına korkunç ve seyirlik bir idamla başlar, hayvanlara bağlanmış olarak şehrin sokaklarında sürüklenen ve sürüklenirken parçalara ayrılan suçlunun cezasının ağırlığı, bir noktadan sonra suçluyu değil, bu seyirden adeta zevk alan seyirciyi yani potansiyel suçluyu ilgilendirmektedir. cezalandırma yöntemleri değişse, ve herşeyden önemlisi gizlileşse, ve hele de gündelik hayatın en sıradan kurumlarına yedirilse de kontrol potansiyeli değişmemektedir. bu anlamda ebu gureybde olanların unutulmaması, amerikanı rezil etmekle beraber nelere kadir olduklarını da unutmamamız babında savaşlarına hizmet etmektedir. öte yandan normalleşme, yani o görüntülerin tipik botero adamlarına dönüşmesi şiddeti hazmettiğimiz anlamından çok amerikaya bu hizmeti yapmaya gönülsüz olduğu anlamına da gelebilir boteronun. ama bence figürlere yüklediği yuvarlaklık, sergisinden söz ederken durduramadığı gülümsemesi, kullandığı tutku gibi anahtar kelimeler, "bu haksızlığı hazmedemiyorum" laflarına baskın çıkmaktadır şimdilik. ama göriceyiz.

    http://www.bbc.co.uk/…/050413_ghraib_pictures.shtml
  • yuvarlak hatların ustası ressam. tablolarına baktıkça insanın yüzünde bir tebessüm belirir.
    ebu gureyb'de yaşananları resmettiği tablolarına bakıldığında ise gülümsemek pek mümkün değil. ayrıca, ilk başta amerika'da galericilerin korkularından bu koleksiyonu sergilemekten kaçındıklarını, daha sonra akıllarını başlarına topladıklarını belirtmekte fayda var.
  • kendimle en cok ozdeslestirdigim tablosunu gorebilmeyi umdugum ressam.
  • kendisi ile yapılan bir ropörtaj:

    http://www.hurriyet.com.tr/…14658278.asp?yazarid=12
  • istanbul pera muzesi'nde eserlerinin bir kismini gorme sansina eristigim unlu ressam. ve evet sergiyi gezerken tabii ki de yurdum insanlarina maruz kaldim. ozellikle ilgimi ceken insan grubu profesyonel teyzelerden olusuyordu. efendim bu teyzeler (ortanin ustu gelir seviyesine ait ve) kendilerini biraz egitmis, sanat sevicisi olarak gecinen kisilerdi. resimlere bakip, orijinal bir fikri olmadigindan dert yandilar once, sonra da bir tanesi "ruh yok" dedi (tum eserlerde muthis etkileyici bos bir surat ifadesi takinmis karakterlerin neden bos bir surat ifadesi takindiklari ya da takinmak zorunda kalmis olabileceklerini sorgulamadan), en sonunda "ben daha guzel cizim yapiyorum"a vardi olay. yemin ederim abartmiyorum, tam zamanli teyze olarak calisan hanimefendi aynen boyle dedi. ben de botero'ya hodri meydan yaptim oracikta, "gel dedim, turk yeteneklerle yaris kolaysa" dedim. o da bana "git dedi, senle ugrasamam kizim dedi". peki dedim.
  • renkleri muhteşem kullanan ressam. insan bu adamın resimlerine bakıp geçemiyor, büyüleniyor adeta, portrenin içine giriyor, kendi o dünyada yaşarken imgeliyor. o nedenle resimleri tekrar tekrar görülesi, keyifle seyredilesidir.
  • tombul insanları ayrı bir güzelliğin konusu olarak konuşulmalı tabi ki ama kendisinin çizdiği nesnelerdekiler kadar üç boyutlu, kanlı canlı çizgileri görmek mümkün müdür bilemiyorum. uzanınca tutabileceğine iman ediyor insan.

    http://eu.art.com/…9f65a95039724a8bb01104548cd980a6
    http://eu.art.com/…9f65a95039724a8bb01104548cd980a6