şükela:  tümü | bugün
  • thomas vinterberg tarafından yönetilmiş, dogme95 kuralları dahilinde çekilen ilk filmdir. avrupa ve ingiltere'de "the celebration", danimarka'da "dogme #1" adıyla da vizyona girmiştir.
  • orjinal adi festen olan, dogma kurallariyla cekilmeseydi daha mi guzel olurdu ne? sorusunu sormama neden olan film.
  • gençseniz, film çekmek istiyorumculardansanız, üstüne üstlük"ama nası çekiyim anuna goyim"cilerdenseniz izleyip ders almanız gereken harika bir başyapıt. bir celebration çekmek için gereken sadece işini bilen büyük bir kadro ve güzel bir senaryo (bundan güzel olmasın). siz sıçsanız bile dikkati dağıtacak teknik sıçışlar fazla olmayacaktır, olsa da göze batmayacaktır.

    izlediğim en güzel filmlerden biri de diyemeyecem dv de çekmişler eseri. çok akıllıca duruşları kalkışları olan, he kendi kültürünü anlatabilen hem de elli beş tane adamı sırıtmadan idare edebilecek güzellikte bir kurgusu ve hikayesi olan bu filmin teknik yükünün büyük kısmı montajda oluşmuştur. o kadar da olsundur.
  • pek krank, pek eksantrik bir 60. yaşgünü partisi, üstelik danimarka çayırlarında..
  • --- spoiler ---

    danimarkali thomas vinterberg tarafindan yazilmış yönetilmiş, dogma kurallarına uygun bir film. küçükken tacize uğramış olmaktan (ensest bi de) daha kötüsü, ayağa kalkıp açıkladığınızda sizi kimsenin sallamaması olsa gerek. babalarının 60. yaş gününde bir skandal yaratmak isteyen iyi oğul ardarda başarısız olur. komik yanları da var, gözü yaşlı insanlık dramı değil. dogma da biraz amatrölük, biraz belgesel havası vermiş, pek güzel olmuş. sanki böyle bir parti gerçekten olmuş, biri gizli kamerasıyla canı çektiği gibi dolana dolana çekmiş gibi.yapay bir gerçeklik yok, insan ister istemez benzer temaları işleyen amerikan filmlerini düşünüyor.

    --- spoiler ---
  • cekilmis ilk 'dogma' filmi.
    (bkz: dogma 95 manifestosu)
  • danlardan nefret mi etsem, hepsinin akil hastasi mi oldugunu dusunsem, yoksa metanetlerini ve sogukkanliliklarini takdir mi etsem bilemedigim, arada sirada, 'hmm heralde bunun hepsi ruyaydi, olmus olamaz bunlar' dedirten, insani pek oyle icine cekivermeyen, tam anlamiyla tuhaf film.
    ayrica dovus sahnesinin de dogmanin neresine dustugunu bilmedigim film. babayi gercekten mi dovduler nedir?
  • izlemesi huzur veren bir film. bilmiyorum yönetmen çok mu başarılı, bu dogma 95 hakikaten çok mu iyi bir hadise, yoksa hep kusursuz senaryolar mı denk geliyor, ama bu tip filmleri seyrederken insan büyük prodüksiyonlardan biraz uzaklaşır gibi oluyor. bir tarafta ortadaki olayın tek boyutunu gösterip arkaya popüler müzik, biraz da slow motion tarzı efektler katarak narkoz etkisi yapan filmler, bir yandan da konuyu işlerken bütün karakterlerin psikolojik çözümlemesini yaptıran başka bir film var. hangisi daha fazla doyurur bir insanı...

    bugüne kadar hiç sıkılmadan birden fazla izlediğim az sayıda filmden birisi oldu festen. çok basit bir aile dramını anlatırken, sorunlu çarpık kişilikleri arka arkaya - parça parça tanıtarak müthiş bir kurgu oluşturmuş vinterberg. ayrıca yer yer alttan - üstten yüz ifadesi kesitleri dayamış, tam da yerine cuk oturtmuş.

    gbatokai adlı arkadaşın da "nereye geldim lan ben" tarzı dumurundan sonra olaylara müdaheledeki cesareti gözden kaçmamalıdır, hele hele christian'la diyalogları benim fena halde hoşuma gitmişti.
  • bir bati avrupa burjuva ailesinin dv ile cekilmis portresi - noktasi 20inci yuzyilin ortalarinda coktan konulmus bir devrin son mezar tasi.

    avrupadaki her guzel sanatlar müzesinde unlu ressamlarin genclik donemlerinde karin doyurmak icin cizdikleri portrelere rastlarsiniz : yorenin unlu tuccar, burjuva ailelerinin her biri en suslu kiyafetleri icinde ozenle yapilmis yagli boya tablolari. vinterberg'in bu filmde cizdigi burjuva ailesi portresi ise daha az 'yagli'dir hic kuskusuz.

    --- spoiler ---
    film, tipik avrupa burjuvasinin konformist yasamina tepe kamerasiyla degil, kale arkasi kamerasiyla bakmis - perdelerine arkasina gizlenmis notlari, mutfaktaki ask hikayelerini ve mahzendeki hizmetcilerin yasamini da gostermistir izleyiciye. bu bakimdan robert altman'in gosford park'a benzemektedir pekala. oysa bu filmde cinayet yoktur hic, cunku cinayetler cok onceden islenmistir zaten - size yalnizca ustaca donatilmis bir solen masasi uzerinde kan izlerini takip etmek kalir.
    --- spoiler ---