şükela:  tümü | bugün
  • söz yazarlığındaki yeteneğinin önünde saygıyla eğildiğim fiona apple’ın uzun aradan sonra çıkardığı yeni albümü. ilk dinleyişimde çok ısınamamış olsam da şu an zevkle dinliyorum diyebilirim.

    fiona’cığım şu gergin pandemi günlerine bir renk getirmek istemiş olacak ki normalde kasımda yayınlanması planlanan albümü nisanda salmış ortamlara. ellerine kulaklarına sağlık aşkıağm!
  • fiona apple 'ın hiç aceleye getirmeden ince ince dokuduğu, bekleyişe değdiğini daha ilk dinleyişte hissettiren beşinci stüdyo albümü. mükemmel bir şarkı sözü yazarı oluşu yirmi küsur yıldır zaten bilinen bir gerçekti, ama bu albümde enstrüman kullanımı, özellikle vurmalı çalgılar dikkat çekiyor. mutfak kap kacağından, eski yağ tenekelerinden gelen tıkırtılar, köpek havhavı, kedi miyavı, grup üyelerinin, apple'ın kız kardeşinin sesleri, alkışla tutulan ritimler kulağa çalınıyor. sosyal izolasyonun kraliçesi travmalarının, depresyonunun, obsesif kompulsif bozukluğunun, kadın ve erkek ilişkilerinin, kaybettiği köpeğinin ardından tuttuğu yasın, çocukluk yıllarından kırklarına dek zihnine yer etmiş unutulmaz karakterlerin, onu susturmaya, bastırmaya yeltenen herkesin ve her şeyin içinden kıvrıla kıvrıla geçmiş, evlerinden çıkamayan bizlerin avuç içlerine bu mücevher gibi albümü bırakmış gibi hissediyorum dinledikçe.

    albüm sürecini anlatan the new yorker makalesini de şuraya iliştirip, albümü bir tur daha dinlemeye gidiyorum.
  • fiona, çetrefilli alengirli girift bir albüm yapmış. bir çok çılgın deli sanatçı yaşlandıkça uslu aklı başında album yapar ((bkz: kate bush) (bkz: joanna newsom)) fiona ise tam tersi yaşlandıkça daha güzel albümler yapıyor.
    albumde diamanda galas meredith monk gibi sesler çıkarıyor. sevenleri dişlerini sıka sıka öfkeli kızgın şarkı söylemesine alışık ama bu albumde daha çılgın, vahşi, bağıra bağıra söylüyor.
    albume adını veren şarkıda, arkadaşı cara delevingne eşlik etmiş, kaydedilirken caranın köpekleri uslu durmuş ama şarkı bitimine doğru havlamaya başlamışlar. fiona da buna bayılmış ve şarkıya eklemiş.
    anlaşılan joni mitchell gibi dinleyicileri de piyasayı da sallamayıp istediği gibi albumler yapacak. böyle sanatçılar olmasa özgün yaratıcı albumler dinleyemeyiz öpüldün fionacım.
  • fiona'dan yeni bir tidal beklemek, ya da tori'den yeni bir boys for pele beklemek, bana nedense çok fazla nostaljik ve depresif geliyor. her şey, kendi zamanında güzel ve anlamlı.

    at gözlüklerimizi çıkarıp, sakince bakarsak bu albüme, 8 yıl boyunca (covid-19 falan daha ortalıkta yokken), kendini ev karantinasına alan fiona'nın, evinin dört duvarı arasında yazdığı, çizdiği, kayıt ettiği ve o bipolar ozan ruhunu muhteşem bir şekilde kaleme, kağıda, notaya ve kayda döktüğü bir albüm olmuş bu.

    lütfen bu minvalde bir tur daha baştan sona dinlensin.
  • albümdeki parçalar genel haliyle şöyle bir şekillenip tamamlandıktan sonra ”fetch the bolt cutters” adına karar veriyor fiona apple. doğrudan türkçeye çevirince bir garip tabii: ”cıvata kesiciyi getir”. aslında bu sözü, gillian anderson’ın the fall dizisindeki karakterinin replikleri arasından kapıyor.

    diziyi izlediyseniz hatırlarsınız muhtemelen; kuzey irlanda’nın karanlık diyarlarında bir seri katilin peşine düşen detektifi canlandırıyordu gillian anderson. kadın kurbanlarını öldürmeden önce kaçırıp işkence eden bu seri katili bulmak için her yeri alt üst eden detektifimiz ikinci sezonun son bölümünde yine bir suç mahaline geliyor. terk edilmiş bir ev burası. içeride yine bir kurbanı bulacaklarını düşünüyor. arabasından iniyor ve eline lastik eldivenlerini geçirirken ağzından şu sözler dökülüveriyor: ”fetch the bolt cutters” yani ”cıvata kesiciyi getirin”. her zamanki cool haliyle, kapının kilitlerini, zincirlerini söküverecek kurbana ulaşacak ve belki de onu kurtaracak. fiona apple ise bu sözleri, ”sizi özgürleştirecek aleti bulun, kırın zincirlerinizi” anlamında yorumluyor ve albümün üstüne yapıştırıveriyor.

    albüme, fiona apple'a ve diskografisine dair bir yazıya buradan ulaşmak mümkün.
  • 2020 çıkışlı fiona apple albümü, aynı albümün üçüncü şarkısı ve the fall ikinci sezon altıncı bölüm in summation'dan stella gibson repliği. ne şanslı cümleymiş yalnız. stella versiyonunu şuradan görelim, duyalım.
    şarkı da albüm de yıllar boyunca dinleyeceğim eserler listesinde kesinlikle. çok iyi albüm olması dışında kesinlikle çok kalıcı olacağını düşünüyorum.
    genel bir ruhsal çöküş ve bu çöküşün içinden seslenme ya da çöküşten çıkış anlarını düşündüren bir genel izleği var diyebilirim albümün. ama fiona olayı öyle güzel ve farklı noktalardan ele almış ki en depresif anda da en mutlu zamanlarda da kaymak gibi gider.
    şu anki şahsi favorilerim fetch the bolt cutters, under the table, rack of his, heavy balloon ve drumset. gerçi albümün tüm şarkıları favori de işte...
  • içimde bi yerlerde, çok derinlerde gizli kalmış ruh hastası, manyak, psikopat bir ruh halini uyanmaya zorlayan şarkılar barındıran fiona apple albümü. kendisi albümü “bunalımdan özgürlüğe adım atma albümü” olarak tanımlıyormuş, dolayısıyla çoğumuzun başucu albümü olmaya çok müsait bu aralar. çoğumuzun demek hatalı bir kullanım olabilir aslında çünkü herkese hitap edecek bir albüm olmadığı çok açık. zaten albümün öyle bir çabası olmadığı da çok açık. özellikle albüme birkaç kere dinleme şansı vermenizi öneririm. ilk dinlemede alamadığınız tadı dinledikçe alıp, bazı şarkıların hastası olma ihtimaliniz çok yüksek.

    metacritic puanının 100 olduğunu da eklemeliyim, bununla ilgili kısa bir yazıyı da şuraya bırakıp, favori şarkımı bulmaya gidiyorum zira karar veremedim hala. *
  • uzun zamandır dinlemeyi ertelediğim fiona apple albümü. daha ilk şarkı i want you to love me'yi dinlerken ne kadar büyük bir hata yaptığımı anladım. cidden muazzam bir tat. bambaşka bir zeka yapısında çıkmış muhteşem bir iş. cosmonauts'u yazmak için anormal biri olmanız lazım.

    skylar grey'i bir odaya kitleyip zorla 7-24 bu albümü dinletmek lazım. işte yıllardır millet senden böyle bir şey bekliyordu diye.

    bunun dışında under the table, rack of his, newspaper, cosmonauts, drumset ilk dinlemede dikkatimi çekenler.
  • metacritic ve pitchfork popüleritesiyle ben de hemen gittim dinledim bunu
    albümün tamamı (şu amerikalıların çok sevdiği) şiir performansları gibi ilerliyor
    müzik oldukça lo-fi tutulup arka planda anlatıma mizansen olarak konulmuş gibi
    diğer yandan sözler hakkaten çok hoş, şarkı sözünden ziyade şiir desek daha iyi
    ben kendi adıma newspaper, heavy baloon ve sondaki on i go adlı parçaları beğendim

    görsel
  • karantinanın en ama en güzel albümlerinden biridir. zamanında evden aylarca çıkmadığım bir dönemde tidal albümüyle tanımıştım fiona'yı ve saplantılı bir şekilde sleep to dream söylerdim. şimdi yine böyle bir dönemde yeni albümünü dinlemek benim için çok değerli.

    ayrıntılı bir incelemesi de buradan okunabilir.