1. aglayan adamın havarileri. hayatta ulvi degerlere inanmıs bunun icin gecesini gunduzune katıp, ermeye calisan erdikce eriyen sahısların masonik bir yapıda orgutlenmeleri neticesinde olusan lonca.
  2. abd nın besleyıp sakladıklarından. insanlar ne kadar da saf, kuran dınlemeyı buyurmuyor, okumayı buyuruyor. bu insanlar canimi sıkıyo
  3. batman'da maddi imkansızlıklar yüzünden dersaneye gidemeyen öğrencilere eğitim* hizmeti sunmak için açtıkları okuma salonlarında ya sadece erkek öğrencilere hizmet sunuyor bu cemaatin elemanları ya da kızlar ayrı erkekler ayrı sectionlarda hizmetten faydalanıyor.

    ileride neye hizmet edeceklerini henüz bilmeyen zavallı öğrenciler de minnet dolu sözlerle kendilerine bu hizmeti sunan abilerine olan borçlarını onlar gibi öğretmen olup kendileri gibi olan öğrencilere hizmet ederek ödeyeceklerini dile getiriyor.

    o çocukları bu adamlara muhtaç eden sisteme sokayım.
  4. tek adam fethullah gulen etrafinda olusan ve kimilerine gore gayet guclu olan topluluk.

    toplum uzerindeki etkisi bakimindan en kritik donem "tek adam" sonrasi donem olacaktir. bu tip muhalif cemaatler, kendilerini bir noktaya getiren kisinin ardindan genelde daha militanlasma ve sertlesme ya da dagilma ve parcalanma surecine girerler.

    idealist bir muhalif olarak algilanan lider, kendi cemaatini bu kadar bilindik bir yere getirebildiyse, topluluk elemanlarini odaklamayi basarabilmis ve her ne kadar mevcut sisteme karsi muhalefette de olsa, sistem ici dengeyi bir sekilde kurabilmis demektir.

    tabi cemaat kurmaylari, gulen sonrasi donem icin muhakkak istisare icindedirler fakat tek adamin golgesi fikir ayriliklarinin derinlesmesini engeller.

    mesela dusunce sistemi her ne kadar komunu ele alsa da kendisi yine tek adam olmus lenin sonrasi diger tek adam stalin'in sertlesmesi, buddha'nin olumunden sonra taraftarlari tarafindan tanri olarak algilanmasi, hassan sabbah efsanesinin devam etmesi ama ismaililik'in o kadar ortalikta gozukmemesi, liderinin mesih olduguna inanilmis fakat sonrasinda dagilmis sabetay sevi cemaati, ayetullah humeyni onderliginde mevcut sistemi yikmis ve ondan sonra daha da sertlesmis iran rejimi "tek adam" liderliginde yapilmis sisteme karsi muhalefetin ne kadar degisik yonlere gidebilecegine dair orneklerdir.

    tabi bir de bunlarin yaninda adlari sanlari bilinmeyen, tarih yapraklari arasinda silinip giden, sonrasinda hic anilmayan dolayisiyla da buraya net ornekler halinde veremeyecegim tonlarca ornek de eminim mevcuttur.

    demem odur ki, bu cemaatin bugununden ziyade fethullah gulen sonrasi doneminde cizecegi yon, etkileri bakimindan son derece ilginc olabilir.
  5. son dönem söylevlerindeki dinlerarası diyalog yaklaşımı yanısıra çeşitli gruplarca büyük ortadoğu projesinin önemli sayılan bir sivil toplum kuruluşu ve destekçisi olması iddialarının dile getirilmesi sonucu kendilerine ''yehova şakirtleri'' adını yakıştırabildiğim cemaattir.
  6. ergenlik çağındaki ve okula giden çocukları abiler vasıtası ile içlerine almaya çalışan dinci cemaat
  7. kendisine en ufak bir tenkitte bulunduğunuzda müritlerinden "haşaaa!" ünlemini duyabileceğiniz zatın cemaati.
    said nursi'nin 1960 yılında vefatından sonra nurcular, kendi içlerinde farklı anlayışlardan dolayı bölünmeler yaşar. hüsrev altınbaşak'ın önderliğindeki "yazıcılar" grubu çözülmenin ilk halkasıdır. daha sonra mehmet kırkıncı önderliğinde "yeni asyacılar" ayrılır cemaatten. bu arada gerek erzurum'da, gerek izmir'de güçlü hitabetiyle, verdiği vaazlarla dinleyenleri oldukça etkileyen ve cemaat içerisinde sivrilmeye başlayan bir isim vardır: fethullah gülen.
    gülen, ap'yi destekleyen nurculara karşı çıkar ve siyasetten uzak durulması gerektiğini söyler. büyük tepki toplar. kendini hiçbir zaman nurcu olarak tanımlamaz ve kendisini böyle tanımlamaya çalışanları da uyarır. ona karşı çıkanların yanında gittikçe genişleyen bir kitle de etrafında oluşur. o dönemde milli selamet partisi'ne açık tavır alan ap yandaşı nurcu gruplara karşı çıkar, siyasete bulaşmanın doğru olmadığını hatırlatır. bunun üzerine mspliler tarafından büyük bir sempatiyle karşılanırken kimi nurcuların şimşeklerini sütüne çeker. msp'liler tarafından vaazları kasetlere kaydedilerek camilerde cemaatlere dağıtılır. ünü de gün geçtikçe yayılır.
    12 eylül ihtilali islami çevrelerde, cemaatlerde, tarikatlarda büyük endişeye neden olur. fakat korkulan olmaz. aksine, kenan evren'in yurt gezilerinde ayetlerden, hadislerden örnek vererek konuşmalar yapması ve en somut gelişme olarak din dersini zorunlu hale getirmesi endişeleri ortadan kaldırır. gülen'nin 12 eylül darbesine bakışı da olumludur: 12 eylül'ün anarşiyi durdurması, sağ sol çekişmelerini sona erdirmesinden dolayı ortamın hizmet için daha müsait olduğunu düşünür. o dönemde kendi cemaatinin yayın organı olan sızıntı'da askerleri öven başyazılar yazmaya başlar. "asker tam zamanında yetişmeseydi, bütün millet olarak inkisar içinde ağlamaktan başka çaremiz kalmayacaktı" der. "onun süngüsünün" iniltimizi dindirip ateşmize su serptiğini ve ümidimizin tükendiği yerde mehmetçiğin hızır gibi imdadımıza yetiştiğini söyler. tuhaf olan ise, bu açıklamaları yapan gülen'in de arananlar listesinde yer almasıdır. bu açıklamalar islami çevrelerin büyük bir çoğunluğunun tepkisini çeker. evren ise yeni anayasayı ve dolayısı ile kendi cumhurbaşkanlığını oylamanın arefesinde cemaatler vasıtasıyla halkın desteğini sağlamak peşindedir. bu arada o dönemki başörtüsü eylemlerine, protestolara karşı fethullah gülen şaşırtıcı bir açıklamayla bu yürüyüşleri tenkit eder ve yine tepki çeker. o dönemde sahipsiz kalan zaman gazetesini satın alarak cemaatin yayın organı haline getirir.
    özal iktidarı islami çevrelerin, cemaatlerin ve tarikatlerin -ki kendisi de nakşibendidir- adeta şahlanışl dönemidir. yeşil sermayenin, islami sermaye bankalarının temelinin atıldığı dönemdir. 90'lı yıllara gelindiğinde ise laikleri aşırı derecede tedirgin eden bir refah partisi yükselişi vardır. "hz. cebrail dahi parti kursa, peşine takılmam" diyen gülen rp'ye karşı açıkça tavır alır ve: "rp seçimi kazanabilir ama hükümet olması kolay değil. hükümeti yönetmek, belediye yönetmeye benzemez. refah partisi iktidar olursa batı dünyası türkiye'ye sırtını döner." der.
    özal'ın ölümü ve demirel'in cumhurbaşkanı olmasıyla "demir leydi" unvanlı tansu çiller dyp genel başkanı ve başbakan olur. fethullah gülen'in görüşlerine ilgi duyar ve milletvekilleri vasıtası ile cemaatin ileri gelenleriyle görüşür. bu tanışma gülen ve cemaatinin kendini kamuoyuna açıkça göstermesinin başlangıcı olur. rp'nin radikalliğinden korkan kesimler, medya mensupları, sanatçılar, yazarlar "başörtüsü teferruattır. önemli olan okumak, ilim tahsil etmektir, bu uğurda gerekirse başörtüsünü açmakta sakınca yoktur." diyen gülen'e büyük sempati duymaya başlar. fazla uzatmak istemem. gülen'in devlet yanlısı askeri öven sözleri onun laik çevrelerce rp'ye karşı alternatif gösterilmesine, hoşgörünün simgesi olmasına ve 1995'te -tabi eğer yanılmıyorsam- "hocaefendi" unvanını almasına kadar vardı. çiller'in kendisiyle yaptığı gizli görüşmenin basına yansımasıyla büyük ilgi çeken, art arda röportaj talepleri alan gülen bir eğitim neferi, bir hoşgörü timsali ve papa ile görüşmesinden sonra bir manevi önder gibi algılanmaya başladı.
    28 şubat sürecinde erbakanın kulağı çekiliyor, bazı komutanlar * ona ve kimi milletvekillerine "ulan pz..." ile başlayan uyarılarda bulunuyordu. erbakan'ın mgk'ye sunduğu istihbarat dosyasında gülen'in isminin de olduğunun ortaya çıkmasıyla, gülen cemaatine ait yayın organları kıyameti koparıyor ve zaten zayıflamış olan erbakan hükümetine ağır eleştiriler yöneltiyordu. nihayet anayasa mahkemesi rp hakkında kapatma davası açıyordu. o dönemde hemen erken seçime gidilmesi konusunda çiller'e tavsiyede bulunan gülen, kapatılma sürecindeki bir partinin oylarının düşeceğini belirtiyordu.
    sonuca gelirsek: hükümetin, medyanın sempatisini kazanan ve askeriyenin faaliyetlerine göz yumduğu gülen ve cemaati 1999 yılında atv haberin "türkiye sarsılacak!.." nidalarıyla duyurduğu bir haberle ağır bir darbe alıyordu. haberde gülen'e ait bir konuşma kaseti vardı, gülen şu cümleleri sarf ediyordu: "durmadan hazırlanmalıyız, hem de hiç durmadan... zamanı gelince uygun boşluk bulunca maratona geçeriz. bazıları benim için 'korkak' diyor ama basından kaçmak, çok önemli bir manevradır. dikkatli olmalıyız. erken harekete geçersek tepemize binerler. başka kuvvetler var bu ülkede. bunları hesap ederek temkinli yürümekte yarar var... adliyede, mülkiyede ve devletin kurumlarında yer alan arkadaşlarımızın varlığı, ferdi mevcudiyetler olarak değerlendirilmemelidir. yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. gayemizin teminatıdır."
    kısaca aktardığım bu konuşmalar o dönemde basına bomba gibi düştü. fethullah gülen'e sempati ile bakanlara bile "adam bizi uyutmuş" dedirtti. o dönemin bazı gazeteleri: "takkeleri düştü", "fethullah hoca'ya idam talebi", "devlet el koydu", "hocanın hedefi orduyu ele geçirmek", "devletin fethullah raporu", "sen neymişsin be hoca!" şeklindedir. sadece zaman gazetesi "komplo ve hoşgörüye darbe" şeklinde farklı bir başlık atmıştır. daha sonra güya siyasetle uğraşmayan cemaat rp'den kopan ve "değiştik"(!) diyen akp'ye destek vermiştir.

    gelelim bugüne. görüyoruz ki laik olduğunu söyleyen devlet, siyasetçiler ve basın bile yeri gelince cemaatlerle iş birliğine gidebiliyor. atatürk'ün türkiye cumhuriyeti'nin şeyhler, dervişler ve müridler memleketi olmayacağına dair sözleri hafızalardan siliniyor. gülen cemaati bugün o kadar güçlüdür ki, cemaatin içine hiç dindar olmadıkları halde girip onun gücünden istifade etmeye çalışan yığınlar vardır. konuşmasındaki kehaneti tutmuştur ve bugün ülkenin adliyesi de, mülkiyesi de, milli eğitimi de, emniyeti de fethullahçıların adeta kuşatması altındadır. "kerizi uyandırma" hesabı, farklı bir metodla devlet içinde tabanını yaygınlaştırmış ve bugün iktidarı ele geçirerek amaclarını ağır ağır uygulamaya koymuşlardır. tüm bunlardan sonra belli yayın organlarındaki gülen havarilerinin cümleleriyle "yahu adam dünyanın dört bir yanına okullar açmış" "meyve veren ağaç taşlanır" "bu ülkede iyi şeyler yapmaya çalışanlara müsaade edilmiyor" nevinden yorum yapan arkadaşlardan ricam, kendileri okuyup kendileri öğrensinler, hazırcılığa kapılıp başkalarının papağanlığını yapmasınlar.
  8. tecrübeyle sabittir ki roman okuyan birine 'bu fuzuli şeyleri neden okuyorsun? ' diye soran mensupların bulunduğu cemaat.
  9. örgütlenme hızlarını ve kararlılıklarını gördükçe aklıma body snatchers*, özellikle de filmdeki bir sahneyi hatırlatan cemaat.

    uzaylılar bütün bir askeri üssü ele geçirip hemen herkesi dönüştürmüşlerdir. durumu önceden çakozlayıp olayı yetkililere anlatmak için kaçmaya çalışan bir hanımkızceğiz farkedilmiş ve köşeye sıkıştırılmıştır. ancak kızımız sonuna kadar direnmektedir. bu esnada ibne uzaylı şu sözleri sarf eder.

    -where you gonna go, where you gonna run, where you gonna hide? nowhere... 'cause there's no one like you left.

    -nereye gideceksin, nereye kaçacaksın, nereye saklanacaksın? hiçbir yere...çünkü senin gibi kimse kalmadı.

fethullah gülen cemaati hakkında bilgi verin