şükela:  tümü | bugün
  • kendisi de fethullahçıların mağduru olan, hapis yatan odatv ankara temsilcisi müyesser yıldız'ın ibretlik yazısı.

    “fetö”nün “devlet içinde devlet” olduğunu ilk kim tespit etti

    cevap: 28 şubatçılar! bundan tam 20 yıl önce adını koymuş, böyle giderse çok yakında devleti ele geçirirler demişler! şimdi anladınız mı 28 şubat darbesi goygoyu'nu.
  • (bkz: cevdet saral)
  • herhalde pek öenmli bir haber diye açtım ki ne göreyim? eski hizipçilik ile zehirlenmiş bir haber.

    oda tv şunu demiş de, "28 şubat darbesi goygoyu"ymuş. o darbe değildi yani? askerler tehdit için değil, sevgi gösterisi için ve de gül alıp gittiler erbakana saçma sapan konuşup orduyu kışkırttığında. a bir dakika, 27 mayıs da darbe değildir muhtemelen, çünkü yapanlar sola yani bizim mahalleye yakındır, ama 12 eylül bizim mahalleden yana olmadığından o darbedir.

    bu hastalıktan kurtulamadık. darbeyi fetö yapınca "kendi halkına silah sıkan..." gibi tabirler çıktı, sanki önceki darbeler asfalta "seni seviyorum" yazarak ve kapıya bir kutu çikolata bırakılarak yapılıyordu. bizim mahalle böyledir, darbe deyince 12 eylül ve 15 temmuz darbedir, diğerleri değil.

    neden bu ülkede devamlı değişik klikler oluşuyor biliyor musunuz? bu noktada biraz retorik çalışarak söylenen sözün altındaki zihne bakalım. işte cevabı yazıda gizli:

    "fetö’ye beklediği fırsatı sunan, uzun dönem belli okulların, belli makamların, belli mesleklerin bu ülkenin asli evlatlarına adeta kapatılmış olmasıdır. bu çarpıklık meydanı, kapıdan alınmayınca, bacadan girmeye çalışan fetö gibi simsarlara bırakmıştır. "

    yani bu ülkede asli olan bazı evlatlar var bir de asli olmayanlar var. bu ülkeyi yıllardır öylesine babalarının çiftliği gibi yönettiler ki dilleri hala aynı konuşuyor. sen ülkendekilere suç tespit etmeden "bizden" "ondan" dersen o da gider diğer gurubun kucağına düşer. ülke senin babanın mı ki birileri asli diğerleri değil?

    problem oranın fetönün eline geçmesi değil, "asli evlat" olan kendi ideolojisinden kişilere kapanmış olması. ellerine bir güç geçse de tüm "üvey"leri kovup "asli"leri yerleştirseler. bu ülkede 200-300 aktif askerin kalkıştı bir darbe girişimi sonrası 130 küsur general atıldı ordudan. hepsi "üvey" ilan edilip terk edildiler. savunmaları bile alınmadı, gencecik harbiyeliler sokağa konurken. çünkü onlar "üvey" olabilirler. ya değillerse?

    "ne deseydi yani?" diyorsunuz. cümleyi düzeltelim. ""fetö’ye beklediği fırsatı sunan, uzun dönem belli okulların, belli makamların, belli mesleklerin hak edenlere kapatılmış olmasıdır."

    ama böyle diyemezler. bizim hümanistler tatlı su hümanistidir.

    oda tv'den bu yüzden tiksinirim. oda tv mantığı bizim mahallenin kadim mantığıdır. eline güç geçse, bugün şikayet ettiği ayrımcılığın aynısını on katıyla yaparken hümanizm nutukları atıp, nobel barış ödülüne aday bile olur. çünkü bu ülkede öylesine kolpa ve yalan bir sol anlayışı var ki faşizmin ta kendisini ister ama özgürlük nutku atar.

    diyeceksiniz ki sen de nereye takılmışsın. hayır yazının esasını sokakta kediler bilir, haber değeri ne ki bunun? defalarca okumuştur herkes 2004 kararları meselesini. yazının önemli kısmı savunulup cilalanan dünün mağdurlarının aslında sadece güç ellerinde olmadığı için o an mağdur olduklarıdır, insan sevgisiyle dolu oldukları için değil.

    bizim"asil" ve "üvey" tanımlamalarınız ve başkalarına küçük dağları yaratmış edasıyla yukarıdan bakmamız bu ülkenin özellikle de cahil haklını bin bir türlü sapık grup ve ideolojini eline düşürdü.

    mahalleye bir sır vereyim. bin yıl da geçse, zorlasak da gebersek de muhafazakarlar bizim mahalleye gelmeyecek. kimse üvey görüldüğü yere gelmez, küfür de yese baba evi gördüğü yere gider.

    korkarım hala akıllanmayan bu mahalleyi bir gün bir sel gelip yerle bir edecek.
  • ben.
    küçükken bizi sohbete çağırdıklarında, "bunlar ne ayak bira var mıdır acaba" diye sormuştum.