1. 13 yıl sürdüğü ifade edilir... şehzadeler kargaşası ve dahası...

    (bkz: fetret devri)
  2. hükümet gücünün gevşediği bir dönemde düzenin yeniden kurulmasina ve normale dönmesine kadar geçen süreye denir. günümüzde bu süre çok kısalmıştır. hatta yok denecek kadar azdır..
  3. sözlük anlamı ara dönem demek olup,islamı terim anlamı ise, iki peygamberin gelişi arasında geçen ara dönem. ilahi hükümlerin veya vahyin bir süre durması, gelmemesi. hz. isa ile hz. muhammed arasındaki zaman.
  4. ali kemal'in kimi çevrelerce ütopya olarak kabul edilen romanı.

    devlet yönetimi gibi konularda net bir şey ortaya koyamaması nedeniyle zannımca bir ütopya değil, bir hayaldir.
  5. "sözlükte "gevşeme, gücünü ve te'sirini kaybetme" manasına gelmektedir. dînî literatürde ise bir peygamberin ölümü ile diğerinin zuhuru arasında geçen zaman dilimine denir. bu kavram daha çok hz. isa ile hz. muhammed (a.s.) arasında geçen tebliğsiz dönem ile yine hz. peygambere nazil olan "alak" sûresinin ilk âyetlerinden "müddessir" sûresinin başındaki âyetlerin inişine kadar vahyin geçici bir süre için kesilmesi anı için kullanılmıştır. her iki anlamda da peygamberlik zincirinde süreklilik ve benzerlik arz eden tebliğ ve davetin belli bir süre için kesintiye uğraması anlaşılmaktadır. peygamberler tarihi incelendiğinde hangi dönemde ne kadar yıl ve süre nübüvvet zincirinde kesinti olduğu net olarak bilinmemektedir. ancak hz. isa ile hz. muhammed arasında yaklaşık 600 yıl gibi bir süre geçmiştir. böylece hz. peygamber'in bi'seti öncesi dönemde yaşayan bazı insanların hanif inancı üzerine, yani hz. ibrahim'in dinine bağlı olarak yaşadıkları bilinmektedir.
    ister islâm öncesi dönemde, ister islâmî devirde yaşamış olsun, peygamber davetinden haberdar olmayanların dinî sorumluluğu hususunda kelâm bilginleri başta olmak üzere bütün islâm müctehidlerince farklı yorumlar yapılmıştır.
    haricî, şiâ ve eş'arî mensupları insanların dinî yönden sorumlu tutulmasını peygamber davetinden haberdar olma şartına bağladıklarından "fetret ehlinin" âhirette kurtuluşa ereceği ve cennete gireceği görüşündedirler. ebû hanife, mu'tezile ve mâtüridî gibi itikadî ekollerin temsilcileriyle bu ekollere bağlı olan diğer kelam bilginlerine göre, fetret ehli, allah'ın varlığına ve birliğine inanmak, ayrıca akılla bilinebilecek olan iyi filleri yapmak ve kötü fiillerden kaçınmakla yükümlüdür. bu sorumluluğu yerine getirenler kurtuluşa erecek, getirmeyenler ise cezaya muhatap olacaklardır. selefiyye düşüncesini benimseyen âlimler ise fetret ehlinin durumu, yapılacak bir imtihandan sonra belli olacak derler. bu durumda aklî melekesi yerinde olmayanlarla geç bir yaşta davete muhatap olanların mazereti kabul edilecek, diğerleri ise fiillerine göre sorumlu olacaklardır.
    hz. peygamber'in nübüvveti ile onun tebliğ ettiği islâm dininin son ve evrensel olması dikkate alındığında hz. peygamberin döneminde ve sonrasında sorumluluğu tamamen ortadan kaldıracak bir fetret söz konusu değildir. hz. peygamber sadece hira'da başlayan vahyin biraz gecikmesiyle vahyin kendisinden uzaklaşmış olduğu hissine kapılmış ve o yüzden küçük bir manevî üzüntü çekmiştir. bu durgunluk devri kısa bir süre sonra "müddessir" sûresinin vahyi ile, sona ermiştir. hz. peygamber'den sonra da bir fetret söz konusu değildir. zira insanlık, islâm vahyinden asla uzak kalmamıştır. (f.k.)"
    kaynak: dini kavramlar sözlüğü.
  6. isyan anlamına da gelmekte olan kelime.
  7. ehli fetret yani fetret dönemi halkı tabiri genellikle peygamber gelmediği zamanlarda, mesela hz. isa ile peygamber efendimiz (sav.) arasında yaşayıp isevi tebliğe de muhattap olamamış insanlar hakkında kullanılır. bu insanlar, ehli necat mıdır, yani ahirette cennete mi gidecektir yoksa ehli necat olmayıp cehenneme mi gidecektir meselesi ehli sünnetin iki kolu olan eşariler ile maturidiler arasında küçük bir tartışma sebebidir.

    eşariler biz rasul göndermedikçe azap edici değiliz ayetine dayanarak peygamberi tebliğe muhatap olamamış insanların ahirette kurtulacaklarını kabul etmektedir. maturidiler ise bu ayetin dünyada azap veya ceza ile ilgili olduğu görüşündedir. onlar kuran-ı kerim’de aklı ve vicdanı şahit tutan pek çok ayete dayanarak, fetret ehli de olsalar kurtuluş için cenabı allah’ın varlığına inanmak gerektiğini, insan akıl ve vicdanının hz. allah’a inanacak donanımla yaratıldığını ileri sürerler.

    said nursi’nin yaklaşımı ise kısmen farklıdır. her zaman dünyanın her tarafında kendilerine tebliğ gitmemiş milyonlarca insan bulunabilir. dolayısıyla fetret ehli belli bir zamana hasredilemez. önemli olan, tebliğin gidip gitmemesi, tebliğe muhatap olup olmamadır. mesela peygamber efendimiz (sav.) zamanındaki mekke halkı için kuranı kerim’de ataları uyarılmamış, haliyle de kendileri de gaflette tabiri kullanılır. demek oluyor ki, sadece peygamber efendimiz (sav.) ‘in risaletinin hemen öncesinde yaşayan mekke halkı veya hz. isa ile peygamberimiz (sav.) arasında yaşayanlar değil, daha çok kabul gören bir görüşe göre hz. ismail’den sonra hicaz’da peygamber gelmediği için, mekkelilerin asırlarca daha geriye doğru ataları uyarmaya yani tebliğe muhatap olmamıştı ve dolayısıyla gaflet içindeydiler. uyarılmama, tebliğe muhatap olmama gaflet sebebi olup, böyle bir gaflet de dünyada azabı kaldırır. “açık ki rabbin, herhangi bir memleketi oranın halkı habersiz yaşayıp giderken, helak etme gibi bir zulmü asla işlememiştir ve işlemez de.” demek ki allah dünyada gaflet sebebiyle bir ceza vermediyse ahiret’te de vermez. ve dünyanın neresinde ve hangi zamanda olursa olsun hak din perdeler altında kalmışsa ve bir insan tebliğe de muhatap olmamışsa o, fetret ehlidir. fetret ehli de zalim ve gaddar olmamak kaydıyla ehli necattır. onların buluğdan önce savaş ve deprem gibi felaketlerde ölen çocukları bir nevi şehid hükmündedir.

fetret hakkında bilgi verin